3 Ekim 2014 Cuma
Yargıtay'ın çocuk istismarında akıl almaz sorusu
KEMAL GÖKTAŞ
Yargıtay, babasının arkadaşı tarafından arabayla kaçırılarak cinsel istismara uğrayan 13 yaşındaki çocuk ile ilgili verilen "ruh sağlığı bozulmuştur" raporunu kabul etmeyerek, ruh sağlığının arabayla kaçırıldığı için mi yoksa cinsel istismar nedeniyle mi bozulduğunun araştırılmasını istedi. Yargıtay kararı doğrultusunda bir kez daha muayene işkencesine maruz kalacak olan mağdur çocuğun istismar nedeniyle değil, kaçırıldığı için ruh sağlığının bozulduğuna karar verilirse, sanığa verilen 12.5 yıl hapis cezası, 2.5 yıla düşecek.
Ankara'da yaşanan olayda, 13 yaşındaki küçük kız çocuğu D.B yolda yürürken babasıyla aynı işyerinde çalışan ve evlerine gelip giden H.G arabayla yanında durarak 'Seni baban çağırıyor, babanın yanına götüreceğim' dedi. D.B ise H.G'nin, babasının arkadaşı olması ve evlerine gelip gitmesi nedeniyle tereddüt etmeden arabaya bindi. Bir süre sonra arabanın farklı bir yoldan gittiğini fark eden D.B, babasını aramak istedi ancak H.G buna izin vermedi. Cep telefonunu mağdur çocuğun elinden alan H.G, çocuğa cinsel istismarda bulundu. Mağdur çocuk, babasını aramasına izin vermeyen ve kendisini kaçırmaya kalkan adamın arabasından bir fırsat bulup atlayarak kaçtı ve bir eve sığınarak babasını durumdan haberdar etti. H.G hakkında cinsel istismar ve hürriyetten yoksun kılma suçlarından dava açıldı.
12.5 yıl ceza
Ankara 3. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki yargılama sırasında Hacettepe Üniversitesi Çoçuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı, mağdur çocuğun ruh sağlığının bozulduğuna dair rapor verdi. Olayın üzerinden 1 yıl 10 ay geçtikten sonra hazırlanan raporda, D.B'nin "yaşadığı olay sonrası gelişen travma sonrası stres bozukluğu belirtilerinin bir kısmının halen devam ettiği, dolayısıyla yaşadığı olaydan dolayı ruh sağlığının bozulduğu tıbbi kanaatine varıldığı" belirtildi.
Mahkeme, dava sonunda, H.G'yi "çocuğun basit cinsel istismarı" suçundan önce 3 yıl hapis cezasına mahkum etti. Ancak mahkeme çocuğun ruh sağlığı bozulduğu için kanun gereği cezayı 15 yıl hapse yükseltti. İyi hal indirimi yapılan sanık 12.5 yıl hapis cezası aldı.
"Hangi suçtan ötürü ruh sağlığı bozuldu?"
Kararın temyiz incelemesini yapan Yargıtay 14. Ceza Dairesi, Hacettepe Üniversitesi'nin raporunda mağdurenin "hangi suç nedeniyle ruh sağlığının bozulduğuna dair yeterince açıklık bulunmadığı, çocuğun bacağının okşanması eyleminden dolayı ruh sağlığının bozulup bozulmadığı konusunda Adli Tıp'tan rapor alınması gerektiği" gerekçesiyle yerel mahkeme kararını bozdu.
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi ise Yargıtay'ın kararına uymadı ve eski kararında direndi. Mahkemenin direnme kararında, Hacettepe Üniversitesi'nin mağdurenin cinsel istismar eyleminden ötürü ruh sağlığının bozulduğu için rapor verdiğinin açık olduğu belirtildi.
Sanık kurtulacak
Sanığın kararı temyiz etmesi üzerine dosya Yargıtay Ceza Genel Kurulu'na geldi. Genel Kurul'a görüş bildiren Yargıtay Başsavcılığı da tebliğnamesinde, 14. Ceza Dairesi'nin kararı doğrultusunda yerel mahkeme kararının bozulması ve mağdurenin Adli Tıp'ta muayene edilerek yeni bir rapor hazırlanması gerektiğini savundu.
Dosyayı geçen hafta görüşen Yargıtay Ceza Genel Kurulu da bu görüşe katılarak yerel mahkeme kararının bozulmasına karar verdi. Karar doğrultusunda mağdure çocuk, 3.5 yılı aşkın bir süre önce yaşanmış istismar olayı için Adli Tıp Kurumu'nun ilglii İhtisas Kurulu'nda yeniden muayene edilecek. Türk Ceza Kanunu'nda ruh sağlığının bozulması, cinsel istismar suçlarında ağırlaştırıcı neden sayılırken hürriyeti yoksun kılma suçunda ağırlaştırıcı neden sayılmadığı için sanığın cezası önemli ölçüde düşecek. Adli Tıp'ın çocuğun ruh sağlığının "cinsel istismar" değil de "hürriyetten yoksun kılma" suçundan ötürü ruh sağlığının bozulduğuna karar vermesi halinde, sanığın cezası 12.5 yıldan 2.5 yıla düşecek.
--
Kemal Göktaş
Bir bayram kutlaması ve "içerdekilerin" dışarıdakilere raporu
Kırıkkale F Tipi Hapishanesi'nden Gökhan Gündüz tarafından gönderilmiş bir bayram kutlaması ve ekinde Eylül ayı hak ihlalleri raporunu aldım. Sadece ben okuyayım diye yazılmadığına göre, en azından burada paylaşmak istedim.
Merhaba
Eylül ayında Kırıkkale F Tipi Hapishanesi'nde yaşatılan, uğradığımız hak ihlallerinin raporunu paylaşıyoruz sizinle...
2 Ekim 2014 Perşembe
Demirtaş: Hükümet PYD ile görüşmeye kapalı değil
KEMAL GÖKTAŞ
HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Başbakan Ahmet Davutoğlu ile görüşmesinde hükümetin PYD ile görüşmeye kapalı olmadığı izlenimi edindiğini belirterek "Türkiye böyle bir adım atarsa bir taşla birden çok kuş vurmuş olur" dedi.
1 Ekim 2014 Çarşamba
Ölümüne dayağa işkence davası ağır cezadan döndü
KEMAL GÖKTAŞ
Eskişehir'de Gezi eylemleri sırasında öldürülen Ali İsmail Korkmaz'la aynı saatlerde dövülen Doğukan Bilir'le ilgili davada asliye ceza mahkemesinin suçun yaralama değil, işkence olduğuna ilişkin kararı ağır ceza mahkemesinden döndü. Eskişehir 19. Asliye Ceza Mahkemesi'nin, Bilir'i dövdükleri iddiasıyla yargılanan sanık polisler hakkında "yaralama" suçundan açılan davada verdiği görevsizlik kararına yapılan itiraz üzerine Ağır Ceza Mahkemesi, hiçbir gerekçe göstermeden "görevli olmadığına" karar verdi. Böylece dosyanın hangi mahkemede hangi suçlamayla görüleceğine ilişkin karar Yargıtay'a kalmış oldu.
29 Eylül 2014 Pazartesi
Danıştay'daki HSYK seçiminin ilginç perde arkası: Sosyal demokrat-AKP ittifakı
KEMAL GÖKTAŞ
Danıştay'da HSYK (Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu) üyeliği için yapılan seçimler sonunda sosyal demokrat görüşleriyle bilinen ve hükümetin desteklediği Yargıda Birlik Platformu'nun da oy verdiği Taci Bayhan ile cemaate yakınlığıyla bilinen Şaban Işık asıl üye oldu. Seçimin sonucunu Yargıda Birlik Platformu'yla birlikte hareket eden eski HSYK üyesi Ziya Özcan'ın son dakikada Taci Bayhan lehine adaylıktan çekilmesi belirledi. Hem YARSAV hem de Yargıda Birlik Platformu mensuplarının, ayrı ayrı Taci Bayhan'ın kendi adayları olduğunu belirterek seçilmesinden mutluluk duyduklarını belirtmeleri, Danıştay'da ilginç bir ittifakın da göstergesi oldu.
YSK, HYSK adaylarının özgeçmişini beğenmedi, kendisi yazdı
KEMAL GÖKTAŞ
Yüksek Seçim Kurulu (YSK), HSYK'ya üye seçiminde aday olan bazı hakim ve savcıların YSK'nın internet sitesinde yayınlanacak olan özgeçmişlerini uygun bulmayarak düzeltmelerini istedi. Adayların YSK'nın istediği düzeltmeleri yapmaya yanaşmaması üzerine YSK, sadece temel bilgilerin yer alacağı özgeçmişleri kendisi yazmaya karar verdi.
Mesele emekli olunca: AYM'den bir yıl arayla taban tabana zıt karar
KEMAL GÖKTAŞ Ankara
Bireysel başvurulara bakan Anayasa Mahkemesi (AYM) 1. Bölümü, Vakıfbank Emekli Sandığı Vakfı'ndan emekli olan 3 bin kişiyi ilgilendiren davada, geçen yıl AYM Genel Kurulu'nun "Anayasa'ya uygun" diye iptal istemini reddettiği kararına taban tabana zıt bir karar vererek kanun hükmünün "Anayasa'ya aykırı" olduğuna karar verdi. Üstelik AYM 1. Bölümünün bu kararında, AYM Genel Kurulu'nda iptal isteminin reddi yönünde oy kullanan 3 üyenin de imzası yer aldı. AYM kararında binlerce emekliyi mağdur eden çelişki için "iptal başvurusunda kanunun Anayasa'ya aykırılığına baktık, şimdi ise kanunun uygulanmasının Anayasa'ya aykırılığına baktık" savunması yapıldı. AYM 1. Bölümü, ihlal tespitinde bulunmasına karşın 60 bin TL tutarında maddi zarara uğrayan emekliye sadece 5 bin TL manevi tazminat ödenmesine karar vermesi de dikkat çekti.
Gösteriye katılan memura verilen cezayı mahkeme iptal etti
KEMAL GÖKTAŞ
Adalet Bakanlığı'nın Hopa'da 2011 genel seçimlerinden önce çıkan olayları protesto eylemine katıldığı ve pankart taşıdığı için zabıt katibine verdiği "kınama" cezası mahkeme tarafından "memurun demokratik hakkını kullandığı" belirtilerek iptal edildi.
Adalet Bakanlığı'nın Hopa'da 2011 genel seçimlerinden önce çıkan olayları protesto eylemine katıldığı ve pankart taşıdığı için zabıt katibine verdiği "kınama" cezası mahkeme tarafından "memurun demokratik hakkını kullandığı" belirtilerek iptal edildi.
28 Eylül 2014 Pazar
8 yıl süren soruşturmada karar: "Oligarşiyi yıkana dek savaşacağız" ve "katil devlet" sloganları suç değil
KEMAL GÖKTAŞ
Ankara Cumhuriyet Baºsavcılığı, 8 yıl önce bir lisenin duvarına yazılan "Katil devlet hesap verecek" ve "Oligarşiyi yıkana dek savaşacağız" gibi ifadelerin yer aldığı sloganlar nedeniyle yürüttüğü soruşturma sonunda takipsizlik kararı verdi. Daha önce özel yetkili savcılık ve Terörle Mücadele Kanunu ile kurulan savcılıkların takip ettiği soruşturma dosyasını sonuçlandıran Başsavcılık, sloganların suç oluşturması için terör örgütü ile ilgisinin olmasının yetmeyeceği, bunun yanı sıra terör örgütünün, cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru göstermesi, ayrıca açık, kesin ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması gerektiğine işaret etti. Başsavcılık bu nedenle sloganları yazanların "düşünceyi açıklama hürriyetlerini" kullandıklarını belirtti.
HSYK adaylarına kritik sorular, çarpıcı yanıtlar
HSYK ADAYLARI KONUŞUYOR
HSYK adaylarının görüşlerini bütünlüklü biçimde aktarmak için Demokrat Yargı Eşbaşkanı Kemal Şahin, Yargıçlar Sendikası Genel Sekreteri Mustafa Karadağ, YARSAV Yönetim Kurulu üyesi Leyla Köksal ve HSYK 1. Dairesi Başkanı İbrahim Okur'a kritik sorular yönelttik ve çarpıcı yanıtlar aldık. Yargıda Birlik Platformu ise aday bazında değil, platform olarak sorularımızı yanıtladı. Yeniden aday olan HSYK 2. Daire Başkanı Nesibe Özer ise yazılı olarak ilettiğimiz sorulara yanıt vermediği için yazı dizimizde yer alamadı.
Çözüm sürecine “diplomasi” açılımı: Başbakan Davutoğlu, HDP Eş Genel Başkanı Demirtaş’la görüşecek
KEMAL GÖKTAŞ
Suriye’nin Rojava bölgesindeki Kobani kentine yönelik IŞİD saldırılarının ardından gerilimin tırmandığı çözüm sürecinde “diplomasi” açılımı yaşanıyor. Kandil’den ve İmralı’dan çözüm sürecine yönelik sert açıklamaların yapılması üzerine gerçekleşen HDP heyeti ile hükümet yetkilileri arasındaki görüşmelerin ardından Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’la görüşeceği belirtildi.
26 Eylül 2014 Cuma
Umut Vakfı'nın Taksim'deki bireysel silahsızlanma yürüyüşüne yasak
Acılı ailelerin yürüyüşüne Taksim engeli
ANKARA Milliyet
İstanbul Valiliği, Umut Vakfı tarafından 28 Eylül Bireysel Silahsızlanma Günü’nde Taksim’de yapılması planlanan ve bireysel silahlarla öldürülen insanların yakınlarının katıldığı "Sessiz Ayakkabıların Yürüyüşü"nü yasakladı. Umut Vakfı yönetimi bu karar üzerine “Sessiz Ayakkabılar”ın yürüyüşünün geçen yıl olduğu gibi bu yıl da yapmamaya karar verdi.
25 Eylül 2014 Perşembe
AYM'den basına "provokasyon" vizesi
KEMAL GÖKTAŞ
Anayasa Mahkemesi, CHP Denizli Milletvekili İlhan Cihaner'in Yeni Şafak gazetesinin hakkında Ergenekon soruşturması sırasında yaptığı bir haberle ilgili açtığı tazminat davalarının reddedilmesinin insan hakları ihlali olduğu gerekçesiyle yaptığı başvuruyu reddetti. AYM, "abartı ve provoke edici yayın yapmanın" basın özgürlüğü sınırları içinde kaldığını belirttiği kararında, Cihaner'in haberde hakkında ileri sürülen iddiaların aksini ispatlayamamasını da ret gerekçeleri arasında saydı.
23 Eylül 2014 Salı
Yargıyı karıştıran "seçim fişlemesi" iddiası
KEMAL GÖKTAŞ
HSYK'ya (Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu) üye seçimleri için ilk raund bugün Yargıtay'da yapılacak. Yargıtay'daki seçim öncesinde ise internete düşen bir "fişleme" listesi yargıyı karıştırdı. Bursa'daki Cumhuriyet Savcılarının Yargıda Birlik Platformu karşıtı olup olmadıklarına ilişkin tutulan listenin sosyal medya platformlarında paylaşılması hakim ve savcıların tepkisine neden oldu.
İnanılmaz istatistik: Sadece 4 yılda "polise mukavemet" suçundan 102 bin kişi yargılandı, 41 bini mahkum oldu
KEMAL GÖKTAŞ
Adalet Bakanlığı verilerine göre büyük bölümü polislere karşı işlenen "kamu görevlisine direnme" suçlarında Türkiye adeta bir patlama yaşıyor. Bakanlık verilerine göre 2009, 2010, 2011 ve 2012 yıllarında "görevi yaptırmamak için direnme" suçundan 102 bin 247 kişiye dava açıldı. Aynı yıllarda mahkemeler 41 bin 500 kişiyi de bu suçtan mahkum etti.
22 Eylül 2014 Pazartesi
Yargıtay ahlak polisliğini ilerletti: Evliye duygusal mesaj da tazminat nedeni
KEMAL GÖKTAŞ
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, daha önce "evli kişiyle cinsel ilişki kuranın diğer eşe tazminat ödemesi gerektiğine" ilişkin kararları bir adım daha ileri götürürek bu defa cinsel ilişki olmasa dahi evli çiftin boşanmasına sebep olan kişinin diğer eşe tazminat ödemesi gerektiğine karar verdi. Daire, sadece zina halinin değil, "duygusal beraberliğin" de diğer eşin kişilik haklarına saldırı olduğunu savunduğu kararda, davalı ile davacının eski eşinin internetten yaptığı yazışmaları kararına dayanak gösterdi.
18 Eylül 2014 Perşembe
TBMM 0004 plakaya da Oda TV takibi: "Güldal Mumcu isimli şahıs..."
KEMAL GÖKTAŞ
Kapatılan özel yetkili savcılıkça açılan ve birçok hukukçu, gazeteci ve polis müdürünün dinlenip takip edildiği Oda TV soruşturmasının halen açık olan soruşturma dosyasında skandal bir takip belgesi çıktı. Belgeye göre polisler TBMM Başkanvekili Güldal Mumcu'nun devletin 4 numaralı plakasını taşıdığı aracıyla gittiği yemeği takip ederek "takip-tasarrut" raporu tuttu. Oda TV'da halen açık olan soruşturma dosyasında yapılan dinleme ve izlemelere ilişkin birçok belgenin yer almadığı da ortaya çıktı. Özel yetkilili mahkemelerin kapatılmasından dosyanın verildiği savcı Mesut Erdinç Emniyet'ten dosya halen şüpheli görünen kişilere ait dosyalarının gönderilmesi için Emniyet'e müzekkere yazdı.
Yargıtay'dan tarihi karar: "Polise taş atmak da düşünceyi ifade yöntemi"
KEMAL GÖKTAŞ
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, Diyarbakır'da katıldığı bir gösteride polise taş atan kişinin eylemini AİHM kararlarını emsal göstererek "düşünce ve kanaat açıklama yöntemi" olarak gördü. Kurul, bu gerekçeyle sanığın cezasını düşünce özgürlüğüne ilişkin suçlarda erteleme öngören kanun kapsamına almayan yerel mahkeme kararını kararını bozdu.
17 Eylül 2014 Çarşamba
Oda TV soruşturması hâlâ açıkmış: Takipsizlik yok, dava yok, ünlü isimler hâlâ "şüpheli"
KEMAL GÖKTAŞ
Ergenekon kapsamında gazetecilere yönelik yürütülen Oda TV soruşturmasıyla dinleme ve izlemeye alınan, aralarında eski Yargıtay Başsavcısı Sabih Kanadoğlu ile eski İstanbul Barosu Başkanı Turgut Kazan'ın da olduğu avukatlar, polisler ve gazetecilerin yer aldığı çok sayıda kişinin halen dosyada "şüpheli" olarak görüldükleri ortaya çıktı.
HSYK seçimlerinde VIP ve harcırahlı seçim kampanyası itirazı
KEMAL GÖKTAŞ
HSYK'ya (Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu) üye seçimleri yaklaşırken hükümetin desteklediği Yargıda Birlik Platformu'na destek için Adalet Bakanlığı ve HSYK'daki hakim ve savcıların "harcırah ödenerek geçici görevlendirmelerle" adliyelerde seçim çalışmasına gönderildiği ve Platform üyelerine havaalanlarında VIP olanaklar kullandırıldığı iddia edildi. Yargıçlar Sendikası Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu, HSYK ve Adalet Bakanlığı'dan geçici görevlendirmelerle ilgili bilgi isterken YSK'ya da "adliyelerdeki kamera görüntelerinin izlenerek geçici görevlendirmelerle ilgili araştırma yapmasını ve eşit yarışma ve serbest seçim ilkelerinin sağlanması için tedbir alınması" talebiyle başvurdu.
Uğur Kurt'u vuran polis balistik rapordan önce: "Havaya ateş ettim", rapordan sonra :"Meşru müdafada bulundum"
KEMAL GÖKTAŞ
İstanbul Okmeydanı Cemevi'nde bir cenaze için beklerken öldürülen Uğur Kurt'la ilgili soruşturmada aradan geçen 3 aya rağmen henüz dava açılmazken soruşturma dosyasında Kurt'un vurulmasına ilişkin çarpıcı bir ayrıntı çıkıyor. Uğur Kurt'u vuran polis memuru S.K'nın aracın içinde elinde bulunan gaz fişeği silahı ile gaz atmak yerine tabanca ile ateş ettiğinin ortaya çıkmasından sonra Olay Yeri İnceleme Tutanağı'nda da aracın içinde gaz el bombaları olduğu ortaya çıktı.
İstanbul Okmeydanı Cemevi'nde bir cenaze için beklerken öldürülen Uğur Kurt'la ilgili soruşturmada aradan geçen 3 aya rağmen henüz dava açılmazken soruşturma dosyasında Kurt'un vurulmasına ilişkin çarpıcı bir ayrıntı çıkıyor. Uğur Kurt'u vuran polis memuru S.K'nın aracın içinde elinde bulunan gaz fişeği silahı ile gaz atmak yerine tabanca ile ateş ettiğinin ortaya çıkmasından sonra Olay Yeri İnceleme Tutanağı'nda da aracın içinde gaz el bombaları olduğu ortaya çıktı.
16 Eylül 2014 Salı
MGK'nın İskoçya referandumu ile ilgili çalışması: "Domino etkisi..."
"Yetki devri, kısa vadede bir çözüm olsa dahi, bağımsızlık taleplerini ortadan kaldırmaz"
KEMAL GÖKTAŞ
İskoçya'daki bağımsızlık referandumuna günler kala, Milli Güvenlik Kurulu'nun (MGK) internet sitesinde konuya ilişkin yaklaşık 1.5 yıl önce kaleme alınmış bir çalışmanın yer alması dikkat çekti. "MGK'nın resmi görüşünü ifade etmediği" uyarısıyla yayınlanan çalışmalar arasında yer alan -"İskoçya'da Düzenlenmesi Öngörülen Bağımsızlık Referandumu" başlıklı metinde, İskoçya ve Birleşik Krallık ilişkileri ile ilgili tarihsel ve güncel bilgilerin yanı sıra konuya ilişkin çarpıcı değerlendirmeler yer alıyor. Çalışmanın sonuç bölümünde şöyle deniliyor:
14 Eylül 2014 Pazar
Hakimlere, savcılara, ilgililere kamu hizmeti. Bursa Paneli'nin tam olmasa da "mühim" konuşma metinleri
Bursa Barosu Başkanı Ekrem Demiröz: Yargıda Birlik Platformu davetimize rağmen, Adalet Bakanlığı'nın karşı çıkması nedeniyle gelmedi.
YARSAV Başkanı Murat Arslan: 2010’da, adaletsizliği bugünden bakınca destekçileri tarafından da görülen bir seçim süreci yaşanmıştı. HSYK'ya seçilen üyeler Adalet Bakanlığı bürokratlarından oluşuyordu. Yüksek yargıyı yeniden dizayn eden HSYK süreli görevi yerine getirme telaşı ile hareket etti. 4 yılın sonunda hakim ve savcılar kim neden tenzili rütbe ile cezalandırılıyor, terfi ettiriliyor, vicdanları asgari ölçüde tatmin edecek bir yanıt bulamıyorlar.
Yargıya kişilik kazandırılması yeni anayasadan önce ele alınması gerekir. HSYK seçimleri fırsat olmalıdır. Bağımsızlığı ortadan kaldıran ve kendine taraf bir yargı oluşturma ve muhalifleri bastırma arayışı var. HSYK, hükümetin baskı ofisi olarak çalışmak değil yargı bağımsızlığının güvencesi olmalıdır.
Yargıdaki tarihi buluşmada Orhan Gazi Ertekin'den İbrahim Okur'a "Ya itirafçı olacaksınız ya da mücadele edip şehit veya gazi olacaksınız"
KEMAL GÖKTAŞ
Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'na 12 Ekim'de yapılacak üye seçimleri öncesinde tansiyon yükselirken yargının ve seçimin tarafları Bursa Barosu'nun düzenlediği panelde bir araya geldi. HSYK'nın en tartışmalı ve eleştirilen isimlerinden 1. Daire Başkanı İbrahim Okur ile muhalifleri Yargıçlar Sendikası Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu ve Demokrat Yargı Eşbaşkanı Orhan Gazi'yi bir araya getiren panelde çarpıcı diyaloglar yaşandı.
Uğur Kurt'u vuran polisin itiraf gibi ifadesi: Gaz atacağına tabanca ile ateş etmiş!
KEMAL GÖKTAŞ Ankara
İstanbul Okmeydanı Cemevi'nde bir cenazeye katıldığı sırada Uğur Kurt'u ateş ederek öldüren polis memuru S.K'nın savcılıkta verdiği ifade, S.K'nın olaylar sırasında Akrep (shortland) aracın arkasında elinde gaz bombası silahı ile beklediğini, buna rağmen araca molotof isabet ettikten sonra gaz bombası atmak yerine tabanca ile ateş ettiğini ortaya çıkardı. İçinde bulundukları araca molotof isabet etmeden önce elinde gaz bombası FN silahı ile beklediğini anlatan S.K, ifadesinin ilerleyen bölümlerinde ise aracın arkasından tabancasını alarak ateş ettiğini söyledi. S.K ayrıca, Savcı'nın etrafta başka polis olup olmadığı sorusuna, ifadesinin ilk bölümlerinde söylediği "Kağıthpane Emniyetine ait shortlandla arka arkaya gittikleri" yönündeki cümleleriyle çelişir biçimde "ben o aracı fark etmemiştim" yanıtını verdi. Amirlerinin S.K'ya "Sıkma" diye bağırdıklarını gösteren görüntülere rağmen "Bana kimse seslenmedi" diyen S.K, Cemevinde birinin vurulduğunu söyleyenlere ise "Terör örgütünün taktiği" sanıp inanmadıklarını anlattı. S.K, Uğur Kurt'un öldüğünü haberlerden duyduğunu da belirterek "Olaylara hiçbir ilgisi olmayan maktülün ölmesi nedeniyle psikolojim bozuldu" diye konuştu. S.K'nın avukatı ise olaylarla hiçbir ilgisi olmayan Uğur Kurt'un öldürülmesinin "meşru müdafa" olduğunu savunarak S.K hakkında dava açılmamasını istedi.
12 Eylül 2014 Cuma
Yargıtay Başsavcılığı, 2 yıldır beklettiği dosyada, Genelkurmay Başkanı Özel için soruşturma izni istedi
KEMAL GÖKTAŞ
Yargıtay Başsavcılığı'nın, Genelkurmay Başkanı Necdet Özel hakkında, "siyasi demeç verdiği ve yargıyı etkilemeye çalıştığı" gerekçesiyle aydınlar tarafından yapılan suç duyurusunu 2 yıl işlem yapmadan beklettikten sonra, kanun değişikliğini gerekçe göstererek soruşturma izni için Başbakanlığa gönderdiği ortaya çıktı.
10 Eylül 2014 Çarşamba
HSYK 3. Dairesi meydan okudu: "Adalet Bakanı'nın yaptırdığı incemeler yok hükmünde"
HSYK 3. Dairesi ile hükümet arasında kavga büyüyor
3. Daire aldığı 3 kararla hükümete meydan okudu
1- Eski İstanbul Başsavcısı Çolakkadı ve Vekili Erdoğan'a "25 Aralık soruşturmasını engelledikleri" iddiasıyla inceleme izni
2- 22 Temmuz soruşturmasında görev alan hakim ve savcılara yeni inceleme izni
3- "Adalet Bakanı'nın müfettiş görevlendirme yetkisi yok. Yaptırdığı incelemeler yok hükmünde" kararı aldı
KEMAL GÖKTAŞ
Hükümetle cemaat arasında yargıda devam eden kavgada önemli bir odak noktası haline gelen HSYK 3. Dairesi aldığı kararlarla adeta hükümete meydan okudu. Daire, geçtiğimiz günlerde takipsizlik kararı verilen 25 Aralık yolsuzluk soruşturmasını engelledikleri iddiasıyla dönemin İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Turan Çolakkadı ile Başsavcı Vekili Oktay Erdoğan hakkında inceleme izni teklif etme kararı aldı. Daire, ayrıca polislerin yasa dışı dinleme yaptıkları iddiasıyla yürütülen22 Temmuz soruşturmasında görev alan bazı hakim ve savcılar hakkında da yeni inceleme izni teklif etme kararı aldı. Daire ayrıca, HSYK Başkanı ve Adalet Bakanı'nın, 3. Daire'nin hakkında inceleme izni vermediği hakim ve savcılarla ilgili müfettişy görevlendirirek inceleme yapma yetkisinin olmadığına, bu yüzden Adalet Bakanı Bozdağ'ın müfettişler eliyle yaptırdığı incemelerin "yok hükmünde" olduğuna karar verdi. HSYK kaynakları ise Dairenin böyle bir kararla HSYK Başkanının yetkilerini tırpanlamasının söz konusu olmayacağını ve Bakan istediği anda müfettişlerin inceleme yapmaya devam edeceğini belirtti.
8 Eylül 2014 Pazartesi
14 yaşındaki İbrahim Aras'ın ölümüyle ilgili soruşturmada gizli tanık skandalı
KEMAL GÖKTAŞ
http://www.milliyet.com.tr/gizli-tanigin-iddialari-bir-gundem-1937081/
Adana'da, Lice olaylarını protesto eylemleri sırasında öldürülen 14 yaşındaki İbrahim Aras'la ilgili otopsi raporu, Emniyet tarafından dinletilen gizli tanığın "göstericilerden birinin tüfekle ateş etmesi sonucu öldürülmüş olabileceği" iddiasını çürüttü. Otopsi raporunda Aras'ın kafatasındaki yaralanma dışında herhangi bir lezyon bulunmadığı ve "Yaralanma bölgesinde ateşli silah yanma ürünleri veya kalıntılarının saptanmadığı" belirtildi. Otopsi raporunda, yaklaşık 3 ay önce meydana gelen ölüm olayının nedeniyle ilgili de bir tespit yapılmaması ve bu konuda İstanbul Adli Tıp Kurumu'ndan görüş alınmasına karar verilmesi dikkat çekti. Aras'ın ölümünün ardından yapılan olay yeri incelemesinde yanında gaz bombası kapsülü bulunduğu belirtilmiş ve Emniyet'in "el yapımı patlayıcının infilakı" sonucu ölümün meydana geldiği iddiasının aksine Aras'ın elinde herhangi bir yaralanma olmadığı belirtilmişti.
5 Eylül 2014 Cuma
Gezi'de kör eden gaz fişeği soruşturmasında “zamanaşımı” skandalı
KEMAL GÖKTAŞ
Temizlik işçisi Muharrem Dalsüren'in Gezi eylemleri sırasında polis aracından atılan gaz bombası ile bir gözünü kaybetmesine ilişkin soruşturma dosyasının, zamanaşımına 14 yıl kala “faili meçhul” sayılarak savcı tara fından zamanaşımı bürosuna gönderilmek istendiği ortaya çıktı. Soruşturmayı yürüten Ankara Cumhuriyet savcı Mustafa Başer’in gaz atan polislerin dahi ifadesini almadan dosyayı faillerin bulunmadığı gerekçesiyle zamanaşımı bürosuna göndermesinin ardından Başsavcılık soruşturmada yapılması gereken işlemleri tek tek belirterek soruşturmaya devam etmesi için dosyayı savcı Başer’e iade etti.
Temizlik işçisi Muharrem Dalsüren'in Gezi eylemleri sırasında polis aracından atılan gaz bombası ile bir gözünü kaybetmesine ilişkin soruşturma dosyasının, zamanaşımına 14 yıl kala “faili meçhul” sayılarak savcı tara fından zamanaşımı bürosuna gönderilmek istendiği ortaya çıktı. Soruşturmayı yürüten Ankara Cumhuriyet savcı Mustafa Başer’in gaz atan polislerin dahi ifadesini almadan dosyayı faillerin bulunmadığı gerekçesiyle zamanaşımı bürosuna göndermesinin ardından Başsavcılık soruşturmada yapılması gereken işlemleri tek tek belirterek soruşturmaya devam etmesi için dosyayı savcı Başer’e iade etti.
Davutoğlu'nun yargı dileği:"Kendimi teslim edeceğim bir yargı istiyorum"
KEMAL GÖKTAŞ
Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun, kabul ettiği Yargıda Birlik Platformu üyesi hâkim ve savcılarla yargının sorunlarını konuşurken önümüzdeki dönem yargıyı şekillendirecek olan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu seçimleri ile ilgili olarak, "Kendimi teslim edeceğim bir yargı istiyorum" ifadesini kullandığı öğrenildi. Hukukun herkesin güvencesi olması gerektiğini ifade eden Davutoğlu, platform üyelerinin dile getirdiği taleplerle ilgili de olumlu mesajlar verdi.
3 Eylül 2014 Çarşamba
HSYK seçimlerinde "VİP kampanya" şikayeti
KEMAL GÖKTAŞ
Yargı ile hükümet arasında adli yıl açılışıyla yoğunlaşan tartışmalar sürerken kavganın en önemli alanlarından biri olan HSYK (Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu) seçimleri için de yarış kızışıyor. Hükümetin desteklediği Yargıda Birlik Platformu'nun geçen hafta sonu Ankara'da yaptığı aday tanıtım toplantısının yargıdaki yankıları sürerken YARSAV ile Yargıçlar Sendikasının desteklediği adaylar YSK'ya adaylık başvurusu yaptı. İki meslek örgütü, ayrıca Platformun devlet olanaklarından yararlanmasının önlenmesi talebiyle de YSK'ya başvurdu. Yargıçlar Sendikası Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu kendi adaylarına her yerde engeller çıkarıldığını, Platforma ise bakanlıkça VİP olanaklar sunulduğunu ileri sürdü.
Yargıtay'da Feyzioğlu toplantısı: 27 Başkan: "Feyzioğlu gelsin", 14 başkan: "Gelmesin"
KEMAL GÖKTAŞ
Adli Yıl açılış töreni, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu'nun konuşması nedeniyle Cumhurbaşkanı ve hükümet tarafından boykot edilirken Yargıtay'da konuyla ilgili yapılan toplantıda tarihi tartışmaların yaşandığı ortaya çıktı. Yargıtay Başkanlar Kurulu'nda 27 daire başkanı, Feyzioğlu'na yapılan konuşma davetinin geri alınmasını redderken 14 üyenin "71 yıldır devam eden değerli yalnızlığımıza son verilim. Siyasetle barışalım, Anayasa Mahkemesi gibi geniş olanaklara kavuşalım" gerekçesiyle Feyzioğlu'nun konuşmaması yönünde oy kullandığı belirtildi.
27 Ağustos 2014 Çarşamba
22 Temmuz soruşturması nedeniyle hakim ve savcıya inceleme teklif eden HSYK 3. Dairesi, Zekeriya Öz kararını neden alamadı?
KEMAL GÖKTAŞ
Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) 3. Dairesi, yasadışı dinleme iddiasıyla "paralel yapıya mensup olduğu" iddia edilen polislerin gözaltına alındığı 22 Temmuz Operasyonu'nu yürüten savcı İrfan Fidan ile sanıkların hakimlik sorgusunu yapan Sulh Ceza Hakimi İslam çiçek hakkında "inceleme yapılmasını teklif etme" kararı aldı. İki yargı mensubu hakkında inceleme yapılıp yapılmayacağına ise HSYK BAşkanı sıfatıyla Adalet Bakanı Bekir Bozdağ karar verecek. Daire, paylaştığı twitter mesajları ile hükümet üyelerinin tepkisini çeken Bolu Savcısı Zekeriya Öz hakkındaki inceleme talebini ise karar yeter sayısına ulaşamadığı için gelecek haftaya bıraktı.
YSK, HSYK seçimi için start verdi. Muhafazakar, ülkücü, solcu koalisyonunun adayları netleşti
KEMAL GÖKTAŞ
Anayasa'da 2010 yılında yapılan değişiklikle 2010 yılında kürsüde görev yapan hakim ve savcıların 10 asıl 6 yedek üye seçtiği HSYK'da 12 Ekim'de yapılacak seçim için start verildi. YSK, 2010'daki HSYK seçimlerinde propagandayı tamamen yasaklamasına rağmen bu seçimde adaylara, hakim ve savcılara mektup, elektronik posta ve kısa mesajlarla ve kapalı yer toplantısı yoluyla kısmi propaganda serbestisi sağladı.
22 Ağustos 2014 Cuma
Zirve'deki önemli deliller için Jandarma'dan tuhaf yanıt: "Evraklar bizde ama sistemde imzaları göremiyoruz"
KEMAL GÖKTAŞ
Jandarma Genel Komutanlığı'nın Malatya'da 3 Hıristiyan'ın öldürüldüğü Zirve Yayınevi katliamı davasına gönderdiği yazıda , misyonerliğin 2010'da Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nde yapılan değişiklikle iç tehdit olmaktan çıkarıldığı belirtildi. Jandarma, mahkemenin sanıkların misyonerlikle ilgili istihbarat faaliyetlerinin olup olmadığı sorusuna ise, istihbarat raporlarının Bilgi Havuzu'nda olduğunu, ancak imza atan personelin isimlerinin sistemden kaynaklı olarak görülemediği yanıtını verdi.
21 Ağustos 2014 Perşembe
Yargıdan baba tokadına ceza yok
KEMAL GÖKTAŞ
Yargıtay 3. Ceza Dairesi, oğluna tokat atan baba hakkında açılan davada mahkemenin "acıtmadan hafifçe vurduğu" gerekçesiyle verdiği beraat kararını onadı. Böylece kanunda açık şekilde suç olarak düzenlenmiş aile içi şiddet konusunda getirilen caydırıcı hükümlere rağmen Yargıtay, "baba tokadına" vize vermiş oldu.
18 Ağustos 2014 Pazartesi
Öcalan'dan "Yol haritası imzalansın" önerisi
http://www.milliyet.com.tr/ocalan-yol-haritasi-icin-gundem-1927069/
KEMAL GÖKTAŞ
Çözüm sürecinde müzakere aşamasına geçildiğini duyuran Abdullah Öcalan'ın, 30 Eylül'e kadar yürütülecek görüşmelerle şekillenecek yol haritasının bir protokole bağlanarak taraflarca imzalanmasını önerdiği öğrenildi. Öcalan'ın protokole kendisinin ve devlet heyetinin imza atmasını istediği belirtilirken "müzakere" aşamasındaki görüşmeleri yürütmek için bir "sekreterya" talep ettiği de öğrenildi. Kulislerde, Akil İnsanlar heyetinden bir grubun yakında adaya giderek Öcalan'la görüşebileceği de belirtiliyor.
17 Ağustos 2014 Pazar
Çözüm sürecinde yol haritası 30 Eylül'e kadar yapılacak "görüşmelerle" belirlenecek
KEMAL GÖKTAŞ
İmralı Cezaevi'nde hükümlü bulunan Abdullah Öcalan, HDP heyeti ile görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada ilk kez "müzakere aşamasına" gelindiğini söyledi. 30 yıllık savaşın "demokratik müzakereyle" sonuçlanma aşamasında olduğunu belirten Öcalan, "Etkileri ve sonuçları çok büyük olan bir süreçten geçiyoruz" dedi. Öcalan'ın müzakere aşamasına geçildiğini söylediği görüşmede 30 Eylül'e kadar çözüm sürecinin yol haritasının belirleneceği ve bunun için devlet heyeti ile Öcalan'ın, HDP ile de hükümetin yoğun görüşmeler yapılacağını söylediği öğrenildi. Müzakere aşamasında kritik rolü ise "bağımsız ve tarafsız" isimlerden oluşacak İzleme Kurulu'nun oynayacağı belirtildi.
15 Ağustos 2014 Cuma
Polis fezlekesi: Ethem Sarısülük terörist, avukatı ve davasına katılanlar da terörist...
"Özel yetkili ruhu" Sarısülük davasında
"Ethem Sarısülük'e terörist denilen polis fezlekesinde Sarısülük ailesinin avukatının "Basına demeç vermesi, güncel gelişmeler doğrultusunda, sivil toplum örgütlerinin kitlesel eylemlerine katılması, mevcut hukuku burjuva hukuku diye eleştirmesi, 14 yıl aynı büroda çalıştığı avukat arkadaşının anmasına katılması" terörist suçlamasının delili olarak gösterildi.
KEMAL GÖKTAŞ
Gezi eylemleri sırasında Ankara'da polis memuru Ahmet Şahbaz'ın açtığı ateşle öldürülen Ethem Sarısülük'ün ailesinin avukatı Kazım Bayraktar ile duruşmalardan sonraki açıklamalara katılan 10 kişi hakkında "terör örgütü üyeliği" suçlamasıyla soruşturma açıldı. Soruşturmaya ilişkin polis fezlekesinde, ölmeden önce hakkında herhangi bir soruşturma veya dava olmayan Ethem Sarısülük ile ilgili olarak "terör örgütü üyesi" denilmesi dikkat çekti. Avukat Bayraktar'ın duruşmalardan sonra yaptığı açıklamalar ve "basına demeç" vermesi de terör örgütü üyeliği suçuna delil olarak gösterilen fezlekede Bayraktar'ın "burjuva hukuku" ifadesini kullanması, adil yargılama hakkının ihlal edildiğini belirterek mahkemenin bazı kararlarını eleştirmesi ve 14 yıl aynı büroda çalıştığı meslektaşının mezarındaki anmasına katılması da terör örgütü üyeliğine delil olarak gösterildi ve Bayraktar ile ilgili olarak "avukatlık kisvesi altında eylemlere katıldığı" ileri sürüldü.
14 Ağustos 2014 Perşembe
Ali İsmail Korkmaz'ı döverek öldürenlere "yaralama" cezası vererek kurtarma hamlesi
KEMAL GÖKTAŞ
Eskişehir'de Gezi eylemleri sırasında polislerin ve sivil kişilerin döverek öldürdüğü üniversite öğrencisi Ali İsmail Korkmaz'la ilgili Adli Tıp Kurumu'nun hazırladığı rapor dosyaya girdi. Raporda, Korkmaz'ın ölüm nedeninin darptan kaynaklı bağlı beyin kanaması olduğu, ancak beyin kanamasını kalp rahatsızlığı nedeniyle kullandığı ilaçların "kolaylaştırdığı ve hızlandırdığı" belirtildi.
"Darba bağlı beyin kanaması"
Milliyet'in ulaştığı raporda 4'ü profesör, biri doçent ve ikisi uzman doktor olan 7 Adli Tıp üyesinin imzası bulunuyor. Raporda, tomografi görüntülerine göre Korkmaz'ın beyninde oluşan hasarlara yer verilerek sonuç bölümünde şöyle denildi:
"Kişinin kendisinde mevcut kalp damar ve kapak hastalığı nedeniyle coraspin ve coumadin kullandığı ve hastaneye götürüldüğünde INR değerinin yüksek olduğu (5.3) dikkate alındığında kullandığı ilaçların darp eylemi sonucu meydana gelen beyin kanaması oluşumunu kolaylaştırıcı ve kanamayı artırıcı etkisiyle, ölüm meydana gelmesinde katkısı olduğunun kabülü gerektiği oy birliği ile mütalaa olunur."
Korkmaz'ın ölümünün darba bağlı beyin kanamasından meydana gelmiş olduğunu kesin biçimde tespit eden rapor, sanıkların dövdükleri kişinin Ali İsmail Korkmaz olmadığı yönündeki savunmasını da büyük ölçüde zayıflattı. Sanık avukatlarının ikinci argümanı ise Korkmaz'ın ölüm nedeninin kullandığı ilaçlar olduğu iddiasıydı. Adli Tıp raporunda ise ölümün beyin kanamasından meydana geldiği, ilaçların ise hızlandırıcı etkisinden bahsedildi. Adli Tıp raporunun sanıkların hukuki durumuna etkisine ise davanın görüldüğü Kayseri 3. Ağır Ceza Mahkemesi karar verecek.
Tedavisinde ilaçlar dikkate alınmamıştı
Korkmaz'ın daha önce kalp ameliyatı geçirdiği ve “comodin” isimli kan sulandırıcı ilaç kullandığı biliniyordu. Korkmaz’ın dövülmesinden sonra arkadaşları bu bilgiyi sağlık ekiplerine vermelerine rağmen tedavide bu hususun ilk etapta atlanmasının ölümünde etkili olduğu da belirtilmişti.
Mahkemenin yorumu belirleyecek
Eskişehir Başsavcılığı 4’ü polis, 4’ü sivil kişi 8 kişi hakkında açtığı davada sadece Korkmaz’ın başına tekme attığı görüntülenen Terörle Mücadele Polisi Mevlüt Saldoğan’ı “kasten öldürme” ile suçlamış ve müebbet hapis istemişti. Korkmaz’ı döven diğer sanıkların ise “öldürme suçuna yardım” ettikleri iddiasıyla 10 yıldan 15 yıla kadar hapisle cezalandırılmalarını istemişti. Davaya Kayseri'deki mahkemeden önce bakan Eskişehir 2. Ağır Ceza Mahkemesi ise bir yandan davaya devam etmek istememesine rağmen Korkmaz'ın sağlık durumuna ilişkin belgeleri Adli Tıp Kurumu'na göndermişti. Mahkeme, Adli Tıp'tan Korkmaz'ın ölümüne hangi darbenin sebebiyet verdiği, diğer yaralanmasının bu meydana gelen ölüm neticesinde bir katkısının olup olmadığı, daha önceki rahatsızlığın veya kullandığı ilaçların darp olayı ile birleşmesi sonucunda ölüm neticesinin meydana gelmesinde bir etkisinin olup olmadığı hususlarının araştırılmasını ve Türk Ceza Kanunu'nun "yaralama" suçunu düzenleyen 86 ve 87. maddeleri kapsamında rapor hazırlanmasını istemişti.
Mahkemenin, ölümün beyin kanamasından meydana gelmesine rağmen, ilaçların hızlandırıcı etkisini sanıkların lehine yorumlaması durumunda ise 7 sanıkla ilgili yaralama suçundan 1.5 yıldan 4.5 yıla kadar, Saldoğan ile ilgili ise “yaralama sonucu ölüm” suçundan 8 yıldan 16 yıla kadar hapisle cezalandırılması söz konusu olabilecek. Ceza süreleri 3 yılın altında olan sanıkların erteleme veya dolaylı aftan yararlanma olanakları da bulunduğu için suçun yaralama kapsamına alınması sanıkları “kurtarmış” olacak. Korkmaz’ın başına tekme atarken görüntülendiği için diğer sanıklardan ayrı değerlendirilen polis memuru Saldoğan da kemik kırığına neden olarak yaraladığı için 8 yıl yatıp çıkabilecek.
13 Ağustos 2014 Çarşamba
Ali İsmail Korkmaz davasında "ölüm nedeni darptan" diyen Adli Tıp raporu ve sanıkların net fotoğraflarına Milliyet ulaştı
KEMAL GÖKTAŞ Ankara
Fotoğraflar: http://www.milliyet.com.tr/gundem/iste-kamerayi-kapattiran--eli-coplu-sahis--1925209/son-dakika-gundem/SonDakikaGaleri/13.08.2014/1925209/default.htm?PAGE=1
Eskişehir'de Gezi eylemleri sırasında polislerin ve sivil kişilerin döverek öldürdüğü üniversite öğrencisi Ali İsmail Korkmaz'la ilgili Adli Tıp Kurumu'nun hazırladığı rapor dosyaya girdi. Raporda, Korkmaz'ın ölüm nedeninin darptan kaynaklı bağlı beyin kanaması olduğu, ancak beyin kanamasını kalp rahatsızlığı nedeniyle kullandığı ilaçların hızlandırdığı belirtildi. Dosyaya giren TÜBİTAK raporunda ise Korkmaz'ın dövüldüğü yeri gören Beşik Otel kameralarını kapattıran "eli coplu şahsa" ait fotoğraflar ile sanıkların Ali İsmail Korkmaz'ı döverken çekilen ve gece olması nedeniyle flu olan görüntüler netleştirilerek elde edilen fotoğrafları da yer aldı.
Net kareler
Dosyaya giren TÜBİTAK raporunda Ali İsmail Korkmaz'ın dövülürken Harman Ekmek Fırını kamerasından çekilen ve jandarma tarafından kurtarılan görüntülere ilişkin analizler yapıldı. TÜBİTAK raporunun ekinde Beşik Otel'e girerek kameraları kapattıran ve raporda "eli coplu şahıs" olarak geçen, müdahillerin ise sanık polis memuru Hüseyin Engin olduğunu savunduğu kişinin fotoğrafları da yer aldı. Raporun ekinde ayrıca Korkmaz'ı döven kişilerin flu görüntüler içinden netleştirilmiş fotoğrafları da mahkemeye gönderildi. Bu kişilerin davada yargılanan sanıklar olup olmadığına ilişkin nihai kararı mahkeme verecek.
"Darba bağlı beyin kanaması"
Milliyet'in ulaştığı raporda 4'ü profesör, biri doçent ve ikisi uzman doktor olan 7 Adli Tıp üyesinin imzası bulunuyor. Raporda, mahkemeden gönderilen ve Ali İsmail Korkmaz'ın dövülmesinden yaklaşık 3 saat sonra 3 Haziran 2013 günü saat 03.00'da çekilen tomografi ile bir gün sonra saat 12.06'da çekilen tomografi görüntülerinin incelendiği belirtildi. Raporda, tomografi görüntülerine göre Korkmaz'ın beyninde oluşan hasarlara yer verilerek ölümünün darba bağlı beyin kanamasından meydana gelmiş olduğunu kesin biçimde tespit edildi. Rapor sanıkların dövdükleri kişinin Ali İsmail Korkmaz olmadığı yönündeki savunmasını da büyük ölçüde zayıflattı. Adli Tıp raporunda ayrıca ölümün beyin kanamasından meydana geldiği, ilaçların ise hızlandırıcı etkisinden bahsedildi. Adli Tıp raporunun sanıkların hukuki durumuna etkisine ise davanın görüldüğü Kayseri 3. Ağır Ceza Mahkemesi karar verecek.
Tedavisinde ilaçlar dikkate alınmamıştı
Korkmaz'ın daha önce kalp ameliyatı geçirdiği ve “comodin” isimli kan sulandırıcı ilaç kullandığı biliniyordu. Korkmaz’ın dövülmesinden sonra arkadaşları bu bilgiyi sağlık ekiplerine vermelerine rağmen tedavide bu hususun ilk etapta atlanmasının ölümünde etkili olduğu da belirtilmişti.
Eskişehir Başsavcılığı 4’ü polis, 4’ü sivil kişi 8 kişi hakkında açtığı davada sadece Korkmaz’ın başına tekme attığı görüntülenen Terörle Mücadele Polisi Mevlüt Saldoğan’ı “kasten öldürme” ile suçlamış ve müebbet hapis istemişti. Korkmaz’ı döven diğer sanıkların ise “öldürme suçuna yardım” ettikleri iddiasıyla 10 yıldan 15 yıla kadar hapisle cezalandırılmalarını istemişti.
Zirve katliamı sanıklarına 'oy izni' verildiği ortaya çıktı
KEMAL GÖKTAŞ
Zirve Yayınevi katliamı davasında tutuklu yargılanırken denetimli serbestlikle ev hapsine alınan sanıkların mahkemeden izin alarak Cumhurbaşkanlığı seçiminde oy kullanmak için dışarı çıktıkları ortaya çıktı.
Oylarını 1.1 milyon artıran HDP'nin güç dağılımı haritası
KEMAL GÖKTAŞ
HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın, partisinin 30 Mart'ta aldığı oyları önemli ölçüde artırdığı Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ortaya ilginç bir manzara çıktı. Demirtaş, daha önce yüzde 1'in altında olan il sayısını 40'dan 1'e düşürdü. "Yokluk" sınırı anlamına gelen yüzde 1 sınırının aynı zamanda psikolojik bir eşik olduğu dikkate alınırsa kongrelerini tamamlayarak örgütlenecek bir HDP'nin önümüzdeki seçimlerde tüm Türkiye'de seçim yarışının önemli bir aktörü olma potansiyeli taşıdığı ortaya çıkıyor.
12 Ağustos 2014 Salı
"Elbirliği" ile işlenen Ali İsmail Korkmaz cinayetinin "elbirliği" ile karartılması
KEMAL GÖKTAŞ
Gezi eylemleri sırasında Eskişehir'de polislerin ve sivil kişilerin döverek öldürdüğü Ali İsmail Korkmaz davasının sonucunu etkileyecek nitelikteki TÜBİTAK raporu nihayet dava dosyasına girdi. Kayseri'de görülen davadaki skandalları ortaya koyan raporda olay yeri yakınındaki Beşik Otel’in kameralarının "eli coplu bir şahsın" müdahalesi ile kapatıldığını ve Harman Ekmek Fırını'nın kamerasının ise silinmek amacıyla iki kez bilirkişi tarafından olmak üzere 4 kez "sürücüleri temizleme" işlemine tabi tutulduğunu ortaya çıkardı.
Selahattin Demirtaş: "Seçime girmeseydik Erdoğan daha yüksek oy alır, çok daha umutsuz bir hava oluşurdu"
Selahattin Demirtaş, seçim sonuçlarını Milliyet'e değerlendirdi
KEMAL GÖKTAŞ
Cumhurbaşkanlığı seçiminde partisinin aldığı oy oranını yüzde 50 civarında artırarak yüzde 9.8 oranında oy alan HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, seçime katılmamış olsalardı Recep Tayyip Erdoğan'ın çok daha yüksek oy alacağını ve bunun da karamsar, umutsuz havayı büyüteceğini söyledi. Mevsimlik işçilerin oy kullanmaması nedeniyle hedefleri olan yüzde 11-11.5'a ulaşamadıklarını söyleyen Demirtaş sandık sonuçları konusunda da ciddi kuşkuları olduğunu belirterek "Sandıkların yüzde 98'i açıldıktan sonra sayım 2-3 saat durdu. Bu konuda ciddi kuşkularımız var" dedi. CHP ve Meclis dışı sol siyasetin kendisini çok ciddi sorgulaması gerektiğini savunan Demirtaş Alevilerden aldıkları oyların kıymetini bileceklerini ifade etti. Demirtaş, sadece Alevilerden değil geniş kesimlerin oyunu aldıklarını belirterek bazı muhafazakar AKP'lilerin de kendisine oy verdiğini söyledi.
HDP oylarını nasıl artırdı?
KEMAL GÖKTAŞ
Kürt siyasi hareketinin temsilcisi BDP ile Türkiyeli sol, sosyalist, çevreci, feminist ve bazı muhafazakar çevrelerin ortaklığı ile kurulan HDP, özgün bir siyaset deneyimi olarak geçen yıl tarih sahnesindeki yerini aldığında en önemli itirazı BDP içinden almıştı. Diyarbakır milletvekili Altan Tan'ın yüksek sesle dile getirdiği itirazlar, bölgedeki BDP tabanında da soru işaretlerine neden oluyordu. BDP her ne kadar kendisini sol çizgide tanımlasa da kitle tabanındaki dindarların ve muhafazakarların yoğunluğu nedeniyle Türkiyeli sol çevrelerle girilecek bir ilişkinin bölgedeki oyları AKP'ye kaptırma olasılığı da güçlü şekilde dillendiriliyordu. HDP'ye yönelik eleştirilerin bir diğer ucunda ise ÖDP, TKP ve Halkevleri gibi sol çevrelerin HDP'yi Kürt siyasi hareketinin Türkiye solu üzerinde bir tür hegemonya kurma girişimi olarak gören yaklaşımları yer alıyordu. HDP çatısı altında bir çok sosyalist parti yer almasına rağmen solun genel bir bölümünün mesafeli yaklaşması da "HDP projesinin" başarısı konusunda soru işaretlerine neden oluyordu. CHP'nin MHP ile birlikte muhafazakar-İslami bir siyaset geleneğinden gelen Ekmeleddin İhsanoğlu'nu aday çıkarmasından sonra da HDP ile diğer sol çevreler arasında ortak bir Cumhurbaşkanı adayı çıkarma konusunda doğrudan ve dolaylı görüşmeler yapılmış, ancak sonuç alınamamıştı. Selahattin Demirtaş'ın Cumhurbaşkanlığı adaylığını açıklamasının ardından HDP'nin kurulduktan sonra ilk kez katıldığı 30 Mart seçimlerinde aldığı yüzde 6.5 civarında bir oy alacağı yorumları ağır basıyordu.
11 Ağustos 2014 Pazartesi
Alevi oylarında yeni yönelimin işareti
KEMAL GÖKTAŞ
Cumhurbaşkanlığı seçimlerine gidilirken Ekmeleddin İhsanoğlu'nun adaylığına tepki duyan Alevilerin oylarının yöneleceği adres merak konusuydu. HDP adayı Selahattin Demirtaş'ın Alevilere yönelik özel vurgusu nedeniyle CHP'ye giden Alevi oylarının bir kısmının HDP'ye yöneleceği tahminleri yapılıyordu. Seçim sonuçları, Alevilerin yoğun olarak yaşadıkları yerlerde önemli ölçüde Ekmeleddin İhsanoğlu'na oy çıktığını, ancak kısmi de olsa Demirtaş'a da oy kaymaları yaşandığını ortaya koydu.
Malatya, Erzincan, Kahramanmaraş, Erzurum, Tunceli, Adıyaman gibi illerde Alevi oylarının çoğunlukla İhsanoğlu'na gitti. Ancak buralar HDP oyunu hatırı sayılır ölçüde artırarak Alevilerin bir bölümünün oyunu alabildi.
Alevilerin yoğun olarak yaşadığı Hatay'ın Samandağ ilçesinde İhsanoğlu yüzde 90.4 oy alırken 30 Mart'ta HDP'nin yüzde 0.75 oyuna karşılık Demirtaş yüzde 3.5 oy aldı. Demirtaş, Hatay'ın Defne ilçesinde de 30 Mart'ta 0.53 olan oy oranını yüzde 3.8'e çıkardı. Tunceli Merkez'de de 30 Mart'ta yüzde 41.59 olan HDP oyu, Demirtaş'la birlikte yüzde 52.2'ye çıktı. Ovacık'ta ise yüzde 39'dan yüzde 60'a oyunu çıkaran Demirtaş, İzmir Narlıdere'de yüzde 3.99'dan yüzde 10.7'ye, Amasya'nın Gümüşhacıköy ilçesinde yüzde 0.63'den yüzde 1.3'e, Sivas'ın İmranlı ilçesinde yüzde 2.79'dan yüzde 7.6'ya, Aydın'ın Didim ilçesinde de yüzde 6.43'den yüzde 10.6'ya yükseltti.
Demirtaş, HDP'yi yüzde 10 sınırına getirdi
KEMAL GÖKTAŞ
HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Cumhurbaşkanlığı seçiminde aldığı yüzde 9.8 oy oranıyla partisinin 30 Mart 2014 yerel seçimlerinde aldığı 6.44 oyu yüzde 50 oranında artırarak büyük bir başarıya imza attı. HDP, Şanlıurfa ve Iğdır dışındaki illerin tamamında oylarını artırırken 30 Mart'ta hayal kırıklığı yaşadığı İstanbul, Ankara ve İzmir'in yanı sıra Batı'daki birçok ilde de oy oranlarını büyük ölçüde artırdı.
8 Ağustos 2014 Cuma
Uludere Mahkemesi'nden radikal Roboski kararı: "Vahim olayın anılmasını askeri yasak bölge diye engellemek hukuka aykırı"
KEMAL GÖKTAŞ
Uludere Sulh Ceza Mahkemesi, Uludere'de 34 kişinin uçaklar tarafından bombalanarak öldürülmesiyle ilgili olarak, "askeri yasak bölgeden" geçerek Irak topraklarında basın açıklaması yaptığı iddiasıyla 18 kişi hakkında açılan davada verdiği beraat kararının gerekçesinde çarpıcı değerlendirmeler yaptı. İlk defa bir yargı kararında "Robosik katliamı" ifadesine yer verilen gerekçeli kararda "Sanıklar üzerinde büyük bir etki yaratmış olan vahim nitelikte olayın anılmasını sadece askeri yasak bölge olduğundan bahisle sınırlandırılmasının, gösteri hakkının özüne müdahale niteliğinde olduğu" belirtildi. Gösteri hakkının "tahrik etmeyi de kapsadığı" ifade edilen kararda, yetkililerin güvenlik güçlerini, gösteri hakkını sınırlandırmak için değil, vatandaşların güvenliklerini sağlamak için kullanmaları gerektiği kaydedildi.
HSYK seçimlerinde tansiyon yükseliyor: İbrahim Okur aday, Platformun yakında açıklayacak
KEMAL GÖKTAŞ
Cumhurbaşkanlığı seçimine günler kala seçim yarışı kızışırken hükümet ile cemaat arasındaki kavgada önemli bir dönüm noktası niteliğinde olan HSYK (Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu) üye seçimleri ile ilgili tansiyon da yükseliyor. YARSAV ve Yargı Sen'in aday listesini açıklamasından sonra HSYK'nın tartışmalı isimlerinden 1. Daire Başkanı İbrahim Okur bağımsız aday olacağını açıkladı. Adalet Bakanlığı'nın koordinesinde çalışan Yargıda Birlik Platformu ise elektronik posta yoluyla yaptığı temayül yoklamasını tamamladı. Platformun adaylarını yakında açıklaması bekleniyor.
7 Ağustos 2014 Perşembe
Mahkemeden Abdullah Cömert'i vuran zanlı polise kıyak üstüne kıyak
KEMAL GÖKTAŞ
Gezi eylemleri sırasında Hatay'da Abdullah Cömert'i Akrep aracından attığı gaz fişeği ile öldürdüğü iddiasıyla yargılanan polis memuru Ahmet Kuş'un tutuklanma talebi yine reddedildi. Cömert ailesinin avukatı Hatice Can'ın tutuklama istediği dilekçesinde Kuş hakkında kanunun öngördüğü bir maddenin belirtilmemesi nedeniyle eksik ceza istendiği de ortaya çıktı. Aynı suçlama ile Ankara'da yargılanan polis memuru Ahmet Şahbaz hakkında olası kastla öldürme suçundan istenen 25 yıla kadar ceza, suçta kamu malı olan tabancayı kullandığı için 33 yıl 4 aya çıkmıştı. Ancak Ahmet Kuş hakkında açılan davada Hatay Başsavcılığı'nın "gaz fişeğini" kamu malı saymaması nedeniyle 25 yıla kadar hapis cezası isteniyor.
5 Ağustos 2014 Salı
HSYK Başkanvekili Ahmet Hamsici'den "yargıya operasyon" için sert uyarı
"İzin alınmadan soruşturma açanların cezai ve hukuki sorumluluğu doğar"
KEMAL GÖKTAŞ
Cemaate yönelik 22 Temmuz emniyet operasyonundan sonra yargı mensuplarını da kapsayacak ikinci bir soruşturma yapılacağı iddialarının arttığı günlerde Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK)Başkanvekili Ahmet Hamsici'den, "HSYK izni olmadan hakim ve savcılara soruşturma açılamaz" açıklaması geldi. Cemaate yakın olduğu iddia edilen Hamsici, HSYK izni olmadan hakim ve savcılara soruşturma açılması halinde bunun hukuki ve cezai sorumluluğu olacağı "uyarısında" bulundu. İsim vermeden 22 Temmuz soruşturmasını da eleştiren Hamsici, yargının siyasi baskı altına alınmaya çalışıldığını savundu. Soruşturmanın medya üzerinden yürütüldüğünü savunan Hamsici, "Yargı unsurlarının psikolojik harekat uygulamalarına maruz bırakıldığını" ileri sürdü.
4 Ağustos 2014 Pazartesi
Uğur Kurt soruşturmasında savcıdan silinen görüntülere "ZOM yapılmış olabilir" yorumu
KEMAL GÖKTAŞ
Okmeydanı Cemevi’nde polis memuru S.K.’nın açtığı ateşle öldürülen Uğur Kurt’la ilgili soruşturmada emniyetin görüntüleri kararttığı iddiasıyla ilgili olarak kamerayı Adli Tıp'a gönderen savcılıktan skandal bir yorum geldi. Savcılık yazısında, S.K'nın ateş ettiği anda tam arkasında olan Akrep aracındaki kameranın Kurt'un vurulduğu zaman dilimindeki görüntülerinin tahrif edilmiş olmasıyla ilgili olarak "Kamera sisteminin olaydan 15 dakika önce ZOM moduna geçmiş olabileceği" savunuldu.
15 Temmuz 2014 Salı
"Bir yargıç, Bir Haşhaşin'e, bir suikastçiye dönüşebilir mi?"
KEMAL GÖKTAŞ
Yargıtay 8. Ceza Dairesi yargıcı Erkan Özkaya "Pepsis ve Tarantula" isimli romanında bir yargıcın "Bir Haşhaşin'e, bir suikastçiye dönüştürülmesinin" hikayesini anlatıyor.
Erkan Özkaya, 1998 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun oldu. 1999 yılında hakim adayı olarak göreve başladı. Yurdun çeşitli yerlerinde ceza hakimliği yaptıktan sonra 2011 yılından bu yana Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nde hakimlik görevine devam ediyor. Özkaya, Eylül ayında yapılacak HSYK üye seçimleri öncesinde cemaat dışındaki muhafazakarlar, sosyal demokratlar ve ülkücü kökenli yargı mensuplarının bir araya gelerek oluşturduğu Yargıda Birlik Platformu'nda aktif görev alıyor.
Özkaya'nın kitabı taşrada, Mustafakemalpaşa ilçesinde asliye ceza yargıcı olarak görev yapan hakim Ercan Azizoğlu'nun oldukça garip hikayesi ile başlııyor. Azizoğlu, kendi halinde, ortalama bir yargıcın inanç ve değer yargılarına sahip, işini idealistçe yapmaya çalışan ve kanunlardan da kaynaklansa adil olmayan bir karar verdiğinde kabus gören bir hakim. Ancak yaşadığı ve kendi ölçüleriyle anlam veremediği bir dizi gizemli olay sonucunda bütün dünyası alt üst oluyor. Karşısına artık yetişkin bir genç kadın olan kız kardeşinin çocukluk hali çıkan Azizoğlu, küçük kız çocuğunun kendisine yaşattığı birçok metafizik olaydan sonra iradesini tamamen kaybediyor. Azizoğlu, kendi küçük dünyasında yaşarken teknolojinin imkanlarını kullanan bir gücün, dinlemeler, gizli kameralar, izlemeler, Facebook gibi sosyal paylaşım platformlarından elde edilen bilgiler, internette çözdürülen testler vs. yoluyla etrafında yarattığı mistik olaylarla örülü dünyanın esiri haline geliyor. Daha öncesinde hukuka aykırı karar vermemek için görevini titizlikle yapmaya çaba gösteren bir yargıç iken "doğa üstü" sandığı güçlerin kendisini yönlendirmesiyle dosyaları okumadan tutuklama kararları vermeye ve üstelik tutuklama kararlarının itiraz üzerine kaldırılmaması için de başka yargıç ve savcıları yönlendirmeye gayret eden biri haline dönüşüyor. Azizoğlu'nun hayata ilişkin bilgileriyle açıklayamadığı bu mistik olayların gerisinde ise Türkiye'nin füze savunma sistemi ihalesinden, yabancı servislerin faaliyetlerine, soyundan geldiği Hassan Sabbah'ın intikamını almaya yenimn etmiş bir eski MOSSAD ajanına, Türkiye Başbakanı ve Genel Kurmay Başkanı'na ve rütbeli askerlerine varana kadar birçok kahraman romanda yerini alıyor. Azizoğlu'nun, yani bir yargıcın "Bir Haşhaşin'e, bir suikastçiye dönüştürülmesi" hikayesi polisiyenin ve mistik edabiyatın çarpıcı bir örneği ile okuru peşinden sürüklüyor.
Kitapta teknolojik izlemeler ve maniplasyonlar, mistik öğeler, zihinsel kontrol yöntemleri, facebook gibi sosyal medya ortamlarındaki testler yoluyla bir yargıcın zihninin tamamen kontrol altına alınarak istenilen kararları vermesinin nasıl sağlandığı anlatılıyor. Yargıdaki cemaat kadrolaşmasının tartışıldığı günlerde ilginç göndermelerle dolu romanda, Türkiye'nin füze savunma sistemi ihalesinden, yabancı servislerin faaliyetlerine kadar birçok çarpıcı konu ele alınıyor. Polisiye kitaptaki ana tema ise zihinsel kontrol sağlanan yargıçlarda oluşturulan inançlarla hukuk dışı kararları nasıl aldıklarının sorgulanması.
Cemaat eleştirileri
Özkaya'nın kitabında, "Anayasa'ya, kanunlara ve vicdanına" göre karar vermesi beklenen ve hayatının büyük bölümünde bu ilkeyle yaşayan bir hakimin, iradesini teslim ettiği bir zihinsel kontrol süreci sonunda hukuktan ve adaletten nasıl ayrıldığı etkileyici bir dille anlatılıyor. Kitapta hiç adı geçmese de, yargıçların hukuk dışı saiklerle karar vermeleri, yani kişisel inançlarını, aidiyetlerini hukukun önüne geçirmelerine ilişkin anlatının arkasında yargı içinde son dönemde çok tartışılan "cemaat" etkisine yönelik köklü eleştiriler olduğu görülüyor.
"Pepsis ve Tarantula" isminin altında kapakta yer alan "Bir yargıç, Bir Haşhaşin'e, bir suikastçiye dönüşebilir mi?" sorusu ise akıllara Başbakan Erdoğan'ın Gülen cemaati üyeleri için yaptığı "Haşhaşin" benzetmesini getiriyor.
Özkaya'nın kitabının Erdoğan'ın bu konuşmasından önce tamamlandığı anlaşılıyor ancak "haşhaşin" ifadesinin kapakta yer almaya devam etmesi kitapta Hasan Sabbah'ın ötesinde cemaatle ilgili yöntemlerin de anlatıldığı izlenimi uyandırıyor.
Pepsis ve Tarantula
Kitaba adını veren Pepsis, bir yaban arısı türü. Tarantula ise vücudu 5, bacakları 1/-13 santim uzunluğunda, zehri 20 insanı birden öldürebilecek olan, dünyanın en zehirli örümceği. Pepsis'in, bu kadar güçlü zehri bulunan tarantulayla ilişkisi kitapta şöyle anlatılıyor:
"Pepsis, tarantulanın zehrine karşı özel bir panzehirle korunmuştur ve örümceğin kuvvetli zehrinden etkilenmez. Sokma sırası arıya geldiğinde örümceği karnının sol üst tarafındarn sokar ve zehrini buraya boşaltır. Arının zehri tarantulayı öldürmez ancak onu felç eder. Tarantulanın karnında bir delik açan yaban arısı buraya tek bir yumurta bırakır. Birkaç gün içinde yumurtadan pepsisin yavrusu çıkar. Yumurtalar için gerekli ısı ve larvalar için besin hazırdır. Yavru değişim geçireceği koza dönemine kadar tarantulanın etini yiyerek beslenecek ve onun içinde korunacaktır."
Üniversitede rehberlik danışmanlık gitti, ilahiyatçılar manevi danışmanlık verecek
Rehberlik yerine manevi danışman
Yönetim ve danışman kadrosunun tamamı İlahiyat Fakültesi öğretim üyelerinden oluşan merkezde ihtiyacı olana “manevi-psikolojik danışmanlık” hizmeti verilecek
Kemal Göktaş
Balıkesir Üniversitesi’nde yönetimi ve danışman kadrosunun tamamı İlahiyat Fakültesi öğretim üyelerinden oluşan ve öğrencilere, “manevi-psikolojik danışmanlık” hizmeti verecek bir merkez kuruldu. Resmi gazete’de yayımlanan Manevi Psikolojik Danışmanlık Uygulama ve Araştırma Merkezi kurulmasına ilişkin yönetmelikle tamamı İlahiyat Fakültesi öğretim üyelerinden oluşan merkezde öğrencilerin yanı sıra dışardan gelen sivil kişilere manevi-psikolojik danışmanlık yapılacak. Merkezde, ancak gerek görülürse psikolog ve psikiyatristler “diğer danışmanlık” adı altında görev alabilecek.
14 Temmuz 2014 Pazartesi
Demirtaş, Gezi için aslında ne dedi?
HDP Eş Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş'ın Gezi eylemleri sırasında öldürülen Ali İsmail Korkmaz'ın davasına gitmesi sosyal medyada tartışma konusu oldu.
Demirtaş'ın Gezi'ye ilişkin ne söylediği ve ne söylemediğine ilişkin birçok spekülasyon yapılıyor.
Demirtaş'ın 4 Haziran 2013'de BDP Grubunda yaptığı konuşma, Gezi karşısındaki ilk reflekslerini göstermesi bakımından önemli. Üstelik "cımbızlama" yöntemini mahkum etmek için de şart. Kamu hizmeti babında, konuşmayı dinleyen biri olarak o tarihte yazdığım haberi paylaşıyorum.
13 Temmuz 2014 Pazar
Ali İsmail'e son tekmeyi atan polis, ayağına taş geldiği gerekçesiyle göstericilerden şikayetçi olmuş
KEMAL GÖKTAŞ
Ali İsmail Korkmaz'ın başına tekme atarak ölümüne neden olan polislerden Mevlüt Saldoğan'ın olaydan birkaç saat sonra hastaneye giderek "öldüren tekmenin" incittiği ayağındaki şişlikten ötürü rapor aldırdığı ve ardından göstericilerin ayağına taş atarak yaraladıkları gerekçesiyle şikayetçi olduğu ortaya çıktı. Saldoğan'ın ayağındaki şişlikten ötürü "çatlak" şüphesi raporu veren doktorun ise Ali İsmail Korkmaz'a "Bir şeyin yok" diyerek evine gönderen doktor Hasan Gülcü olduğu anlaşıldı. Başından darbe alan Ali İsmail Korkmaz'ı evine gönderen Gülcü, polis Saldoğan'ı ayağındaki şişlikten ötürü ortopedi servisine sevk etti. Saldoğan ortopedi servisindeki muayenesinden sonra ayağında çatlak olduğu gerekçesiyle alçıya alındığı ve 7 gün rapor verildiğini söyledi. Skandalı büyüten ise soruşturma kapsamında Kasım 2013'de savcılığın talimatıyla tekrar muayene edilen Saldoğan'ın olay anında çekilmiş X-Ray görüntülerinin hastane kayıtları arasında bulunamaması oldu.
10 Temmuz 2014 Perşembe
İşte Uğur Kurt'u vuran polisin ifadesi
KEMAL GÖKTAŞ
Açtığı ateşle Okmeydanı Cemevi'nde bir cenaze törenini bekleyen Uğur Kurt'un ölümüne neden olan Terörle Mücadele Şubesi polisi S.K., ifadesinde, "Korku ve panik nedeniyle, göstericileri korkutma amacıyla ateş ettim" demesine rağmen aracın alev almasından sonra şoförün kapısını açamadığını, kendisinin arkadan uzanarak kapıyı açtığını söylemesi dikkat çekti. S.K. molotof isabet eden Akrep aracından indiğinde üzerinde olmayan silahını geri dönerek aldığını ve bulundukları aracın alev alması üzerine korktuğunu ve "diri diri yakılacaklarını" düşündüğü için ateş ettiğini savundu. S.K. vücudunda oluşan yanıklar nedeniyle de rapor aldı. Kurt'un vurulduğu anda cemevinde bulunan tanıklar ise S.K'nın cemevini hedef alarak ateş ettiğini belirterek "Havaya bile ateş etmesine gerek yoktu. Düz ateş etseydi kot farkından ötürü kurşun cemevinin çatışına gelirdi" dedi.
Açtığı ateşle Okmeydanı Cemevi'nde bir cenaze törenini bekleyen Uğur Kurt'un ölümüne neden olan Terörle Mücadele Şubesi polisi S.K., ifadesinde, "Korku ve panik nedeniyle, göstericileri korkutma amacıyla ateş ettim" demesine rağmen aracın alev almasından sonra şoförün kapısını açamadığını, kendisinin arkadan uzanarak kapıyı açtığını söylemesi dikkat çekti. S.K. molotof isabet eden Akrep aracından indiğinde üzerinde olmayan silahını geri dönerek aldığını ve bulundukları aracın alev alması üzerine korktuğunu ve "diri diri yakılacaklarını" düşündüğü için ateş ettiğini savundu. S.K. vücudunda oluşan yanıklar nedeniyle de rapor aldı. Kurt'un vurulduğu anda cemevinde bulunan tanıklar ise S.K'nın cemevini hedef alarak ateş ettiğini belirterek "Havaya bile ateş etmesine gerek yoktu. Düz ateş etseydi kot farkından ötürü kurşun cemevinin çatışına gelirdi" dedi.
8 Temmuz 2014 Salı
AYM'ye cinsel özgürlük başvurusu
KEMAL GÖKTAŞ
Aydın 3. Asliye Ceza Mahkemesi, "doğal olmayan yoldan yapılan cinsel davranışlarla" ilgili yazı, ses veya görüntüleri satanları ve bulunduranları cezalandıran kanun hükmünün iptal edilmesini istemi ile Anayasa Mahkemesi'ne başvurdu. AYM'nin iptal kararı vermesi halinde eşcinsel ilişkilerin tecavüz, sado-mazo, hayvanlarla ilişki, ölülerle ilişki gibi ilişki türleriyle bir tutulması son bulacak. Ayrıca eşcinsel ilişkilerle, oral ve anal ilişkileri gösteren görüntüleri veya yazıları bulundurmak da suç olmaktan çıkacak.
Ethem Sarısülük ve Hrant Dink cinayetleri: Bir isim, bir bağlantı, bir ciddi iddia
KEMAL GÖKTAŞ
Ankara'daki Gezi eylemleri sırasında Ethem Sarısülük'ü vurarak öldürdüğü için yargılanan Çevik Kuvvet polisi Ahmet Şahbaz mahkemece tutuklandı. Mahkeme, duruşma savcısının, Şahbaz'ın "meşru müdafada" bulunduğunu iddiasının kabul edilemeyeceğini belirterek "olası kastla öldürme" suçundan cezalandırılmasını istemesinden sonra tutuklama kararı verdi. Sanık avukatının duruşmaların kapalı yapılması talebi de reddedilirken mahkeme heyetinin kararları görüşürken geçtiği "müzakere odasında" sanık Şahbaz'a verilen polis korumalarının oturduğu ortaya çıktı. Avukat Kazım Bayraktar, Sarısülük'ün vurulduğu gün halka ateş eden başka polislerin de olduğunu gösteren bir fotoğrafı mahkeme sunarak "Ateş emri almış birkaç polis olabilir" iddiasını gündeme getirdi. Duruşmadan sonra jandarma, avukatlar ve izleyecilere sert müdahale etti. Bir avukat başından aldığı cop darbesiyle yaralandı. Anne Sayfı Sarısülük ise "Katilin tutuklanması bayramım oldu" dedi.
6 Temmuz 2014 Pazar
Anayasa Mahkemesi: “Öcalan kitabında barışı savunuyor”
KEMAL GÖKTAŞ
Anayasa Mahkemesi, Abdullah Öcalan’ın basım aşamasında olan kitabı hakkında mahkemece el koyma kararı verilmesine ilişkin başvurusuyla ilgili kararının gerekçesinde oldukça çarpıcı ve tartışma yaratacak görüşlere yer verdi. Kitaptaki düşüncelerin toplumun bir kesimince hoş karşılanmayacak nitelikte ise de Öcalan’ın barışçıl demokratik çözümü savunduğu belirtilen gerekçede, kitabın kapağında Türkiye topraklarını kapsayacak biçimde Kürdistan haritasına yer verilmesinin de tek başına yasaklama kararına gerekçe olamayacağı belirtildi. Gerekçede, Öcalan’ın “demokratik çözümün gerçekleşmemesi halinde nihai bir savaş aşamasına geçilebileceği” yönündeki ifadelerini de kitabın yazıldığı bağlam ile birlikte değerlendirildiğinde, şiddeti teşvik ve terör eylemlerinin yapılmasına çağrıda bulunduğu anlamına gelmediği savunuldu.
4 Temmuz 2014 Cuma
İşkence mağduru Fevziye Cengiz'in karartılan hayatı
KEMAL GÖKTAŞ
İzmir’de Karabağlar Polis Merkezi’nde Fevziye Cengiz isimli kadını feci şekilde dövdükleri görüntülerle ortaya çıkan polislerin, "işkence" suçundan yargılandığı davada karar Mahkeme Başkanı’nın başka bir mahkemeye atanması nedeniyle çıkmadı. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki yetkisi alınan Mustafa Hakan Uğur, baştan beri kendisinin yürüttüğü davanın bu aşamasında, yetkisi alınmışken karar vermesinin, "etik" olmayacağını belirterek duruşmayı erteledi. Dava sürecinde yaşadıklarını Milliyet’e anlatan işkence mağduru Fevziye Cengiz ise 3 yıllık yargılama sürecinin kendisi için ayrı bir işkence haline geldiğini, ancak son duruşmada savcının kendisi için 8, polisler için 1 yıl hapis istemesinin ardından kabuslar görmeye başladığını kaydetti.
Cinayeti gören uzman çavuşun bir günlük suskunluğu pahalıya mal oldu
KEMAL GÖKTAŞ
Anayasa Mahkemesi, bir uzman onbaşının başka bir uzman onbaşıyı bıçaklayarak öldürmesi olayını gördüğü halde ilk gün "birşey görmediğini" söyleyen uzman çavuşun, ertesi gün vicdanen rahat etmediğini söyleyerek bildiklerini anlatmasını yeterli bulmadı. Uzman çavuşun ordudan atılmasına ilişkin kararda insan haklarına aykırı bir yön olmadığına hükmeden AYM, askeri yargıdaki dava sırasında gizli belgelerin dosyaya girmesini de ihlal olarak görmedi. AYM'nin masumiyet karinesinin cezsa davaları ile ilgili olduğu meslekten ihraç kararının dava edildiği idari yargı alanında uygulama alanı olmayacağı yönündeki değerlendirmesi de dikkat çekti.
Tacizciyi değil, mağduru cezalandıran adalete AYM de onay verdi
KEMAL GÖKTAŞ
Anayasa Mahkemesi, cinsel tacize uğrayan üniversite öğrencisinin "tacizcinin aldığı cezanın ertelenerek tacizin cezasız bırakılmasının ve kendisine de hakaret suçundan ceza verilmesinin" hak ihlali olduğu yönündeki başvurusunu reddetti. AYM, fiziki temas olmadan gerçekleştirilen taciz suçunun "insan haysiyeti ile bağdaşmayan bir muamele" olarak değil "maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkı" ile ilgili olduğunu savundu.
1 Temmuz 2014 Salı
Siyasi partilere Kürdistan ismi yasak, ama yaptırımı yok!
KEMAL GÖKTAŞ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın adını değiştirmesi için ihtar verdiği Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi (TKDP), "Kürdistan" kelimesini parti adından çıkarmasa bile herhangi bir yaptırım uygulanamayacağı ortaya çıktı. Siyasi Partiler Kanunu'nda ihtar kararına uymayan partilere Hazine yardımının kesilmesine ilişkin hükmün 2009 yılında Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilmesinden sonra herhangi bir yasal düzenleme yapılmadığı için Kürdistan kelimesinin yanı sıra yasada yasaklanmış diğer adlarla da parti kurulması halinde ihtar dışında hiçbir yaptırım uygulanamıyor.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın adını değiştirmesi için ihtar verdiği Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi (TKDP), "Kürdistan" kelimesini parti adından çıkarmasa bile herhangi bir yaptırım uygulanamayacağı ortaya çıktı. Siyasi Partiler Kanunu'nda ihtar kararına uymayan partilere Hazine yardımının kesilmesine ilişkin hükmün 2009 yılında Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilmesinden sonra herhangi bir yasal düzenleme yapılmadığı için Kürdistan kelimesinin yanı sıra yasada yasaklanmış diğer adlarla da parti kurulması halinde ihtar dışında hiçbir yaptırım uygulanamıyor.
İşkenceyi gizleyen hekime "ihraç" yerine "uyarı"da ısrar
KEMAL GÖKTAŞ
İzmir Tabip Odası, Karabağlar Polis Merkezi'nde işkence gören Fevziye Cengiz'in vücudundaki işkence izlerini adli tıp muayenesi sırasında raporuna geçirmeyerek polisleri koruyan doktora yönetmelikte düzenlenen "meslekten geçici ihraç" cezası yerine "uyarı" cezası vermekte ısrar etti. İTO Onur Kurulu, Türk Tabipleri Birliği Yüksek Onur Kurulu'nun eylemle ceza arasında adil bir denge kurulması için verdiği bozma kararına rağmen "geniş takdir yetkisi" bulunduğunda ısrar ederek uyarı cezası kararında direndi. Karara itiraz eden Cengiz'in avukatı Hanife Yıldırım ise suçun işkenceyi gizlemek olduğunu ve yönetmeliğe göre meslekten geçici ihraç cezası verilmesi gerektiğini belirtti.
30 Haziran 2014 Pazartesi
Yargıtay'dan Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi'ne "Kürdistan" ismini "değiştir" ihtarı
Kürdistan adına vize yok
KEMAL GÖKTAŞ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi'ne (TKDP), "Kürdistan" kelimesini parti adından çıkarması için ihtar gönderdi. Başsavcılık, Siyasi Partiler Kanunu'na göre "ırk veya bölge" adlarıyla parti kurulamayacağını belirterek partiye ismini değiştirmesi için 15 gün süre verdi. Süre sonunda parti, "Kürdistan" kelimesini adından çıkarmadığı takdirde Anayasa Mahkemesi'ne başvurulacak.
KEMAL GÖKTAŞ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi'ne (TKDP), "Kürdistan" kelimesini parti adından çıkarması için ihtar gönderdi. Başsavcılık, Siyasi Partiler Kanunu'na göre "ırk veya bölge" adlarıyla parti kurulamayacağını belirterek partiye ismini değiştirmesi için 15 gün süre verdi. Süre sonunda parti, "Kürdistan" kelimesini adından çıkarmadığı takdirde Anayasa Mahkemesi'ne başvurulacak.
29 Haziran 2014 Pazar
Ölümüne işkence cezasız kaldı
KEMAL GÖKTAŞ
İstanbul'da 2009 yılında üniversite öğrencisi M.Ç'yi Taksim'deki 1 Mayıs kutlamalarına katılmak istediği için gözaltına alarak öldüresiye döverek bayılttıkları ve öleceğinden korkularak köprü altına attıkları iddiasıyla yargılanan 4 polis beraat etti. Olaydan 5 yıl sonra sonuçlanan davada yargılanan sanık polislerin suçu işlemedikleri sonucuna varan mahkeme kararının ardından, ölümüne işkence olayı cezasız kaldı.
Bir mahkeme kararı üç önemli sonuç: İşkence, biber gazı ve polise direnme
KEMAL GÖKTAŞ
Gaziantep'te trafikteki bir tartışmaya müdahale eden polis ekiplerinin gözaltına aldığı bir ailenin karakolda gördüğü kötü muamelenin işkence suçunu oluşturacağı gerekçesiyle görevsizlik kararı veren Asliye Ceza Mahkemesi gerekçeli kararında oldukça çarpıcı değerlendirmeler yaptı. Kararda, Türk Ceza Kanunu'nda diğer ülkelerdeki işkence tanımlarından farklı olarak sadece suçu söyletmek için uygulanan ağır fiziki şiddetin değil, her türlü onur kırıcı ve aşağılayıcı muamelenin işkence sayıldığı belirtildi. Kararda ayrıca görev sınırını aşarak müdahale eden polisle vatandaşın kavgasının "görevli memura direnme" değil, iki vatandaş arasındaki kavga sayılacağına hükmedildi. Karardaki üçüncü önemli hüküm ise biber gazı kullanılmasının orantılı ve kurallara uygun olsa bile başlı başına işkence sayılacağı yönündeki değerlendirme oldu.
25 Haziran 2014 Çarşamba
Zaytung haberi gibi kararname: HSYK emekli savcıyı tayin etti
KEMAL GÖKTAŞ
Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun (HSYK) tartışma yaratan yaz kararnamesinde, emekli bir savcının "görev yerini değiştirdiği" ortaya çıktı. HSYK, 8 Mayıs'ta emeklilik dilekçesini kabul ettiği eski Eskişehir Cumhuriyet Savcısı Galip Karayazı'yı Tekirdağ Cumhuriyet Savcısı olarak atadı. Atamaya tepki gösteren meslektaşları ise "Zaytung şakası gibi kararname" dedi.
Askeri Mahkeme Başkanı'nın Roboski kararı itirazı: Adalete ve devlete zarar verir
KEMAL GÖKTAŞ
Roboski'de 34 kişinin hayatını kaybettiği bombardımanla ilgili olarak Hava Kuvetleri Komutanlığı Askeri Savcılığının verdiği takipsizlik kararına yapılan itiraz Hava Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Mahkemesi tarafından reddedildi. Ret kararı, Askeri Mahkeme Başkanı Hakim Albay Oğuz Pürtaş'ın karşı oyuyla, 1'e karşı 2 oyla alındı. İki üye bombardımana karar veren askeri yetkililerin kaçakçı olan grubu terörist sanma konusunda "kaçınılmaz bir hataya" düştüklerini savundu. Kararda, bombardımanda hayatını kaybeden kişilerin "top atışlarına rağmen sınıra doğru ilerledikleri ve kaçakçı davranış ve tepkisinden ziyade terör örgütü davranışları sergiledikleri" belirtilerek bu durumun askeri yetkilileri hataya sürüklediği savunuldu. Karara karşı çıkan Mahkeme Başkanı Pürtaş ise kararın kamu vicdanını tatmin etmeyeceğini belirterek "Kısa vadede maslahata ve kamu yararına uygun gözükse de uzun vadede mülkün temeli olan adalet duygusuna ve devlete zarar vereceğini" belirtti.
21 Haziran 2014 Cumartesi
Bu da benim Radikal’im
Radikal adında bir gazete çıkacağını, üniversite öğrencisiyken gittiğim İzmir’de bilboardlardaki reklamlardan öğrenmiştim. Sezen Aksu ve Zeki Müren’in fotoğraflarını anımsıyorum, altında “O bir Radikal” yazısıyla… Doğan grubunun “solcu” bir gazete çıkarması tuhaf gelmişti. 90’lı yıllar, Kürt şehirlerinde devam eden savaş metropollere gözaltında kayıpların, yargısız infazların ve işkencenin ağırlıyla çökmüştü. Yarı askeri bir dönem yaşanıyordu ve devlet bütün acımasızlığıyla legal-illegal kurumlarıyla hayatı kabusa çevirmekte oldukça başarılıydı. Sol ise yine krizdeydi ve devrimci politika krizi aşarak kitleselleşme denemeleri yapıyordu. Böyle bir ortamda Radikal’in çıkışının devrimci yönelişi düzene kanalize edecek bir oyun olduğu konusunda hemfikirdik.
Böyle düşünüyorduk ama Radikal’e kayıtsız kalamadık. Radikal haberciliği, farklıydı ve her sabah Özgür Gündem ya da Evrensel’in yanı sıra Radikal’i de almadan edemiyorduk. Yurt odalarında, öğrenci evlerinde Radikal hızla herkesin ilk gazetesi olmayı başardı. Yıldırım Türker’in yazıları, Celal Başlangıç’ın röportajları, Adnan Keskin’in, Müjgan Halis’in, Ahmet Şık’ın haberleri “burjuva basın” içinden kopup gelen birer soluk oldu hayatımızda.
Ve sonra hukuk fakültesini bitirip, avukatlık yolunda ilerlerken tamamen tesadüf eseri Uğur Mumcu Vakfı’nın Araştırmacı Gazetecilik bursunu kazandım ve avukatlık stajının adliyelerde, avukatlık bürolarında geçirilecek sıkıntı zamanları yerine bursu alıp, vakfın sağladığı 3 aylık staj olanağını kullanmaya karar verdim. 3 ayın sonunda tabi ki avukatlık stajına dönecektim. O kadar hukuk okuyup gazeteci olacak değildim ya… Gazetecilik stajı için Radikal’i seçtim. Radikal’in bürosu kalabalıktı: Adnan Keskin, Soner Arıkanoğlu, Deniz Zeyrek, Ayşe Karabat, Güneş Gürson, Ayfer Selamoğlu, Canan Gedik, Hilal Köylü, Zihni Erdem, Ergün Aksoy, Tolga Akıner, İpek Karadağ… Hakkı Erdem haber müdürlüğü koltuğunu benim gittiğim günlerde İsmet Demirdöğen’e devretmiş, kendisi de Posta’da köşe yazıyordu. Temsilci, haftada bir Ankara’ya gelen İsmet Berkan’dı. Gazete bürolarında stajyerler kendileri bir hamle yapmadığı takdirde pek ilgilenilecek insanlardan sayılmaz. Ben de ilk bir hafta kimse konuşup sohbet etmediği için sadece gazete okumakla geçirmiştim zamanımı. Artık ilk haftanın sonunda bürodan kaçıp gitmeyi tasarlamaya başlamışken fakstan gelen duyurular arasında gördüğüm ODTÜ’deki nükleer santrallerle ilgili bir paneli izlemek istediğimi söyledim İsmet Demirdöğen’e. Sadece 5 kişinin izlediği panel, bir başka habere 3 satırla kutu olduğunda, ilk haberim de çıkmıştı. Tabii bürodakiler bunun farkında değildi. Haberin, daha doğrusu benim yazdığı 3 satırın altını kırmızı kalemle çizip bir ikisine gösterdiysem de yine mırıldaranak “iyi hadi bakalım” sözlerinden başka bir şey de duymadım. Artık karar vermeliydim ve o zaman hala beyazlamamış sakallarıyla herkesin “Dayı” diye hitap ettiği asık suratıyla karşındakine her an tersleyebileceği korkusunu veren Adnan Keskin’e bütün cesaretimi toplayarak yanaştım ve biraz konuşmak istediğimi söyledim. Hukuk mezunu olduğumu, haber yapmak istediğimi filan söyledim. Dayı dinledi ve kendisinin de iş yükünden şikayetçi olduğunu, adliye haberlerini yapabileceğimi söyledi. İşte hayatımı değiştiren konuşma oydu sanırım. İlk özel haberim Ulucanlar Cezaevi’ndeki katliama ilişkin Meclis İnsan Hakları Komisyonu’nun raporuydu. Sonrasında Çankırı Cezaevi’nde tedavisi yapılmadığı için ölen Engin Huylu haberi.. 3 aylık staj bitmeden telif sözleşmesi imzalatıldı, artık bir gazeteciydim. Birtan Altınbaş işkence davası… İnsan hakları ihlaleri gazetede geniş yer buluyor ve mesleğinin başındaki avukat arkadaşlarımın yaşadıkları sıkıntıları görünce gazetecilik bana giderek daha cazip gelmeye başlıyordu. Gerçi asgari ücret alıyordum ama gazetecilik virüsü girmişti bir kere.. F tipi cezaevlerine geçiş sürecinde yaptığım haberler gazetede geniş yer alıyordu. Bu sırada Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Yılmaz Milliyet’in başına geçmiş, İsmet Berkan da Radikal’in yeni Genel Yayın Yönetmeni olmuştu. Kendisi F tipi cezaevlerinden yana olsa da haberlere karışmıyor ve Radikal bu süreçte, Yeni Binyıl ile birlikte medya içinde ayrı bir yerde konumlanmayı başarıyordu. (her ne kadar Tuncay Özkan daha sonra uzun yıllar hapis yatacağı F tipi cezaevlerini pazarlamak için bin tür yolu denese de Radikal’in ana çizgisini etkileyemiyordu) Öyle ki mahkum yakınları için de Radikal “devrimci bir gazete” gibi algılanıyordu. Bu dönemde, aynı zamanda bir mahkum yakını olan arkadaşımın metroda yere otururken elindeki gazeteyi altına koymasını söylediğimde “Ama Radikal’e kıyamıyorum” dediğini hatırlıyorum. Radikal de sofra kağıdı olarak serilmeyecek, üstüne oturulmayacak “devrimci basın” gibi algılanıyordu.
Hoş dönemin hükümeti ve Adalet Bakanlığı için de Radikal, yaptığı haberlerle “yasa dışı örgütlere yardım yataklık” eden bir gazete hüviyetindeydi. Bu bir benzetme de değildi üstelik, Adalet Bakanlığı’ndan gazeteye gönderilen tekziplerde “haberlerin yasa dışı örgütlerin propagandasına hizmet ettiği ve maksatlı olduğu” sık sık vurgulanıyordu.
F tipine geçiş sürecinde de Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk tüm toplumu kandırıp kanlı bir katliamın emrini verdiğinde medya operasyonun en önemli ayaklarından biriydi ve bu katliama alkış tutmanın, meşrulaştırmanın ötesinde adeta bir operasyon gücü gibi çalışmıştı. Hürriyet’in “Devlet Girdi” manşeti bunun özetiydi.Ama Radikal, katliamdan sonra da haberciliğini devam ettirdi ve kuşkuları ortaya koymaya devam etti. Radikal’in 18 yıllık yayın hayatının en önemli işlerinden biri F tipi cezaevleriyle ilgili haberlerdi.
Radikal’deki ömrüm, artık geçinmek konusunda büyük güçlük çektiğim günlerde Sabah’tan gelen cazip teklifle sona erdi. Aslında Sabah’a gitmeyi hiç düşünmüyordum ama o zamanki aklımla Sabah’tan gelen teklifi Radikal’de kadro ve üç beş kuruş zam için kullanmak istemiştim. Ailemden para gelmiyordu ve ev arkadaşlarıma yük olmaya başlamıştım. Sabah’ın teklifini gazeteye söyleyince maaşımı birazcık artırabileceklerini ummuştum. Bu ham hayalim İsmet Berkan’ın “Gitme, oralarda yapamazsın ama sana yakın zamanda yapacak bir şeyimiz de yok” sözleriyle mecburi bir gidişe döndü. Radikal’den 1 yıl 3 ay sonra ayrılırken aslında bütün bir gazetecilik hayatım boyunca hep Radikal’ci olarak kalacağımı, kendimi en çok Radikal’e ait hissedeceğimi bilmiyordum tabii…
20 Haziran 2014 Cuma
Balyoz siyasi yargılamalar için nasıl emsal olacak?
KEMAL GÖKTAŞ
Anayasa Mahkemesi'nin Türkiye'nin yakın tarihinde çok önemli bir yeri olan Balyoz davasında verdiği karar, benzer siyasi davaların değerlendirilmesi konusunda da önemli kriterler getirdi. AYM'nin adil yargılama hakkının ihlali olarak gördüğü konular kadar, ihlal olarak görmediği iddialar da Ergenekon, Devrimci Karargah, KCK, Poyrazköy gibi benzer davaların önümüzdeki dönemde AYM'de ele alınışı konusunda önemli emsalleri ortaya koydu.
18 Haziran 2014 Çarşamba
İşte Ekmel Bey'in siyasi görüşleri
KEMAL GÖKTAŞ
CHP ve MHP'nin Cumhurbaşkanlığı seçimindeki çatı adayı olarak ilan edilen Ekmeleddin İhsanoğlu'nun görüşlerinin kamuoyunda pek bilinmemesi nedeniymle farklı tepkiler ortaya çıktı. İhsanoğlu'nun siyasal İslam, dindarlık veya muhafazakarlık arasındaki konumu, özellikle CHP tabanı açısından oldukça belirleyeci bir önem taşıyor. İhsanoğlu, İslami çevrelerin yabancısı olmadığı ancak geniş kamouyunun pek haberdar olmadığı görüşlerini en net biçimde geçen yıl yayınlanan "Yeni Yüzyılda İslam Dünyası" isimli kitabında ortaya koyuyor. Kitaptaki görüşlerine göre İhsanoğlu, İslam'la çoğulcu demokrasi arasında esaslı bir karşıtlık bulunmadığını, din ve siyaset alanının birbiri üzerindeki kontrolünün kaldırılması ve "iyi yönetişim" esaslarının uygulanmasıyla İslam ülkelerinin gelişebileceğini savunuyor. Demokrasinin uzun süreli bir mücadale gerektirdiğinin sık sık altını çizen İhsanoğlu'nun Arap ülkelerindeki gençlik hareketlerini "toplumların geleceği açısından ümit verdiğini" belirterek övmesi ise ayrıca dikkat çekiyor. İhsanoğlu, öngördüğü siyasi çerçeveyi "Dinin sosyal hayatta yerini alması ve siyasetle ilişkisinin birbirine karışmama esasına bağlanmasıyla kurulacak bir denge" olarak tanımlıyor. İhsanoğlu, bu dengenin kurulmaması halinde Müslüman toplumların siyasette aktif kesimlerinin tek çıkar yolu hedeflerini dinin çerçevesinde aramak olacağı konusunda da uyararak "Bu senaryonun gerçekleşmesi halinde işler daha da karışabilir. Bugünkünden daha zor hale gelebilir" ifadesini kullanıyor. İhsanoğlu, "Arap Baharı" kavramına da karşı çıkarak yaşananın despotların sonbaharı olduğunu, Arap Baharı'nın yaşanması için birkaç neslin geçmesi gerekceğini savunuyor.
17 Haziran 2014 Salı
İbrahim Aras'ın cesedinin yanında gaz fişeği bulundu
KEMAL GÖKTAŞ
Adana'daki Lice protestosu sırasında hayatını kaybeden 15 yaşındaki İbrahim Aras'ın ön otopsi raporunda, "yaygın kafatası kırıklarından" kaynaklı öldüğü belirtildi. Olay yeri tutanağında da Aras'ın yanı başında da bir gaz kapsülü bulunduğu belirtildi. Görgü tanıklarının, Aras'ın Akrep'ten atılan gaz fişeği ile öldüğünü söylediği belirtilirken bir kadın tanığın savcıya "Polislere 'Burada adam öldürüyorsunuz' diye bağırdım. Bana 'Biz burada kuş avlıyoruz' diye karşılık verdi" dediği belirtildi.
"Canavarca hisle" kadın yakan sanığa iyi hal kıyağı
KEMAL GÖKTAŞ
Antalya 4. Ağır Ceza Mahkemesi, sevgilisi Çilem Hülya Berkil'i üzerine benzin döküp yakarak öldüren Abdurrahman Gazi Göçer'e verdiği cezadan "iyi halden" 6 yıl indirim yaptı. Mahkeme, "canavarca hisle insan öldürmek" suçundan mahkum ettiği sanığa yaptığı iyi hal indirimini "sanığın sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki olumlu davranışları, cezanın sanığın üzerindeki olası etkileri ve dosya kapsamı" gerekçelerine dayandırdı. Müdahil avukatları ise iyi hal indirimine "Sanıkların takım elbise giyip gelmesi iyi hal sebebi olarak alınırsa toplumsal vicdanımız ve kadının insan hakları kavramının zedelenmesi söz konusu olacaktır" diyerek isyan etti. Sanığın iyi hal indirimi aldığı davada, sanığın babası ve jandarmalar ise delilleri karartmak için rüşvet alıp vermek suçundan mahkum oldu.
15 Haziran 2014 Pazar
Hayati rahatsızlığı olan hakimin tayinini yapmadılar
KEMAL GÖKTAŞ
HSYK'nın (Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu) 2 bin 500'ü aşkın hakim ve savcının görev yerini değiştiren yaz kararnamesinin siyasi yankıları sürerken, hayati önemde hastalığı bulunan eşinin tedavisi için büyükşehire atanma talepleri reddedilen savcı isyan etti.
Zirve davasında "ev hapsi" skandalı
KEMAL GÖKTAŞ
Zirve Yayınevi katliamı davasında tutukluluk sürelerini 5 yılla sınırlayan yasa nedeniyle tahliye edilerek ev hapsine alınan sanıkların adli kontrol hükümlerine aykırı olarak defalarca evlerini terk ettiği, buna rağmen mahkemenin tutuklama kararı vermekten kaçınarak adli kontrole, "aynen devam" kararı verdiği ortaya çıktı. Oysa mahkemenin adli kontrole ilişkin kararında ev hapsi yükümlülüğünü ihlal eden sanıkların derhal tutuklanacakları belirtilmişti.
14 Haziran 2014 Cumartesi
ismail Saymaz'ın taraflı gazeteciliği
KEMAL GÖKTAŞ
11/06/2014
.
Gazeteciliğin, siyasetteki ve toplumdaki kamplaşmaya koşut olarak ikiye bölündüğü, her bir gazetecinin kendisini bir safta konumlandırarak haber nesnelerine baktığı, haberi siyasi bir mücadelenin aracı kıldığı bir matbuat döneminden geçiyoruz. Haberin/gazeteciliğin “tarafsız” olması gerektiği, dahası olabileceği yönündeki liberal görüşlerin “antika” değeri taşımaya başladığı bir evrede kuşkusuz memleketteki bu gazetecilik manzarası da çok yadırganmıyor. Gerçekliğin yeniden inşası olarak haberin, gerçeklik dışında kurgulanarak bütün unsurlarından soyutlandığı, insan zekâsıyla dalga geçen fantezik sunumların gerçeklik diye dayatıldığı bir dönemde, habere, gerçekliğe, nesnelliğe ve gazeteciliğe dair tartışmalarda özgün bir konumu temsil eden bir gazetecilik tarzının parlak bir örneği ile karşı karşıyayız. Bu tarz gazetecilikte haber iktidarın ve sermayenin kanatları altından çıkmıştır. Bu tarz gazetecilikte haberci, polis tekmeleriyle can verenlerin, gözaltında kaybedilenlerin, cezaevinde kolu koparılanların, “kutsal değerler” uğruna linç edilenlerin, kışlada bir kör kurşunla öldürülenlerin, erkeğin ve devletin itinayla hayatını kaydırdığı kadınların yanında saf tutmaktadır ve “taraflıdır”.
Bu tür gazeteciliğin ajitatif, güç ilişkileri içindeki konumunu pekiştirmeyi temel almış, pespayeliğini bağırarak, farklı olanı linç ederek, etiketleyerek örtmeye çalışan gazetecilik karşısındaki gücü, kuşkusuz gerçekliği temsil kabiliyeti ile orantılı.
Araştırmacı gazeteciliğin “güç odaklarınca bilinmesi istenmeyen olayları, olguları ortaya çıkarmak” olarak ifade edilebilecek en önemli unsurunun hakkını vererek haberlerini, kitaplarını kaleme alan, üretkenliği ile öne çıkan İsmail Saymaz’ın Esas Duruşta Cinayet kitabında ortaya konan gazetecilik de taraflılığın ve gerçekliğin nesnel temsilinin aynı anda mümkün olması, dahası birbirini besleme potansiyelini ortaya koyabilecek nadide örneklerden biri.
Saymaz’ın kitabı on beş dava dosyası etrafında yapılan araştırmalardan oluşuyor. Gazeteci kitaplarının temel handikaplarının başında anlatım sorunları gelir. Binlerce belgedeki bilgileri tasnif ederek olayın yalın öyküsünü ortaya koyacak bir öykü inşa etmek, gazetecilik yeteneğinin yanı sıra edebi bir ustalık da gerektirir. Bu yüzden çoğunlukla gazeteci kitapları, bağlamı ortaya konulmayan, yeterince analitik olamayan, bazen de çok uzun bir haber tadında yazılmış, sıkıcılıkla malul kitaplar olur.
Saymaz’ın kitabı, binlerce belge ve anlatım içinden gerçeğin öyküsünü ortaya koyarken gazeteci kitaplarının bu handikapından sıyrılmayı başardığı için farklı bir örnek olarak karşımıza çıkıyor. Saymaz, binlerce sayfa tutan ifadeler, iddianameler, duruşma tutanakları, yazışmalar arasından “olayın öyküsünü” ortaya koyarken, iddialar, savunmalar, hükümler, ortada bırakılan soru işaretleri arasında okuru dosya içinde gezintiye çıkarıyor. Saymaz, gazeteciliği kadar anlatımında da ustalık dönemine girdiğini gösteriyor.
Esas Duruşta Cinayet, askerlikle ilgili nadir gazetecilik çalışmalarından biri. Yıllarca üzerinde çok durulmayan haberler olarak önümüzden akıp giden büyük bir insanlık sorununu dert edinen ve bir söyleşisinde amacının “halkı askerlikten soğutmak” olduğunu belirten Saymaz, kitabın altbaşlığında yer alan “Kışlalarda neler oluyor?” sorusunu yanıtlarken onlarca trajik öyküyü önümüze seriyor. Gördüğü kötü muamele nedeniyle akıl sağlığını kaybeden, nöbet tuttuğu kulübede arkadaşının silahından çıkan kurşunla can veren, ordunun kendi döşediği mayınlara basarak paramparça olan, bir cephanelikte gece çalıştırılırken havaya uçan, kalbi kaldıramadığı halde üzerindeki ağır mühimmatla zorla koşturulurken can veren, bölük karşısına çıkarılıp hakaret edildiği için intihar eden erlerin öykülerini kaleme alırken bütün bu cinayetlerin zeminini de ifşa ediyor Saymaz. Türkiye’de zorunlu askerliğin artık kendi militarist mantığı içinde dahi işlevsizleşmiş, “savaşa hazırlık ve savaş eğitimi” amaçlarından çıkarak angarya ve zulüm ortama haline gelmiş kışla manzaralarını ortaya koyuyor. Askerde çatışma dışı nedenlerle hayatlarını kaybedenlerin sayısının, çatışmalarda ölenleri geçtiğini rakamlarla ortaya koymak zaten bu yapının artık sürdürülemez hale geldiğini de gösteriyor. “Altını çizmek gerekir ki, intihar, kaza ya da kasıt, görünür gerekçesi ne olursa olsun, ölümlerin temel zeminin, zorunlu askerlik ödevi olduğu anlaşılıyor.” (s. 291)
İşkence ve zulmün ortak hedefi
Her biri 80’li yıllardaki Diyarbakır Cezaevi’ni çağrıştıran askeri cezaevlerindeki işkence ve zulmü ortaya koyan örnekler, cinayetin üstünü örtmeye yönelik olarak işleyen askeri yargı pratikleri, failleri korumaya, mağduru suçlu göstermeye azimli, çoğunlukla da suçun bir parçası olan üstlerin varlığı, kitaptaki onlarca örnekte kendini gösteriyor. Cinayetlerden sonra, genellikle cinayetle ilgili ihmal ya da olası kasıtla sorumlu olan rütbelilerin soruşturmalarda yer almaları, askeri yargıda ast-üst ilişkilerinin gölgesinde yapılan soruşturma ve yargılamalar, benzeri “sivil” hayatımızda da görülen bir sistematik insan hakları ihlalleri manzarasının parçalarını oluşturuyor.
Kışlalarda öldürülen askerlerin büyük bölümünün Alevi ve Kürt olması, hâkim kimliğin kışlalardaki öldürücü hâkimiyetinin de bir göstergesi. Ermeni er Sevak Balıkçı’nın soykırımın yıldönümü olan 24 Nisan’da öldürülmesi, dövülerek öldürülen bir Alevi erin kolundaki Zülfikâr dövmesine defalarca sopalarla vurulduğunun anlaşılması gibi olayların kökeninde, zaten hazır bir toplumsal-ideolojik yüklemeyle kışlalara getirilen ve pekiştirilerek saldırganlaştırılan militarist, ırkçı nefret söyleminin yer aldığını gösteriyor.
Öldürülen askerlerin neredeyse tamamı yoksul olan aileleriyle yapılan söyleşiler de trajedinin sadece insanların hayatlarını kaybetmesiyle bitmediğini, geride adaletsizlik karşısında duyulan kahredici bir çaresizlik, yoksulluk ve öfke bıraktığını gösteriyor. Saymaz’ın kitabının asıl başarısı da burada aslında, yani dava dosyalarının, rakamların, istatistiklerin içinden insanların acılarını hissettirebilmesinde...
ESAS DURUŞTA CİNAYET
İsmail Saymaz
İletişim Yayınları
2014, 293 sayfa, 22 TL.
13 Haziran 2014 Cuma
HSYK kararnamesi: AKP, sosyal demokrat, ülkücü ittifakı yatırımı
KEMAL GÖKTAŞ
HSYK'nın 2014 adli ve idari yargı yaz kararnamesinden iade-i itibar gibi atamalar çıktı. 30 ilin başsavcısının tenzili rütbe ile düz savcı yapıldığı kararnamede çok sayıda ağır ceza mahkemesi başkanı da düz hakim olarak atandı. Adalet Bakanlığı bürokratlarının önemli bir bölümünü kürsü hakim ve savcısı olarak görevlendiren HSYK, 46 Yargıtay tetkik hakimini de başka görevlere atadı. İdari yargıda hükümet aleyhine karar veren birçok başkan da tenzili rütbeden nasibini alırken Gezi Parkı ve Taksim projelerini iptal eden mahkemenin başkan ve üyesi başka görevlere atanırken Youtube'un kapatılmasına durdurma kararını veren mahkemenin başkanı da tenzili rütbeden nasibini aldı.
12 Haziran 2014 Perşembe
Cömert davasında davanın naklini isteyen sanık avukatı Ak Parti adayı çıktı
KEMAL GÖKTAŞ
Gezi eylemleri sırasında Antakya'da Abdullah Cömert'i Akrep aracından attığı gaz fişeği ile öldürdüğü iddiasıyla yargılanan polis memuru Ahmet Kuş'un yargılandığı davanın başka bir şehire nakledilmesi gündeme geldi. Sanık avukatının başvurusu üzerine Hatay Başsavcılığı ve Hatay Valiliği, davanın Hatay'da görülmesi halinde güvenlik sorunları çıkabileceğini savunarak davanın nakli talebinin kabul edilmesi istemiyle dosyayı Adalet Bakanlığı'na gönderdi. Gezi eylemlerinde Eskişehir'de dövülerek öldürülen Ali İsmail Korkmaz'ın davası da daha önce Kayseri'ye nakledilmişti.
8 Haziran 2014 Pazar
Havaalanında dayak odasına 7 bin 500 TL tazminat
KEMAL GÖKTAŞ
İstanbul 4. İdare Mahkemesi, İçişleri Bakanlığı'nın, haksız yere gözaltına alınan, kamerasız bir odada 3 dakika 38 saniye dövülen, sınır dışı edilerek 1 yıl Türkiye'ye giriş yasağı verilen Azeri insan hakları savunucusu avukat İntigam Aliyev'e 7 bin 500 TL manevi ve 600 TL maddi tazminat ödemesine karar verdi.
6 Haziran 2014 Cuma
Aile içi görüşme tapeleri delil sayıldı
KEMAL GÖKTAŞ
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, bir uyuşturucu davasında hakkında dinleme kararı bulunan kişiyle kardeşi arasındaki görüşmelerin delil sayılmasına karar verdi. Kararla hem aile arasındaki konuşmalar suça delil sayıldı hem de teknik takipteki biriyle görüşenlerin cezalandırılmasının önü açıldı...
Hakkında dinleme kararı bulunan kişiyle, dinleme kararı bulunmayan iki kişi arasında yapılan görüşmelerin delil olarak sayılıp sayılmayacağına ilişkin ihtilafa son noktayı koyan Yargıtay Ceza Genel Kurulu, tavrını yine telekulaktan yana Yargıtay Ceza Genel Kurulu, bir uyuşturucu davasında, hakkında dinleme kararı bulunan kişiyle dinleme kararı bulunmayan iki kardeş arasında yapılan görüşmelerin delil olarak sayılmasına karar verdi.
Genel Kurul, yasadaki aile arasındaki konuşmaların dinlenemeyeceğine yönelik açık hükme rağmen iki kardeş arasındaki dinlemeleri kanıt saydı. Genel Kurul, Yargıtay Başsavcılığı’nın, “Olması gereken hukuk açısından en doğru olan yöntemin her bir fail hakkında ayrı ayrı iletişimin denetlenmesi kararıyla dinleme yapılmasının olduğu söylenebilirse de, hukuka kesin aykırılığın olmadığı hallerde korunan hukuki değerler arasında bir denge kurulmak suretiyle, hukuka aykırı delillerin değerlendirilmesi ve böylece maddi gerçeğe ulaşılmaya çalışılmasının bireylerin ve toplumun yararına olacağı açıktır” şeklindeki itirazını yerinde buldu.
10. DAİRE KARARI BOZDU
İstanbul polisi, bir uyuşturucu soruşturmasında Van’da yaşayan C.E. hakkında telefon dinleme kararı aldı. C.E.’nin kardeşi Ç.E ile yaptığı telefon görüşmelerinden Van’dan İstanbul’a uyuşturucu getirerek piyasaya sürecekleri sonucuna ulaşan polis, C.E.’yi Van’dan geldiği otobüsten inerken Sabah 04.15’te yakaladı. Polis, C.E.’nin kardeşi Ç.E.’yi de yakındaki bir büfenin önünde beklerken 1 saat sonra gözaltına aldı. Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesi, dinleme kayıtlarını delil sayarak Ç.E. ile kardeşi C.E.’ye uyuşturucu madde ticareti suçundan 6 yıl 3’er ay hapis cezası verdi.
Kararı Ç.E. temyiz etti. Yargıtay 10. Ceza Dairesi ise 2’ye karşı 3 oyla Ç.E.’ye verilen cezayı bozdu. Bozma kararında sanık Ç.E. hakkında iletişimin tespiti kararı bulunmadığına dikkat çekildi.
Yargıtay Başsavcılığı, dairenin bozma kararına karşı Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na itiraz etti. İtiraz başvurusunda sanıkların uyuşturucu temini ve nakline yönelik birçok görüşme yaptıkları belirtilerek, “iştirak halinde işlenen suçlarda sanıklardan biri hakkında mahkeme kararıyla elde edilen delilin diğerleri yönünden değerlendirilmeyeceği yönünde mevzuatta hüküm bulunmadığı” savunuldu.
KAMU YARARI GEREKÇESİ
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, başsavcılığın bu itirazını kabul ederek dosyayı Yargıtay 10. Ceza Dairesi’ne göndermeye karar verdi. Genel Kurul’un bu kararıyla hukuka aykırı da olsa delillerin, “birey ve toplum yararı” bahanesiyle geçerli sayılmasının önü biraz daha açıldı. Bu karardan sonra hakkında dinleme kararı olmayan kişiler de mahkeme kararıyla dinlenen kişilerle yaptıkları görüşmeler nedeniyle ceza verilecek.
5 Haziran 2014 Perşembe
İzmir'de karakolda dövülen kadına 8, polislere 1 yıl hapis istendi
KEMAL GÖKTAŞ Ankara
İzmir’de Karabağlar Polis Merkezi’nde Fevziye Cengiz isimli kadını feci şekilde dövdükleri görüntülerle ortaya çıkan polislerin “işkence” suçundan yargılandığı davada skandal yaşandı. İzmir 6. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki davada mütalaasını veren savcı Göksel Er, işkenceden yargılanan 3 polisten 2’sine 1.5 aydan 1 yıl 1 aya kadar hapis cezası isterken, bir polisin ise beraatine karar verilmesini talep etti. Savcı Er, mağdur Fevziye Cengiz hakkında ise polislere hakaret ettiği ve direndiği gerekçesiyle 2 yıl 1 aydan 8 yıl 9 aya kadar hapis cezası istedi. Polis Merkezi'nde iki polis tarafından yere yatırılarak kelepçelendikten sonra dakikalarca dövülen kadın hakkında bu cezanın istenmesine neden olan fiilleri ise “gözaltına alınırken hakaret ettiği, polisin koluna eliyle vurduğu, tırmaladığı ve ittiği” iddiası oldu. Savcı Er, görüntülere yansıyan vahim dayağı işkence olarak saymama gerekçesini ise “Sanık polisler tarafından ani kararla polis merkezindeki bir odadaki görevlilerin dışarıya çıkartılarak hızla ortamın uygun hale getirilmesi ve burada Fevziye Cengiz’in dövülmesi, olayın sistematik bir şekilde gerçekleştiği anlamına gelmez. Olayımızda sanık polislerin işkence kastı ile değil, kendilerine hakaret edilmesinden duydukları kızgınlıkla bu suçu işlemişlerdir” gerekçesiyle açıkladı.
İşkence görüntüleri
İzmir'de 2011 yılında ailesiyle birlikte eğlenmeye gittikleri müzikholde gözaltına alınan Fevziye Cengiz'in karakolda yediği feci dayağın görüntüleri Vatan gazetesi tarafından ortaya çıkarılmıştı. Polis merkezinin kameralarındaki görüntülere göre polisler Hakan Yörük ve Beyit Sezgen, genç kadını bir masanın arkasına götürerek tekme ve tokat atıyor, saçını çekiyordu. Genç kadını kameranın görmediği kapı eşiğine götüren polislerin inip kalkan kolları görülüyordu. İki polis döverek kadını bu defa masanın altına yatırıyor ve ellerini arkadan kelepçeliyordu. Kadının özellikle yüzüne vurmaya devam eden iki polisin ağız hareketlerinden küfür ettikleri ve bağırdıkları anlaşılıyordu. Polislerden biri genç kadının üzerinde durarak dakikalarca tokat atmaya ve saçını çekmeye devam ediyordu. Bu sırada odaya bazı resmi polisler girip çıkıyor ancak dayağa müdahele eden olmuyordu. Dayağı baştan beri seyreden resmi bir polis ise (Nevzat Ataseven) perdeyi çekerek dayağın dışardan görünmesini engellemeye çalışıyordu.
"Eli ile kolumuza vurdu, tırlamadı, itti”
Olaydan sonra Fevziye Cengiz hakkında şikayetçi olan 3 polis, Fevziye Cengiz'in kimliği olmadığı için karakola davet ettiklerini ancak alkollü olan Cengiz'in kendilerine direndiğini, kollarından tutup götürmeye çalıştıkları sırada kendilerine küfür ettiğini iddia ettiler. Polisler Cengiz'i kendilerini yaralamakla suçlarken bir polis "Kollarından tutmadan önce sanık eli ile kolumuza vurdu" derken diğer polis "Benim kollarımı tırmaladı" diye ifade verdi. Şikayetçi üçüncü polis ise "Eliyle itti" dedi.
İşkence davası açıldı
Görüntülerin çıkmasının ardından polisler hakkında açılan “yaralama” davasında da skandallar yaşandığı anlaşıldı. Görüntüleri izleyerek bilirkişi raporu hazırlayan iki polisin görüntülerdeki dayaktan hiç bahsetmedikleri ortaya çıkınca sanık polisler hakkındaki dava da “işkence”ye dönüştü ve dava ağır ceza mahkemesine gönderildi. Ancak İzmir 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dün görülen duruşmada mütalaa veren savcı Göksel Er, skandal bir mütaalaya imza attı. Er, müzikholde çalışan kadın garsonların sonradan verdikleri ifadelere dayanarak Cengiz’in kimliğinin yanında olmaması nedeniyle gözaltına alınırken polislere küfür ettiklerini savundu. Cengiz’in, eşinin ve damadının polisin Cengiz’e küfür ettiği yönündeki ifadelerini “akrabaları” olduğu için inandırıcı bulmadığını belirten savcı Er, karakoldaki feci dayağın ise “polisin zor kullanma yetkisinin aşılması” olarak değerlendirdi. Fevziye Cengiz’in küfür ettiği ve polislere direndiği için polislerin “haksız tahrik” altında kaldıklarını iddia eden savcı olayın adi geliştiğini belirterek işkence sayılamayacağını savundu.
Mağdura 8 yıl 9 aya kadar hapis
Savcı Er bu gerekçelerle Fevziye Cengiz hakkında “Birden fazla kamu görevlisine görevlerinden dolayı aleni hakarette bulunmak” suçundan 1 yıl 5 ay 30 gün ila 3 yıl 6 ay arası hapis istedi. Savcı, Cengiz’in ayrıca “görevi yaptırmamak için direnme” suçundan 7.5 aydan 5 yıl 3 aya kadar hapis cezası istedi. Cengiz hakkında istenen hapis cezası her iki suç için toplam 2 yıl 1 aydan 8 yıl 9 aya kadar hapis cezası oldu.
Polislere 1 yıl 1 ay
Savcı buna karşın sanık polis memurları Beyit Sezgen ve Hakan Yörük hakkında “zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması” hükümlerinin işletilmesini istedi. Savcı Fevziye Cengiz’i dakikalarca dövdükleri, yere yatırarak üstüne çıktıkları sabit olan bu iki polis memuruna “kamu görevlisinin sahip olduğu nüfuzu kullanarak basit yaralama” suçundan 6 aydan 1.5 yıla kadar hapis cezası istedi. Ancak bu suçu haksız tahrik altında işledikleri iddiasıyla cezanın 1.5 aydan 1 yıl 1 ay hapse düşürülmesini istedi. Savcı Sezgen ve Yörük’ün Fevziye Cengiz’e hakaret ve tehdit ettiği iddiasına ilişkin yeterli delil olmadığı gerekçesiyle beraatlerine karar verilmesini istedi. Hakkında işkence suçundan dava açılan sanık polislerden Tekin Doğan’ın da suçun sabit olmadığı gerekçesiyle beraatine karar verilmesini istedi.
İşkenceyi gizleyene 3-9 ay
Fevziye Cengiz dövülürken perdeleri kapatarak dışarıdan görülmesini engelleyen polis Nevzat Ataseven’e ise “yaralama suçuna yardım” etmekten sadece 3 aydan 9 aya kadar hapis cezası verilmesi istendi.
Duruşmada taraf avukatları savcının esas hakkındaki görüşüne karşı beyanlarını hazırlamak için süre istedi. Mahkeme heyeti de duruşmayı bu nedenle erteledi.
Savcıdan “alkollü” vurgusu
Savcı Er, görüşünde, Fevziye Cengiz’in alkollü olduğunu birkaç vurgulaması dikkat çekti. Er, “sanık polislerin, alkollü olan ve polislerin görevini yapmasına direnip onlara hakaret eden Fevziye Cengiz’e duydukları kızgınlıktan ve ani olarak gelişen bir çok kez vurarak hayati tehlike geçirmeyecek şekilde yaralanmasına sebebiyet vermişlerdir. Sanık polisler tarafından ani kararla polis merkezindeki bir odadaki görevlilerin dışarıya çıkartılarak hızla ortamın uygun hale getirilmesi ve burada Fevziye Cengiz’in dövülmesi, olayın sistematik bir şekilde gerçekleştiği anlamına gelmez. Olayımızda sanık polislerin işkence kastı ile değil, kendilerine hakaret edilmesinden duydukları kızgınlıkla bu suçu işlemişlerdir” dedi.
Kimliği yok diye
Fevziye Cengiz, ifadesindeki anlatımlara göre, olay şöyle gelişmişti: Cengiz, eşi, kızı, damadı ve kayınbiraderi ile İzmir'de bir müzikhole eğlenmeye gitti. Diğer yakınları dışarda sigara içtikleri sırada polis müzikholü bastı. 3 sivil polis kimliklerini göstermelerini isteyince, Fevziye Cengiz'in eşi Murat Cengiz, kendi kimliğini bu şahıslara vermek üzere garsona uzattı ve sonra da yakın mesafeye park ettikleri arabalarında eşinin çantasının içinde olan kimliğini almak için dışarı çıktı. Fevziye Cengiz de yanına gelen polislerden birine "Eşim kimliğimi almaya arabaya gitti, bir dakika bekleyin" diye açıklamaya yapmaya çalışırken arkadan gelen sivil polislerden biri genç kadına vurdu ve "Gitmek istemiyor musun, kahpe" diye bağırdı. Polis, Cengiz'i zor kullanarak gözaltına aldı. Cengiz, yol boyunca ve karakolda dayağın devam ettiğini, karakolda 2 polisin kendisini feci şekilde dövdüklerini, cinsel tacizde bulunduklarını ve yere yatırıp kelepçeleyip dövmeye devam ettiklerini anlattı. Bu esnada resmi giyimli bir polisin de dışarıdan gözükmesin diye perdeleri kapattığını anlatan Fevziye Cengiz'in ifadalerinin doğru olduğu, karakoldaki güvenlik kameralarının savcılıkça getirtilmesi üzerine ortaya çıktı.
4 Haziran 2014 Çarşamba
Üniversite öğrencisi genç kadına işkencede olağan şüpheli polis
KEMAL GÖKTAŞ
Eskişehir'de üniversite öğrencisi Ceren Ünver'in kimliği belirsiz kişilerce kaçırılması ve ıssız bir yerde bayılana kadar dövülmesi tedirginlik yarattı. Eskişehir Emniyeti, olayın sivil polislerce gerçekleştirildiği iddialarına ilişkin açıklama yaparak faillerin arandığını duyururken, Ünver'in Gezi eylemlerinde de yer alan DHF (Demokratik Haklar Federasyonu) üyesi olması ve Ali İsmail Korkmaz'ın dövülmesinin yıldönümünde yaşanması nedeniyle arkadaşları olayı "gözdağı" olarak nitelendirdi.
2 Haziran 2014 Pazartesi
Savcı: "Gösteri demokratik haktır. İzinsiz gösteri diye birşey olmaz"
KEMAL GÖKTAŞ
Taksim ve Kızılay gibi meydanlarda yapılmak istenen gösteriler nedeniyle sık sık gerginlikler yaşanırken Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde önceden izin alınmasına gerek olmadığını, bu yüzden "izinsiz gösteriye katılma" suçu olamayacağına karar verdi. Ankara Cumhuriyet Savcısı Bülent Yücetürk, 1 Mayıs'ta Kızılay'a yürümek isterken gözaltına alınan 18 yaşından küçük çocuklar hakkında açılan soruşturmada gösteri yürüyüşlerine katılmak için önceden izin almanın gerekmediğini ve 1 Mayıs'ı kutlamanın demokratik hak olduğunu belirterek şüpheliler hakkında takipsizlik kararı verdi.
Taksim ve Kızılay gibi meydanlarda yapılmak istenen gösteriler nedeniyle sık sık gerginlikler yaşanırken Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde önceden izin alınmasına gerek olmadığını, bu yüzden "izinsiz gösteriye katılma" suçu olamayacağına karar verdi. Ankara Cumhuriyet Savcısı Bülent Yücetürk, 1 Mayıs'ta Kızılay'a yürümek isterken gözaltına alınan 18 yaşından küçük çocuklar hakkında açılan soruşturmada gösteri yürüyüşlerine katılmak için önceden izin almanın gerekmediğini ve 1 Mayıs'ı kutlamanın demokratik hak olduğunu belirterek şüpheliler hakkında takipsizlik kararı verdi.
Yargıtay'dan "İnsan yaşamının kutsallığı kararı"
KEMAL GÖKTAŞ
Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, değeri daha yüksek olan ilaç salınımlı stent takılan hastaya raiç değeri daha düşük stendin ödenmesine ilişkin davada "insan yaşamının kutsallığının gözetilmesi ve hekimin yaptığı tercihin kabul edilmesi gerektiği" gerekçesiyle SGK'nın pahalı stendin bedelini ödemesine karar verdi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)