13 Kasım 2014 Perşembe

Dink cinayeti soruşturmasında 45 tanık, 3 gizli tanık ve bir HTS raporu

KEMAL GÖKTAŞ

AYM'nin (Anayasa Mahkemesi) ailesinin Hrant Dink cinayetiyle ilgili yaptığı bireysel başvuruda, "etkili soruşturma yapılmadığı" gerekçesiyle verdiği ihlal kararının gerekçesi, Resmi Gazete'de yayımlandı. Gerekçede AİHM kararına rağmen cinayette ihmalleri olan veya cinayet organizasyonunda yer alan kamu görevlilirenin ifadelerinin dahi alınmaması nedeniyle "yaşam hakkının" usuli yönden ihlal edildiği belirtildi. AYM kararında İstanbul Başsavcılığının kamu görevlileri ile ilgili soruşturma kapsamında 45 tanık ile 3 gizli tanık dinlediği, ayrıca Dink cinayeti sanıklarının Ergenekon, Zirve, Balyoz ve Kafes davası sanıkları ile irtibatlarının olup olmadığının HTS (arama detayları) kayıtlarının çıkarılması yoluyla araştırıldığı ortaya çıktı. Savcılığın ayrıca AYM'ye kamu görevlileri hakkında "suç organizasyonunda yardım ve ihmal suretiyle öldürme" suçlarından soruşturma yürütüldüğü bilgisini de verdiği anlaşıldı.



3 gizli tanık, HTS raporu ve "ihmali davranışla öldürme" suçlaması

AYM kararında, İstanbul Başsavcılığı ile yapılan yazışmalara yer verildi. Buna göre Başsavcılık AYM'ye, Dink ailesinin avukatı Hakan Bakırcıoğlu'na soruşturma dosyanın bir örneğinin verildiğini belirterek 10 Aralık 2010 - 8 Mayıs 2014 arasında 45 kişinin tanık, 3 kişinin gizli tanık, 8 kişinin ifade sahibi olarak dinlendiği, Dink cinayetine karışan sanıkların Malatya Zirve Yayınevi cinayeti, Ergenekon, Balyoz ve Kafes davalarında yargılanan sanıklarla bir irtibatlarının bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla HTS ile ilişkili irtibat raporunun uzmanlarca çıkartıldığı, 20 MAyıs 2014 tarihinde İstihbarat Daire Başkanlığındaki telefon sorgulamalarına ilişkin kayıtların silinmesi konusunda yürütülen soruşturma raporunun alındığı, kamu görevlilerinin suç organizasyonuna yardım niteliğinde eylemlerinin bulunup bulunmadığı, ihmali davranışla kişinin ölümünde sorumluluklarının olup olmadığı yönünden soruşturmanın derinleştirilerek şüpheli görülen kişilerin çağrılıp dinlenmesi aşamasına gelindiğine" ilişkin bilgi verildiğiği belirtildi.


AYM'nin oybirliğiyle aldığı kararda AİHM'in (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi( kararından sonra kamu görevlileri hakkında yürütülen adli işlemlere ve Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu Raporu'na yer verildi. Üçüncü kişilerin eylemleri sonucunda ortaya çıkan öldürme olaylarına yönelik devletin kapsamlı ve etkin bir cezai soruşturma yürütmesi yükümlülüğü bulunduğu vurgulanan kararda, devletin yaşam hakkı ihlallerinde maddi ve usul açısından sorumlulukları bulunduğu anlatıldı. Maddi sorumluluğun gereği olarak devletin ölümlerin önlenmesi için gerekli tedbirleri alması, usuli sorumluluğun gereği olarak ise "doğal olmayan her ölüm olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmi bir soruşturması" gerektiği ifade edildi.
AİHM'in Dink'in yaşamının "açık ve yakın bir tehlike" altında olmasına rağmen güvenlik güçlerinin cinayeti engellemek için gereken önlemleri almadıkları sonucuna vararak Türkiye'yi mahkum ettiği ve ailesine tazminat ödenmesinhe hükmettiği hatırlatılan kararda "Kamu makamlarının önlem almadaki başarısızlığı nedeniyle cinayetin işlenmesi sonucu gerçekleşen hak ihlali ile ilgili başvurucuların mağduriyeti AİHM kararıyla ortadan kalkmıştır. Başvurucuların mağdur sıfatı sona erdiğinden aynı ihlal nedeninin ikinci bir kez AYM'ce incelenmesinde hukuki yarar yoktur" denildi. AYM bu nedenle yaşam hakkı ihlalinin maddi açıdan incelemesini yapmayı reddetti.

