15 Temmuz 2014 Salı

"Bir yargıç, Bir Haşhaşin'e, bir suikastçiye dönüşebilir mi?"



KEMAL GÖKTAŞ

Yargıtay 8. Ceza Dairesi yargıcı Erkan Özkaya "Pepsis ve Tarantula" isimli romanında bir yargıcın "Bir Haşhaşin'e, bir suikastçiye dönüştürülmesinin" hikayesini anlatıyor.

Erkan Özkaya, 1998 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun oldu. 1999 yılında hakim adayı olarak göreve başladı. Yurdun çeşitli yerlerinde ceza hakimliği yaptıktan sonra 2011 yılından bu yana Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nde hakimlik görevine devam ediyor. Özkaya, Eylül ayında yapılacak HSYK üye seçimleri öncesinde cemaat dışındaki muhafazakarlar, sosyal demokratlar ve ülkücü kökenli yargı mensuplarının bir araya gelerek oluşturduğu Yargıda Birlik Platformu'nda aktif görev alıyor.

Özkaya'nın kitabı taşrada, Mustafakemalpaşa ilçesinde asliye ceza yargıcı olarak görev yapan hakim Ercan Azizoğlu'nun oldukça garip hikayesi ile başlııyor. Azizoğlu, kendi halinde, ortalama bir yargıcın inanç ve değer yargılarına sahip, işini idealistçe yapmaya çalışan ve kanunlardan da kaynaklansa adil olmayan bir karar verdiğinde kabus gören bir hakim. Ancak yaşadığı ve kendi ölçüleriyle anlam veremediği bir dizi gizemli olay sonucunda bütün dünyası alt üst oluyor. Karşısına artık yetişkin bir genç kadın olan kız kardeşinin çocukluk hali çıkan Azizoğlu, küçük kız çocuğunun kendisine yaşattığı birçok metafizik olaydan sonra iradesini tamamen kaybediyor. Azizoğlu, kendi küçük dünyasında yaşarken teknolojinin imkanlarını kullanan bir gücün, dinlemeler, gizli kameralar, izlemeler, Facebook gibi sosyal paylaşım platformlarından elde edilen bilgiler, internette çözdürülen testler vs. yoluyla etrafında yarattığı mistik olaylarla örülü dünyanın esiri haline geliyor. Daha öncesinde hukuka aykırı karar vermemek için görevini titizlikle yapmaya çaba gösteren bir yargıç iken "doğa üstü" sandığı güçlerin kendisini yönlendirmesiyle dosyaları okumadan tutuklama kararları vermeye ve üstelik tutuklama kararlarının itiraz üzerine kaldırılmaması için de başka yargıç ve savcıları yönlendirmeye gayret eden biri haline dönüşüyor. Azizoğlu'nun hayata ilişkin bilgileriyle açıklayamadığı bu mistik olayların gerisinde ise Türkiye'nin füze savunma sistemi ihalesinden, yabancı servislerin faaliyetlerine, soyundan geldiği Hassan Sabbah'ın intikamını almaya yenimn etmiş bir eski MOSSAD ajanına, Türkiye Başbakanı ve Genel Kurmay Başkanı'na ve rütbeli askerlerine varana kadar birçok kahraman romanda yerini alıyor. Azizoğlu'nun, yani bir yargıcın "Bir Haşhaşin'e, bir suikastçiye dönüştürülmesi" hikayesi polisiyenin ve mistik edabiyatın çarpıcı bir örneği ile okuru peşinden sürüklüyor.
Kitapta teknolojik izlemeler ve maniplasyonlar, mistik öğeler, zihinsel kontrol yöntemleri, facebook gibi sosyal medya ortamlarındaki testler yoluyla bir yargıcın zihninin tamamen kontrol altına alınarak istenilen kararları vermesinin nasıl sağlandığı anlatılıyor. Yargıdaki cemaat kadrolaşmasının tartışıldığı günlerde ilginç göndermelerle dolu romanda, Türkiye'nin füze savunma sistemi ihalesinden, yabancı servislerin faaliyetlerine kadar birçok çarpıcı konu ele alınıyor. Polisiye kitaptaki ana tema ise zihinsel kontrol sağlanan yargıçlarda oluşturulan inançlarla hukuk dışı kararları nasıl aldıklarının sorgulanması.

Cemaat eleştirileri

Özkaya'nın kitabında, "Anayasa'ya, kanunlara ve vicdanına" göre karar vermesi beklenen ve hayatının büyük bölümünde bu ilkeyle yaşayan bir hakimin, iradesini teslim ettiği bir zihinsel kontrol süreci sonunda hukuktan ve adaletten nasıl ayrıldığı etkileyici bir dille anlatılıyor. Kitapta hiç adı geçmese de, yargıçların hukuk dışı saiklerle karar vermeleri, yani kişisel inançlarını, aidiyetlerini hukukun önüne geçirmelerine ilişkin anlatının arkasında yargı içinde son dönemde çok tartışılan "cemaat" etkisine yönelik köklü eleştiriler olduğu görülüyor.
"Pepsis ve Tarantula" isminin altında kapakta yer alan "Bir yargıç, Bir Haşhaşin'e, bir suikastçiye dönüşebilir mi?" sorusu ise akıllara Başbakan Erdoğan'ın Gülen cemaati üyeleri için yaptığı "Haşhaşin" benzetmesini getiriyor.
Özkaya'nın kitabının Erdoğan'ın bu konuşmasından önce tamamlandığı anlaşılıyor ancak "haşhaşin" ifadesinin kapakta yer almaya devam etmesi kitapta Hasan Sabbah'ın ötesinde cemaatle ilgili yöntemlerin de anlatıldığı izlenimi uyandırıyor.

Pepsis ve Tarantula

Kitaba adını veren Pepsis, bir yaban arısı türü. Tarantula ise vücudu 5, bacakları 1/-13 santim uzunluğunda, zehri 20 insanı birden öldürebilecek olan, dünyanın en zehirli örümceği. Pepsis'in, bu kadar güçlü zehri bulunan tarantulayla ilişkisi kitapta şöyle anlatılıyor:
"Pepsis, tarantulanın zehrine karşı özel bir panzehirle korunmuştur ve örümceğin kuvvetli zehrinden etkilenmez. Sokma sırası arıya geldiğinde örümceği karnının sol üst tarafındarn sokar ve zehrini buraya boşaltır. Arının zehri tarantulayı öldürmez ancak onu felç eder. Tarantulanın karnında bir delik açan yaban arısı buraya tek bir yumurta bırakır. Birkaç gün içinde yumurtadan pepsisin yavrusu çıkar. Yumurtalar için gerekli ısı ve larvalar için besin hazırdır. Yavru değişim geçireceği koza dönemine kadar tarantulanın etini yiyerek beslenecek ve onun içinde korunacaktır."


Üniversitede rehberlik danışmanlık gitti, ilahiyatçılar manevi danışmanlık verecek

Rehberlik yerine manevi danışman

Yönetim ve danışman kadrosunun tamamı İlahiyat Fakültesi öğretim üyelerinden oluşan merkezde ihtiyacı olana “manevi-psikolojik danışmanlık” hizmeti verilecek


Kemal Göktaş
Balıkesir Üniversitesi’nde yönetimi ve danışman kadrosunun tamamı İlahiyat Fakültesi öğretim üyelerinden oluşan ve öğrencilere, “manevi-psikolojik danışmanlık” hizmeti verecek bir merkez kuruldu. Resmi gazete’de yayımlanan Manevi Psikolojik Danışmanlık Uygulama ve Araştırma Merkezi kurulmasına ilişkin yönetmelikle tamamı İlahiyat Fakültesi öğretim üyelerinden oluşan merkezde öğrencilerin yanı sıra dışardan gelen sivil kişilere manevi-psikolojik danışmanlık yapılacak. Merkezde, ancak gerek görülürse psikolog ve psikiyatristler “diğer danışmanlık” adı altında görev alabilecek.

14 Temmuz 2014 Pazartesi

Demirtaş, Gezi için aslında ne dedi?


HDP Eş Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş'ın Gezi eylemleri sırasında öldürülen Ali İsmail Korkmaz'ın davasına gitmesi sosyal medyada tartışma konusu oldu.
Demirtaş'ın Gezi'ye ilişkin ne söylediği ve ne söylemediğine ilişkin birçok spekülasyon yapılıyor.
Demirtaş'ın 4 Haziran 2013'de BDP Grubunda yaptığı konuşma, Gezi karşısındaki ilk reflekslerini göstermesi bakımından önemli. Üstelik "cımbızlama" yöntemini mahkum etmek için de şart. Kamu hizmeti babında,   konuşmayı dinleyen biri olarak o tarihte yazdığım haberi paylaşıyorum.

13 Temmuz 2014 Pazar

Ali İsmail'e son tekmeyi atan polis, ayağına taş geldiği gerekçesiyle göstericilerden şikayetçi olmuş


KEMAL GÖKTAŞ

Ali İsmail Korkmaz'ın başına tekme atarak ölümüne neden olan polislerden Mevlüt Saldoğan'ın olaydan birkaç saat sonra hastaneye giderek "öldüren tekmenin" incittiği ayağındaki şişlikten ötürü rapor aldırdığı ve ardından göstericilerin ayağına taş atarak yaraladıkları gerekçesiyle şikayetçi olduğu ortaya çıktı. Saldoğan'ın ayağındaki şişlikten ötürü "çatlak" şüphesi raporu veren doktorun ise Ali İsmail Korkmaz'a "Bir şeyin yok" diyerek evine gönderen doktor Hasan Gülcü olduğu anlaşıldı. Başından darbe alan Ali İsmail Korkmaz'ı evine gönderen Gülcü, polis Saldoğan'ı ayağındaki şişlikten ötürü ortopedi servisine sevk etti. Saldoğan ortopedi servisindeki muayenesinden sonra ayağında çatlak olduğu gerekçesiyle alçıya alındığı ve 7 gün rapor verildiğini söyledi. Skandalı büyüten ise soruşturma kapsamında Kasım 2013'de savcılığın talimatıyla tekrar muayene edilen Saldoğan'ın olay anında çekilmiş X-Ray görüntülerinin hastane kayıtları arasında bulunamaması oldu.

10 Temmuz 2014 Perşembe

İşte Uğur Kurt'u vuran polisin ifadesi

KEMAL GÖKTAŞ

Açtığı ateşle Okmeydanı Cemevi'nde bir cenaze törenini bekleyen Uğur Kurt'un ölümüne neden olan Terörle Mücadele Şubesi polisi S.K., ifadesinde, "Korku ve panik nedeniyle, göstericileri korkutma amacıyla ateş ettim" demesine rağmen aracın alev almasından sonra şoförün kapısını açamadığını, kendisinin arkadan uzanarak kapıyı açtığını söylemesi dikkat çekti. S.K. molotof isabet eden Akrep aracından indiğinde üzerinde olmayan silahını geri dönerek aldığını ve bulundukları aracın alev alması üzerine korktuğunu ve "diri diri yakılacaklarını" düşündüğü için ateş ettiğini savundu. S.K. vücudunda oluşan yanıklar nedeniyle de rapor aldı. Kurt'un vurulduğu anda cemevinde bulunan tanıklar ise S.K'nın cemevini hedef alarak ateş ettiğini belirterek "Havaya bile ateş etmesine gerek yoktu. Düz ateş etseydi kot farkından ötürü kurşun cemevinin çatışına gelirdi" dedi.

8 Temmuz 2014 Salı

AYM'ye cinsel özgürlük başvurusu


KEMAL GÖKTAŞ

Aydın 3. Asliye Ceza Mahkemesi, "doğal olmayan yoldan yapılan cinsel davranışlarla" ilgili yazı, ses veya görüntüleri satanları ve bulunduranları cezalandıran kanun hükmünün iptal edilmesini istemi ile Anayasa Mahkemesi'ne başvurdu. AYM'nin iptal kararı vermesi halinde eşcinsel ilişkilerin tecavüz, sado-mazo, hayvanlarla ilişki, ölülerle ilişki gibi ilişki türleriyle bir tutulması son bulacak. Ayrıca eşcinsel ilişkilerle, oral ve anal ilişkileri gösteren görüntüleri veya yazıları bulundurmak da suç olmaktan çıkacak.

Ethem Sarısülük ve Hrant Dink cinayetleri: Bir isim, bir bağlantı, bir ciddi iddia


KEMAL GÖKTAŞ

Ankara'daki Gezi eylemleri sırasında Ethem Sarısülük'ü vurarak öldürdüğü için yargılanan Çevik Kuvvet polisi Ahmet Şahbaz mahkemece tutuklandı. Mahkeme, duruşma savcısının, Şahbaz'ın "meşru müdafada" bulunduğunu iddiasının kabul edilemeyeceğini belirterek "olası kastla öldürme" suçundan cezalandırılmasını istemesinden sonra tutuklama kararı verdi. Sanık avukatının duruşmaların kapalı yapılması talebi de reddedilirken mahkeme heyetinin kararları görüşürken geçtiği "müzakere odasında" sanık Şahbaz'a verilen polis korumalarının oturduğu ortaya çıktı. Avukat Kazım Bayraktar, Sarısülük'ün vurulduğu gün halka ateş eden başka polislerin de olduğunu gösteren bir fotoğrafı mahkeme sunarak "Ateş emri almış birkaç polis olabilir" iddiasını gündeme getirdi. Duruşmadan sonra jandarma, avukatlar ve izleyecilere sert müdahale etti. Bir avukat başından aldığı cop darbesiyle yaralandı. Anne Sayfı Sarısülük ise "Katilin tutuklanması bayramım oldu" dedi.

6 Temmuz 2014 Pazar

Anayasa Mahkemesi: “Öcalan kitabında barışı savunuyor”

KEMAL GÖKTAŞ 
Anayasa Mahkemesi, Abdullah Öcalan’ın basım aşamasında olan kitabı hakkında mahkemece el koyma kararı verilmesine ilişkin başvurusuyla ilgili kararının gerekçesinde oldukça çarpıcı ve tartışma yaratacak görüşlere yer verdi. Kitaptaki düşüncelerin toplumun bir kesimince hoş karşılanmayacak nitelikte ise de Öcalan’ın barışçıl demokratik çözümü savunduğu belirtilen gerekçede, kitabın kapağında Türkiye topraklarını kapsayacak biçimde Kürdistan haritasına yer verilmesinin de tek başına yasaklama kararına gerekçe olamayacağı belirtildi. Gerekçede, Öcalan’ın “demokratik çözümün gerçekleşmemesi halinde nihai bir savaş aşamasına geçilebileceği” yönündeki ifadelerini de kitabın yazıldığı bağlam ile birlikte değerlendirildiğinde, şiddeti teşvik ve terör eylemlerinin yapılmasına çağrıda bulunduğu anlamına gelmediği savunuldu.

4 Temmuz 2014 Cuma

İşkence mağduru Fevziye Cengiz'in karartılan hayatı


KEMAL GÖKTAŞ

İzmir’de Karabağlar Polis Merkezi’nde Fevziye Cengiz isimli kadını feci şekilde dövdükleri görüntülerle ortaya çıkan polislerin, "işkence" suçundan yargılandığı davada karar Mahkeme Başkanı’nın başka bir mahkemeye atanması nedeniyle çıkmadı. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki yetkisi alınan Mustafa Hakan Uğur, baştan beri kendisinin yürüttüğü davanın bu aşamasında, yetkisi alınmışken karar vermesinin, "etik" olmayacağını belirterek duruşmayı erteledi. Dava sürecinde yaşadıklarını Milliyet’e anlatan işkence mağduru Fevziye Cengiz ise 3 yıllık yargılama sürecinin kendisi için ayrı bir işkence haline geldiğini, ancak son duruşmada savcının kendisi için 8, polisler için 1 yıl hapis istemesinin ardından kabuslar görmeye başladığını kaydetti.

Cinayeti gören uzman çavuşun bir günlük suskunluğu pahalıya mal oldu


KEMAL GÖKTAŞ

Anayasa Mahkemesi, bir uzman onbaşının başka bir uzman onbaşıyı bıçaklayarak öldürmesi olayını gördüğü halde ilk gün "birşey görmediğini" söyleyen uzman çavuşun, ertesi gün vicdanen rahat etmediğini söyleyerek bildiklerini anlatmasını yeterli bulmadı. Uzman çavuşun ordudan atılmasına ilişkin kararda insan haklarına aykırı bir yön olmadığına hükmeden AYM, askeri yargıdaki dava sırasında gizli belgelerin dosyaya girmesini de ihlal olarak görmedi. AYM'nin masumiyet karinesinin cezsa davaları ile ilgili olduğu meslekten ihraç kararının dava edildiği idari yargı alanında uygulama alanı olmayacağı yönündeki değerlendirmesi de dikkat çekti.


Tacizciyi değil, mağduru cezalandıran adalete AYM de onay verdi


KEMAL GÖKTAŞ

Anayasa Mahkemesi, cinsel tacize uğrayan üniversite öğrencisinin "tacizcinin aldığı cezanın ertelenerek tacizin cezasız bırakılmasının ve kendisine de hakaret suçundan ceza verilmesinin" hak ihlali olduğu yönündeki başvurusunu reddetti. AYM, fiziki temas olmadan gerçekleştirilen taciz suçunun "insan haysiyeti ile bağdaşmayan bir muamele" olarak değil "maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkı" ile ilgili olduğunu savundu.


1 Temmuz 2014 Salı

Siyasi partilere Kürdistan ismi yasak, ama yaptırımı yok!

KEMAL GÖKTAŞ

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın adını değiştirmesi için ihtar verdiği Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi (TKDP), "Kürdistan" kelimesini parti adından çıkarmasa bile herhangi bir yaptırım uygulanamayacağı ortaya çıktı. Siyasi Partiler Kanunu'nda ihtar kararına uymayan partilere Hazine yardımının kesilmesine ilişkin hükmün 2009 yılında Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilmesinden sonra herhangi bir yasal düzenleme yapılmadığı için Kürdistan kelimesinin yanı sıra yasada yasaklanmış diğer adlarla da parti kurulması halinde ihtar dışında hiçbir yaptırım uygulanamıyor.

İşkenceyi gizleyen hekime "ihraç" yerine "uyarı"da ısrar


KEMAL GÖKTAŞ

İzmir Tabip Odası, Karabağlar Polis Merkezi'nde işkence gören Fevziye Cengiz'in vücudundaki işkence izlerini adli tıp muayenesi sırasında raporuna geçirmeyerek polisleri koruyan doktora yönetmelikte düzenlenen "meslekten geçici ihraç" cezası yerine "uyarı" cezası vermekte ısrar etti. İTO Onur Kurulu, Türk Tabipleri Birliği Yüksek Onur Kurulu'nun eylemle ceza arasında adil bir denge kurulması için verdiği bozma kararına rağmen "geniş takdir yetkisi" bulunduğunda ısrar ederek uyarı cezası kararında direndi. Karara itiraz eden Cengiz'in avukatı Hanife Yıldırım ise suçun işkenceyi gizlemek olduğunu ve yönetmeliğe göre meslekten geçici ihraç cezası verilmesi gerektiğini belirtti.

30 Haziran 2014 Pazartesi

Yargıtay'dan Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi'ne "Kürdistan" ismini "değiştir" ihtarı

Kürdistan adına vize yok

KEMAL GÖKTAŞ

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi'ne (TKDP), "Kürdistan" kelimesini parti adından çıkarması için ihtar gönderdi. Başsavcılık, Siyasi Partiler Kanunu'na göre "ırk veya bölge" adlarıyla parti kurulamayacağını belirterek partiye ismini değiştirmesi için 15 gün süre verdi. Süre sonunda parti, "Kürdistan" kelimesini adından çıkarmadığı takdirde Anayasa Mahkemesi'ne başvurulacak.

29 Haziran 2014 Pazar

Ölümüne işkence cezasız kaldı



KEMAL GÖKTAŞ

İstanbul'da 2009 yılında üniversite öğrencisi M.Ç'yi Taksim'deki 1 Mayıs kutlamalarına katılmak istediği için gözaltına alarak öldüresiye döverek bayılttıkları ve öleceğinden korkularak köprü altına attıkları iddiasıyla yargılanan 4 polis beraat etti. Olaydan 5 yıl sonra sonuçlanan davada yargılanan sanık polislerin suçu işlemedikleri sonucuna varan mahkeme kararının ardından, ölümüne işkence olayı cezasız kaldı.

Bir mahkeme kararı üç önemli sonuç: İşkence, biber gazı ve polise direnme


KEMAL GÖKTAŞ

Gaziantep'te trafikteki bir tartışmaya müdahale eden polis ekiplerinin gözaltına aldığı bir ailenin karakolda gördüğü kötü muamelenin işkence suçunu oluşturacağı gerekçesiyle görevsizlik kararı veren Asliye Ceza Mahkemesi gerekçeli kararında oldukça çarpıcı değerlendirmeler yaptı. Kararda, Türk Ceza Kanunu'nda diğer ülkelerdeki işkence tanımlarından farklı olarak sadece suçu söyletmek için uygulanan ağır fiziki şiddetin değil, her türlü onur kırıcı ve aşağılayıcı muamelenin işkence sayıldığı belirtildi. Kararda ayrıca görev sınırını aşarak müdahale eden polisle vatandaşın kavgasının "görevli memura direnme" değil, iki vatandaş arasındaki kavga sayılacağına hükmedildi. Karardaki üçüncü önemli hüküm ise biber gazı kullanılmasının orantılı ve kurallara uygun olsa bile başlı başına işkence sayılacağı yönündeki değerlendirme oldu.


25 Haziran 2014 Çarşamba

Zaytung haberi gibi kararname: HSYK emekli savcıyı tayin etti



KEMAL GÖKTAŞ

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun (HSYK) tartışma yaratan yaz kararnamesinde, emekli bir savcının "görev yerini değiştirdiği" ortaya çıktı. HSYK, 8 Mayıs'ta emeklilik dilekçesini kabul ettiği eski Eskişehir Cumhuriyet Savcısı Galip Karayazı'yı Tekirdağ Cumhuriyet Savcısı olarak atadı. Atamaya tepki gösteren meslektaşları ise "Zaytung şakası gibi kararname" dedi.

Askeri Mahkeme Başkanı'nın Roboski kararı itirazı: Adalete ve devlete zarar verir



KEMAL GÖKTAŞ

Roboski'de 34 kişinin hayatını kaybettiği bombardımanla ilgili olarak Hava Kuvetleri Komutanlığı Askeri Savcılığının verdiği takipsizlik kararına yapılan itiraz Hava Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Mahkemesi tarafından reddedildi. Ret kararı, Askeri Mahkeme Başkanı Hakim Albay Oğuz Pürtaş'ın karşı oyuyla, 1'e karşı 2 oyla alındı. İki üye bombardımana karar veren askeri yetkililerin kaçakçı olan grubu terörist sanma konusunda "kaçınılmaz bir hataya" düştüklerini  savundu. Kararda, bombardımanda hayatını kaybeden kişilerin "top atışlarına rağmen sınıra doğru ilerledikleri ve kaçakçı davranış ve tepkisinden ziyade terör örgütü davranışları sergiledikleri" belirtilerek bu durumun askeri yetkilileri hataya sürüklediği savunuldu. Karara karşı çıkan Mahkeme Başkanı Pürtaş ise kararın kamu vicdanını tatmin etmeyeceğini belirterek "Kısa vadede maslahata ve kamu yararına uygun gözükse de uzun vadede mülkün temeli olan adalet duygusuna ve devlete zarar vereceğini" belirtti.

21 Haziran 2014 Cumartesi

Bu da benim Radikal’im




Radikal adında bir gazete çıkacağını, üniversite öğrencisiyken gittiğim İzmir’de bilboardlardaki reklamlardan öğrenmiştim. Sezen Aksu ve Zeki Müren’in fotoğraflarını anımsıyorum, altında “O bir Radikal” yazısıyla… Doğan grubunun “solcu” bir gazete çıkarması tuhaf gelmişti. 90’lı yıllar, Kürt şehirlerinde devam eden savaş metropollere gözaltında kayıpların, yargısız infazların ve işkencenin ağırlıyla çökmüştü. Yarı askeri bir dönem yaşanıyordu ve devlet bütün acımasızlığıyla legal-illegal kurumlarıyla hayatı kabusa çevirmekte oldukça başarılıydı. Sol ise yine krizdeydi ve devrimci politika krizi aşarak kitleselleşme denemeleri yapıyordu. Böyle bir ortamda Radikal’in çıkışının devrimci yönelişi düzene kanalize edecek bir oyun olduğu konusunda hemfikirdik.

Böyle düşünüyorduk ama Radikal’e kayıtsız kalamadık. Radikal haberciliği, farklıydı ve her sabah Özgür Gündem ya da Evrensel’in yanı sıra Radikal’i de almadan edemiyorduk. Yurt odalarında, öğrenci evlerinde Radikal hızla herkesin ilk gazetesi olmayı başardı. Yıldırım Türker’in yazıları, Celal Başlangıç’ın röportajları, Adnan Keskin’in, Müjgan Halis’in, Ahmet Şık’ın haberleri “burjuva basın” içinden kopup gelen birer soluk oldu hayatımızda.

Ve sonra hukuk fakültesini bitirip, avukatlık yolunda ilerlerken tamamen tesadüf eseri Uğur Mumcu Vakfı’nın Araştırmacı Gazetecilik bursunu kazandım ve avukatlık stajının adliyelerde, avukatlık bürolarında geçirilecek sıkıntı zamanları yerine bursu alıp, vakfın sağladığı 3 aylık staj olanağını kullanmaya karar verdim. 3 ayın sonunda tabi ki avukatlık stajına dönecektim. O kadar hukuk okuyup gazeteci olacak değildim ya… Gazetecilik stajı için Radikal’i seçtim. Radikal’in bürosu kalabalıktı: Adnan Keskin, Soner Arıkanoğlu, Deniz Zeyrek, Ayşe Karabat, Güneş Gürson, Ayfer Selamoğlu, Canan Gedik, Hilal Köylü, Zihni Erdem, Ergün Aksoy, Tolga Akıner, İpek Karadağ… Hakkı Erdem haber müdürlüğü koltuğunu benim gittiğim günlerde İsmet Demirdöğen’e devretmiş, kendisi de Posta’da köşe yazıyordu. Temsilci, haftada bir Ankara’ya gelen İsmet Berkan’dı. Gazete bürolarında stajyerler kendileri bir hamle yapmadığı takdirde pek ilgilenilecek insanlardan sayılmaz. Ben de ilk bir hafta kimse konuşup sohbet etmediği için sadece gazete okumakla geçirmiştim zamanımı. Artık ilk haftanın sonunda bürodan kaçıp gitmeyi tasarlamaya başlamışken fakstan gelen duyurular arasında gördüğüm ODTÜ’deki nükleer santrallerle ilgili bir paneli izlemek istediğimi söyledim İsmet Demirdöğen’e. Sadece 5 kişinin izlediği panel, bir başka habere 3 satırla kutu olduğunda, ilk haberim de çıkmıştı. Tabii bürodakiler bunun farkında değildi. Haberin, daha doğrusu benim yazdığı 3 satırın altını kırmızı kalemle çizip bir ikisine gösterdiysem de yine mırıldaranak “iyi hadi bakalım” sözlerinden başka bir şey de duymadım. Artık karar vermeliydim ve o zaman hala beyazlamamış sakallarıyla herkesin “Dayı” diye hitap ettiği asık suratıyla karşındakine her an tersleyebileceği korkusunu veren Adnan Keskin’e bütün cesaretimi toplayarak yanaştım ve biraz konuşmak istediğimi söyledim. Hukuk mezunu olduğumu, haber yapmak istediğimi filan söyledim. Dayı dinledi ve kendisinin de iş yükünden şikayetçi olduğunu, adliye haberlerini yapabileceğimi söyledi. İşte hayatımı değiştiren konuşma oydu sanırım. İlk özel haberim Ulucanlar Cezaevi’ndeki katliama ilişkin Meclis İnsan Hakları Komisyonu’nun raporuydu. Sonrasında Çankırı Cezaevi’nde tedavisi yapılmadığı için ölen Engin Huylu haberi.. 3 aylık staj bitmeden telif sözleşmesi imzalatıldı, artık bir gazeteciydim. Birtan Altınbaş işkence davası… İnsan hakları ihlaleri gazetede geniş yer buluyor ve mesleğinin başındaki avukat arkadaşlarımın yaşadıkları sıkıntıları görünce gazetecilik bana giderek daha cazip gelmeye başlıyordu. Gerçi asgari ücret alıyordum ama gazetecilik virüsü girmişti bir kere.. F tipi cezaevlerine geçiş sürecinde yaptığım haberler gazetede geniş yer alıyordu. Bu sırada Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Yılmaz Milliyet’in başına geçmiş, İsmet Berkan da Radikal’in yeni Genel Yayın Yönetmeni olmuştu. Kendisi F tipi cezaevlerinden yana olsa da haberlere karışmıyor ve Radikal bu süreçte, Yeni Binyıl ile birlikte medya içinde ayrı bir yerde konumlanmayı başarıyordu. (her ne kadar Tuncay Özkan daha sonra uzun yıllar hapis yatacağı F tipi cezaevlerini pazarlamak için bin tür yolu denese de Radikal’in ana çizgisini etkileyemiyordu) Öyle ki mahkum yakınları için de Radikal “devrimci bir gazete” gibi algılanıyordu. Bu dönemde, aynı zamanda bir mahkum yakını olan arkadaşımın metroda yere otururken elindeki gazeteyi altına koymasını söylediğimde “Ama Radikal’e kıyamıyorum” dediğini hatırlıyorum. Radikal de sofra kağıdı olarak serilmeyecek, üstüne oturulmayacak “devrimci basın” gibi algılanıyordu.

Hoş dönemin hükümeti ve Adalet Bakanlığı için de Radikal, yaptığı haberlerle “yasa dışı örgütlere yardım yataklık” eden bir gazete hüviyetindeydi. Bu bir benzetme de değildi üstelik, Adalet Bakanlığı’ndan gazeteye gönderilen tekziplerde “haberlerin yasa dışı örgütlerin propagandasına hizmet ettiği ve maksatlı olduğu” sık sık vurgulanıyordu.

F tipine geçiş sürecinde de Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk tüm toplumu kandırıp kanlı bir katliamın emrini verdiğinde medya operasyonun en önemli ayaklarından biriydi ve bu katliama alkış tutmanın, meşrulaştırmanın ötesinde adeta bir operasyon gücü gibi çalışmıştı. Hürriyet’in “Devlet Girdi” manşeti bunun özetiydi.Ama Radikal, katliamdan sonra da haberciliğini devam ettirdi ve kuşkuları ortaya koymaya devam etti. Radikal’in 18 yıllık yayın hayatının en önemli işlerinden biri F tipi cezaevleriyle ilgili haberlerdi.

Radikal’deki ömrüm, artık geçinmek konusunda büyük güçlük çektiğim günlerde Sabah’tan gelen cazip teklifle sona erdi. Aslında Sabah’a gitmeyi hiç düşünmüyordum ama o zamanki aklımla Sabah’tan gelen teklifi Radikal’de kadro ve üç beş kuruş zam için kullanmak istemiştim. Ailemden para gelmiyordu ve ev arkadaşlarıma yük olmaya başlamıştım. Sabah’ın teklifini gazeteye söyleyince maaşımı birazcık artırabileceklerini ummuştum. Bu ham hayalim İsmet Berkan’ın “Gitme, oralarda yapamazsın ama sana yakın zamanda yapacak bir şeyimiz de yok” sözleriyle mecburi bir gidişe döndü. Radikal’den 1 yıl 3 ay sonra ayrılırken aslında bütün bir gazetecilik hayatım boyunca hep Radikal’ci olarak kalacağımı, kendimi en çok Radikal’e ait hissedeceğimi bilmiyordum tabii…

20 Haziran 2014 Cuma

Balyoz siyasi yargılamalar için nasıl emsal olacak?



KEMAL GÖKTAŞ

Anayasa Mahkemesi'nin Türkiye'nin yakın tarihinde çok önemli bir yeri olan Balyoz davasında verdiği karar, benzer siyasi davaların değerlendirilmesi konusunda da önemli kriterler getirdi. AYM'nin adil yargılama hakkının ihlali olarak gördüğü konular kadar, ihlal olarak görmediği iddialar da Ergenekon, Devrimci Karargah, KCK, Poyrazköy gibi benzer davaların önümüzdeki dönemde AYM'de ele alınışı konusunda önemli emsalleri ortaya koydu.