"İhmali olan ya da cinayet organizasyonunda yer alan"

Kararda, AİHM'in aynı kararında, ölümde ihmali olabilecek kamu görevlilerinin tespitine yönelik etkili bir soruşturma yürütülmediği gerekçesiyle yaşam hakkının usuli boyutunun da ihlal edildiğine karar verdiği anımsatıldı. Kararın gereğini yerine getirmenin devletin ödevi olduğu vurgulanan kararda, usul açısından ise AİHM'in ihlal kararı ile başvurucuların mağdur sıfatının sona ermediği ifade edildi.

"Soruşturmanın etkililiğini zayıflatmıştır"

Kararda şöyle denildi: "AİHM kararında da vurgulandığı üzere, cinayetin ardından İstanbul Savcılığınca, maktulün yaşamının korunması yükümlülüğünün yerine getirilmesinde ihmali bulunan memurların kimliğinin de belirtilerek, İstanbul ve Trabzon'daki soruşturma birimlerine iletilmesine rağmen, cinayetin gerçekleştiği tarihten bireysel başvurunun inceleme tarihine kadar halen olayla ilgili ihmalleri olduğu ileri sürülen kamu görevlilerinin bağımsız adli birimlerce soruşturulmamış ve olaydaki rollerinin belirlenmemiş olması soruşturmanın etkililiğini zayıflatmıştır. Dink'in öldürülmesi sürecinde sorumluluğu olduğu iddia edilen kamu görevlileri ile ilgili soruşturmaların sistemik ve uygulamadan kaynaklanan bazı sorunlar nedeniyle istenilen seviyede tarafsız, etkin, düzenli ve hızlı sürdürüldüğünü söylemek mümkün değildir.

AİHM dikkate alınmadı

AİHM değerlendirmelerinin gereği gibi dikkate alınmamış, sistem sorunları ve yöntem yanlışlıklarının giderilmesi çabalarının gerekli özen, ivedilik ve sorumluluk içinde yürütülmemiş, buna ilişkin belirtilerin de tatmin edici olmaktan uzak olmuştur. Soruşturma sürecinde ilgili kamu görevlilerinin ifadelerine bile başvurulmadan verilmiş takipsizlik kararlarının başlı başına ihlal nedeni olması karşısında, soruşturmanın takibi için geçen süreyi makul kabul etmeye yarayacak kabul edilebilir, şeffaf bilgilere ve bulgulara ulaşılamadığı da dikkate alındığında, soruşturmanın, devletin pozitif yükümlülüğüne uygun olarak etkili bir şekilde yürütüldüğü söylenemez.

"İfadeleri bile alınmadı"

Buna göre, gerek kamu görevlilerinin yargılanmasına ilişkin mevzuatın uygulanmasında gerekli özenin gösterilmemesi ve kamu görevlilerinin soruşturulması hususunda izlenen yöntemlerdeki hatalar gerekse de adli birimlerin yeterince hızlı ve özenli davranmamaları sebepleri ile olay kapsamında ihmalleri olduğu ileri sürülerek kimlikleri tespit edilen İstanbul ve Trabzon'daki kamu görevlilerinin, cinayetin üzerinden uzunca bir süre geçmiş olmasına rağmen halen ifadelerinin bağımsız adli birimlerce alınamadığı, olaydaki rollerinin saptanamadığı, öldürülenin yakınlarının ancak kendi çabalarıyla soruşturma sürecinden haberdar olabildikleri ya da katılabildikleri, soruşturmanın makul bir özen ve hızla yapılamadığı anlaşılmış olduğundan, hakkın özüne zarar verecek şekilde yürütülen bu soruşturmanın bir bütün olarak etkisiz olduğunun kabul edilmesi gerekir."

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder