21 Haziran 2014 Cumartesi
Bu da benim Radikal’im
Radikal adında bir gazete çıkacağını, üniversite öğrencisiyken gittiğim İzmir’de bilboardlardaki reklamlardan öğrenmiştim. Sezen Aksu ve Zeki Müren’in fotoğraflarını anımsıyorum, altında “O bir Radikal” yazısıyla… Doğan grubunun “solcu” bir gazete çıkarması tuhaf gelmişti. 90’lı yıllar, Kürt şehirlerinde devam eden savaş metropollere gözaltında kayıpların, yargısız infazların ve işkencenin ağırlıyla çökmüştü. Yarı askeri bir dönem yaşanıyordu ve devlet bütün acımasızlığıyla legal-illegal kurumlarıyla hayatı kabusa çevirmekte oldukça başarılıydı. Sol ise yine krizdeydi ve devrimci politika krizi aşarak kitleselleşme denemeleri yapıyordu. Böyle bir ortamda Radikal’in çıkışının devrimci yönelişi düzene kanalize edecek bir oyun olduğu konusunda hemfikirdik.
Böyle düşünüyorduk ama Radikal’e kayıtsız kalamadık. Radikal haberciliği, farklıydı ve her sabah Özgür Gündem ya da Evrensel’in yanı sıra Radikal’i de almadan edemiyorduk. Yurt odalarında, öğrenci evlerinde Radikal hızla herkesin ilk gazetesi olmayı başardı. Yıldırım Türker’in yazıları, Celal Başlangıç’ın röportajları, Adnan Keskin’in, Müjgan Halis’in, Ahmet Şık’ın haberleri “burjuva basın” içinden kopup gelen birer soluk oldu hayatımızda.
Ve sonra hukuk fakültesini bitirip, avukatlık yolunda ilerlerken tamamen tesadüf eseri Uğur Mumcu Vakfı’nın Araştırmacı Gazetecilik bursunu kazandım ve avukatlık stajının adliyelerde, avukatlık bürolarında geçirilecek sıkıntı zamanları yerine bursu alıp, vakfın sağladığı 3 aylık staj olanağını kullanmaya karar verdim. 3 ayın sonunda tabi ki avukatlık stajına dönecektim. O kadar hukuk okuyup gazeteci olacak değildim ya… Gazetecilik stajı için Radikal’i seçtim. Radikal’in bürosu kalabalıktı: Adnan Keskin, Soner Arıkanoğlu, Deniz Zeyrek, Ayşe Karabat, Güneş Gürson, Ayfer Selamoğlu, Canan Gedik, Hilal Köylü, Zihni Erdem, Ergün Aksoy, Tolga Akıner, İpek Karadağ… Hakkı Erdem haber müdürlüğü koltuğunu benim gittiğim günlerde İsmet Demirdöğen’e devretmiş, kendisi de Posta’da köşe yazıyordu. Temsilci, haftada bir Ankara’ya gelen İsmet Berkan’dı. Gazete bürolarında stajyerler kendileri bir hamle yapmadığı takdirde pek ilgilenilecek insanlardan sayılmaz. Ben de ilk bir hafta kimse konuşup sohbet etmediği için sadece gazete okumakla geçirmiştim zamanımı. Artık ilk haftanın sonunda bürodan kaçıp gitmeyi tasarlamaya başlamışken fakstan gelen duyurular arasında gördüğüm ODTÜ’deki nükleer santrallerle ilgili bir paneli izlemek istediğimi söyledim İsmet Demirdöğen’e. Sadece 5 kişinin izlediği panel, bir başka habere 3 satırla kutu olduğunda, ilk haberim de çıkmıştı. Tabii bürodakiler bunun farkında değildi. Haberin, daha doğrusu benim yazdığı 3 satırın altını kırmızı kalemle çizip bir ikisine gösterdiysem de yine mırıldaranak “iyi hadi bakalım” sözlerinden başka bir şey de duymadım. Artık karar vermeliydim ve o zaman hala beyazlamamış sakallarıyla herkesin “Dayı” diye hitap ettiği asık suratıyla karşındakine her an tersleyebileceği korkusunu veren Adnan Keskin’e bütün cesaretimi toplayarak yanaştım ve biraz konuşmak istediğimi söyledim. Hukuk mezunu olduğumu, haber yapmak istediğimi filan söyledim. Dayı dinledi ve kendisinin de iş yükünden şikayetçi olduğunu, adliye haberlerini yapabileceğimi söyledi. İşte hayatımı değiştiren konuşma oydu sanırım. İlk özel haberim Ulucanlar Cezaevi’ndeki katliama ilişkin Meclis İnsan Hakları Komisyonu’nun raporuydu. Sonrasında Çankırı Cezaevi’nde tedavisi yapılmadığı için ölen Engin Huylu haberi.. 3 aylık staj bitmeden telif sözleşmesi imzalatıldı, artık bir gazeteciydim. Birtan Altınbaş işkence davası… İnsan hakları ihlaleri gazetede geniş yer buluyor ve mesleğinin başındaki avukat arkadaşlarımın yaşadıkları sıkıntıları görünce gazetecilik bana giderek daha cazip gelmeye başlıyordu. Gerçi asgari ücret alıyordum ama gazetecilik virüsü girmişti bir kere.. F tipi cezaevlerine geçiş sürecinde yaptığım haberler gazetede geniş yer alıyordu. Bu sırada Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Yılmaz Milliyet’in başına geçmiş, İsmet Berkan da Radikal’in yeni Genel Yayın Yönetmeni olmuştu. Kendisi F tipi cezaevlerinden yana olsa da haberlere karışmıyor ve Radikal bu süreçte, Yeni Binyıl ile birlikte medya içinde ayrı bir yerde konumlanmayı başarıyordu. (her ne kadar Tuncay Özkan daha sonra uzun yıllar hapis yatacağı F tipi cezaevlerini pazarlamak için bin tür yolu denese de Radikal’in ana çizgisini etkileyemiyordu) Öyle ki mahkum yakınları için de Radikal “devrimci bir gazete” gibi algılanıyordu. Bu dönemde, aynı zamanda bir mahkum yakını olan arkadaşımın metroda yere otururken elindeki gazeteyi altına koymasını söylediğimde “Ama Radikal’e kıyamıyorum” dediğini hatırlıyorum. Radikal de sofra kağıdı olarak serilmeyecek, üstüne oturulmayacak “devrimci basın” gibi algılanıyordu.
Hoş dönemin hükümeti ve Adalet Bakanlığı için de Radikal, yaptığı haberlerle “yasa dışı örgütlere yardım yataklık” eden bir gazete hüviyetindeydi. Bu bir benzetme de değildi üstelik, Adalet Bakanlığı’ndan gazeteye gönderilen tekziplerde “haberlerin yasa dışı örgütlerin propagandasına hizmet ettiği ve maksatlı olduğu” sık sık vurgulanıyordu.
F tipine geçiş sürecinde de Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk tüm toplumu kandırıp kanlı bir katliamın emrini verdiğinde medya operasyonun en önemli ayaklarından biriydi ve bu katliama alkış tutmanın, meşrulaştırmanın ötesinde adeta bir operasyon gücü gibi çalışmıştı. Hürriyet’in “Devlet Girdi” manşeti bunun özetiydi.Ama Radikal, katliamdan sonra da haberciliğini devam ettirdi ve kuşkuları ortaya koymaya devam etti. Radikal’in 18 yıllık yayın hayatının en önemli işlerinden biri F tipi cezaevleriyle ilgili haberlerdi.
Radikal’deki ömrüm, artık geçinmek konusunda büyük güçlük çektiğim günlerde Sabah’tan gelen cazip teklifle sona erdi. Aslında Sabah’a gitmeyi hiç düşünmüyordum ama o zamanki aklımla Sabah’tan gelen teklifi Radikal’de kadro ve üç beş kuruş zam için kullanmak istemiştim. Ailemden para gelmiyordu ve ev arkadaşlarıma yük olmaya başlamıştım. Sabah’ın teklifini gazeteye söyleyince maaşımı birazcık artırabileceklerini ummuştum. Bu ham hayalim İsmet Berkan’ın “Gitme, oralarda yapamazsın ama sana yakın zamanda yapacak bir şeyimiz de yok” sözleriyle mecburi bir gidişe döndü. Radikal’den 1 yıl 3 ay sonra ayrılırken aslında bütün bir gazetecilik hayatım boyunca hep Radikal’ci olarak kalacağımı, kendimi en çok Radikal’e ait hissedeceğimi bilmiyordum tabii…
20 Haziran 2014 Cuma
Balyoz siyasi yargılamalar için nasıl emsal olacak?
KEMAL GÖKTAŞ
Anayasa Mahkemesi'nin Türkiye'nin yakın tarihinde çok önemli bir yeri olan Balyoz davasında verdiği karar, benzer siyasi davaların değerlendirilmesi konusunda da önemli kriterler getirdi. AYM'nin adil yargılama hakkının ihlali olarak gördüğü konular kadar, ihlal olarak görmediği iddialar da Ergenekon, Devrimci Karargah, KCK, Poyrazköy gibi benzer davaların önümüzdeki dönemde AYM'de ele alınışı konusunda önemli emsalleri ortaya koydu.
18 Haziran 2014 Çarşamba
İşte Ekmel Bey'in siyasi görüşleri
KEMAL GÖKTAŞ
CHP ve MHP'nin Cumhurbaşkanlığı seçimindeki çatı adayı olarak ilan edilen Ekmeleddin İhsanoğlu'nun görüşlerinin kamuoyunda pek bilinmemesi nedeniymle farklı tepkiler ortaya çıktı. İhsanoğlu'nun siyasal İslam, dindarlık veya muhafazakarlık arasındaki konumu, özellikle CHP tabanı açısından oldukça belirleyeci bir önem taşıyor. İhsanoğlu, İslami çevrelerin yabancısı olmadığı ancak geniş kamouyunun pek haberdar olmadığı görüşlerini en net biçimde geçen yıl yayınlanan "Yeni Yüzyılda İslam Dünyası" isimli kitabında ortaya koyuyor. Kitaptaki görüşlerine göre İhsanoğlu, İslam'la çoğulcu demokrasi arasında esaslı bir karşıtlık bulunmadığını, din ve siyaset alanının birbiri üzerindeki kontrolünün kaldırılması ve "iyi yönetişim" esaslarının uygulanmasıyla İslam ülkelerinin gelişebileceğini savunuyor. Demokrasinin uzun süreli bir mücadale gerektirdiğinin sık sık altını çizen İhsanoğlu'nun Arap ülkelerindeki gençlik hareketlerini "toplumların geleceği açısından ümit verdiğini" belirterek övmesi ise ayrıca dikkat çekiyor. İhsanoğlu, öngördüğü siyasi çerçeveyi "Dinin sosyal hayatta yerini alması ve siyasetle ilişkisinin birbirine karışmama esasına bağlanmasıyla kurulacak bir denge" olarak tanımlıyor. İhsanoğlu, bu dengenin kurulmaması halinde Müslüman toplumların siyasette aktif kesimlerinin tek çıkar yolu hedeflerini dinin çerçevesinde aramak olacağı konusunda da uyararak "Bu senaryonun gerçekleşmesi halinde işler daha da karışabilir. Bugünkünden daha zor hale gelebilir" ifadesini kullanıyor. İhsanoğlu, "Arap Baharı" kavramına da karşı çıkarak yaşananın despotların sonbaharı olduğunu, Arap Baharı'nın yaşanması için birkaç neslin geçmesi gerekceğini savunuyor.
17 Haziran 2014 Salı
İbrahim Aras'ın cesedinin yanında gaz fişeği bulundu
KEMAL GÖKTAŞ
Adana'daki Lice protestosu sırasında hayatını kaybeden 15 yaşındaki İbrahim Aras'ın ön otopsi raporunda, "yaygın kafatası kırıklarından" kaynaklı öldüğü belirtildi. Olay yeri tutanağında da Aras'ın yanı başında da bir gaz kapsülü bulunduğu belirtildi. Görgü tanıklarının, Aras'ın Akrep'ten atılan gaz fişeği ile öldüğünü söylediği belirtilirken bir kadın tanığın savcıya "Polislere 'Burada adam öldürüyorsunuz' diye bağırdım. Bana 'Biz burada kuş avlıyoruz' diye karşılık verdi" dediği belirtildi.
"Canavarca hisle" kadın yakan sanığa iyi hal kıyağı
KEMAL GÖKTAŞ
Antalya 4. Ağır Ceza Mahkemesi, sevgilisi Çilem Hülya Berkil'i üzerine benzin döküp yakarak öldüren Abdurrahman Gazi Göçer'e verdiği cezadan "iyi halden" 6 yıl indirim yaptı. Mahkeme, "canavarca hisle insan öldürmek" suçundan mahkum ettiği sanığa yaptığı iyi hal indirimini "sanığın sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki olumlu davranışları, cezanın sanığın üzerindeki olası etkileri ve dosya kapsamı" gerekçelerine dayandırdı. Müdahil avukatları ise iyi hal indirimine "Sanıkların takım elbise giyip gelmesi iyi hal sebebi olarak alınırsa toplumsal vicdanımız ve kadının insan hakları kavramının zedelenmesi söz konusu olacaktır" diyerek isyan etti. Sanığın iyi hal indirimi aldığı davada, sanığın babası ve jandarmalar ise delilleri karartmak için rüşvet alıp vermek suçundan mahkum oldu.
15 Haziran 2014 Pazar
Hayati rahatsızlığı olan hakimin tayinini yapmadılar
KEMAL GÖKTAŞ
HSYK'nın (Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu) 2 bin 500'ü aşkın hakim ve savcının görev yerini değiştiren yaz kararnamesinin siyasi yankıları sürerken, hayati önemde hastalığı bulunan eşinin tedavisi için büyükşehire atanma talepleri reddedilen savcı isyan etti.
Zirve davasında "ev hapsi" skandalı
KEMAL GÖKTAŞ
Zirve Yayınevi katliamı davasında tutukluluk sürelerini 5 yılla sınırlayan yasa nedeniyle tahliye edilerek ev hapsine alınan sanıkların adli kontrol hükümlerine aykırı olarak defalarca evlerini terk ettiği, buna rağmen mahkemenin tutuklama kararı vermekten kaçınarak adli kontrole, "aynen devam" kararı verdiği ortaya çıktı. Oysa mahkemenin adli kontrole ilişkin kararında ev hapsi yükümlülüğünü ihlal eden sanıkların derhal tutuklanacakları belirtilmişti.
14 Haziran 2014 Cumartesi
ismail Saymaz'ın taraflı gazeteciliği
KEMAL GÖKTAŞ
11/06/2014
.
Gazeteciliğin, siyasetteki ve toplumdaki kamplaşmaya koşut olarak ikiye bölündüğü, her bir gazetecinin kendisini bir safta konumlandırarak haber nesnelerine baktığı, haberi siyasi bir mücadelenin aracı kıldığı bir matbuat döneminden geçiyoruz. Haberin/gazeteciliğin “tarafsız” olması gerektiği, dahası olabileceği yönündeki liberal görüşlerin “antika” değeri taşımaya başladığı bir evrede kuşkusuz memleketteki bu gazetecilik manzarası da çok yadırganmıyor. Gerçekliğin yeniden inşası olarak haberin, gerçeklik dışında kurgulanarak bütün unsurlarından soyutlandığı, insan zekâsıyla dalga geçen fantezik sunumların gerçeklik diye dayatıldığı bir dönemde, habere, gerçekliğe, nesnelliğe ve gazeteciliğe dair tartışmalarda özgün bir konumu temsil eden bir gazetecilik tarzının parlak bir örneği ile karşı karşıyayız. Bu tarz gazetecilikte haber iktidarın ve sermayenin kanatları altından çıkmıştır. Bu tarz gazetecilikte haberci, polis tekmeleriyle can verenlerin, gözaltında kaybedilenlerin, cezaevinde kolu koparılanların, “kutsal değerler” uğruna linç edilenlerin, kışlada bir kör kurşunla öldürülenlerin, erkeğin ve devletin itinayla hayatını kaydırdığı kadınların yanında saf tutmaktadır ve “taraflıdır”.
Bu tür gazeteciliğin ajitatif, güç ilişkileri içindeki konumunu pekiştirmeyi temel almış, pespayeliğini bağırarak, farklı olanı linç ederek, etiketleyerek örtmeye çalışan gazetecilik karşısındaki gücü, kuşkusuz gerçekliği temsil kabiliyeti ile orantılı.
Araştırmacı gazeteciliğin “güç odaklarınca bilinmesi istenmeyen olayları, olguları ortaya çıkarmak” olarak ifade edilebilecek en önemli unsurunun hakkını vererek haberlerini, kitaplarını kaleme alan, üretkenliği ile öne çıkan İsmail Saymaz’ın Esas Duruşta Cinayet kitabında ortaya konan gazetecilik de taraflılığın ve gerçekliğin nesnel temsilinin aynı anda mümkün olması, dahası birbirini besleme potansiyelini ortaya koyabilecek nadide örneklerden biri.
Saymaz’ın kitabı on beş dava dosyası etrafında yapılan araştırmalardan oluşuyor. Gazeteci kitaplarının temel handikaplarının başında anlatım sorunları gelir. Binlerce belgedeki bilgileri tasnif ederek olayın yalın öyküsünü ortaya koyacak bir öykü inşa etmek, gazetecilik yeteneğinin yanı sıra edebi bir ustalık da gerektirir. Bu yüzden çoğunlukla gazeteci kitapları, bağlamı ortaya konulmayan, yeterince analitik olamayan, bazen de çok uzun bir haber tadında yazılmış, sıkıcılıkla malul kitaplar olur.
Saymaz’ın kitabı, binlerce belge ve anlatım içinden gerçeğin öyküsünü ortaya koyarken gazeteci kitaplarının bu handikapından sıyrılmayı başardığı için farklı bir örnek olarak karşımıza çıkıyor. Saymaz, binlerce sayfa tutan ifadeler, iddianameler, duruşma tutanakları, yazışmalar arasından “olayın öyküsünü” ortaya koyarken, iddialar, savunmalar, hükümler, ortada bırakılan soru işaretleri arasında okuru dosya içinde gezintiye çıkarıyor. Saymaz, gazeteciliği kadar anlatımında da ustalık dönemine girdiğini gösteriyor.
Esas Duruşta Cinayet, askerlikle ilgili nadir gazetecilik çalışmalarından biri. Yıllarca üzerinde çok durulmayan haberler olarak önümüzden akıp giden büyük bir insanlık sorununu dert edinen ve bir söyleşisinde amacının “halkı askerlikten soğutmak” olduğunu belirten Saymaz, kitabın altbaşlığında yer alan “Kışlalarda neler oluyor?” sorusunu yanıtlarken onlarca trajik öyküyü önümüze seriyor. Gördüğü kötü muamele nedeniyle akıl sağlığını kaybeden, nöbet tuttuğu kulübede arkadaşının silahından çıkan kurşunla can veren, ordunun kendi döşediği mayınlara basarak paramparça olan, bir cephanelikte gece çalıştırılırken havaya uçan, kalbi kaldıramadığı halde üzerindeki ağır mühimmatla zorla koşturulurken can veren, bölük karşısına çıkarılıp hakaret edildiği için intihar eden erlerin öykülerini kaleme alırken bütün bu cinayetlerin zeminini de ifşa ediyor Saymaz. Türkiye’de zorunlu askerliğin artık kendi militarist mantığı içinde dahi işlevsizleşmiş, “savaşa hazırlık ve savaş eğitimi” amaçlarından çıkarak angarya ve zulüm ortama haline gelmiş kışla manzaralarını ortaya koyuyor. Askerde çatışma dışı nedenlerle hayatlarını kaybedenlerin sayısının, çatışmalarda ölenleri geçtiğini rakamlarla ortaya koymak zaten bu yapının artık sürdürülemez hale geldiğini de gösteriyor. “Altını çizmek gerekir ki, intihar, kaza ya da kasıt, görünür gerekçesi ne olursa olsun, ölümlerin temel zeminin, zorunlu askerlik ödevi olduğu anlaşılıyor.” (s. 291)
İşkence ve zulmün ortak hedefi
Her biri 80’li yıllardaki Diyarbakır Cezaevi’ni çağrıştıran askeri cezaevlerindeki işkence ve zulmü ortaya koyan örnekler, cinayetin üstünü örtmeye yönelik olarak işleyen askeri yargı pratikleri, failleri korumaya, mağduru suçlu göstermeye azimli, çoğunlukla da suçun bir parçası olan üstlerin varlığı, kitaptaki onlarca örnekte kendini gösteriyor. Cinayetlerden sonra, genellikle cinayetle ilgili ihmal ya da olası kasıtla sorumlu olan rütbelilerin soruşturmalarda yer almaları, askeri yargıda ast-üst ilişkilerinin gölgesinde yapılan soruşturma ve yargılamalar, benzeri “sivil” hayatımızda da görülen bir sistematik insan hakları ihlalleri manzarasının parçalarını oluşturuyor.
Kışlalarda öldürülen askerlerin büyük bölümünün Alevi ve Kürt olması, hâkim kimliğin kışlalardaki öldürücü hâkimiyetinin de bir göstergesi. Ermeni er Sevak Balıkçı’nın soykırımın yıldönümü olan 24 Nisan’da öldürülmesi, dövülerek öldürülen bir Alevi erin kolundaki Zülfikâr dövmesine defalarca sopalarla vurulduğunun anlaşılması gibi olayların kökeninde, zaten hazır bir toplumsal-ideolojik yüklemeyle kışlalara getirilen ve pekiştirilerek saldırganlaştırılan militarist, ırkçı nefret söyleminin yer aldığını gösteriyor.
Öldürülen askerlerin neredeyse tamamı yoksul olan aileleriyle yapılan söyleşiler de trajedinin sadece insanların hayatlarını kaybetmesiyle bitmediğini, geride adaletsizlik karşısında duyulan kahredici bir çaresizlik, yoksulluk ve öfke bıraktığını gösteriyor. Saymaz’ın kitabının asıl başarısı da burada aslında, yani dava dosyalarının, rakamların, istatistiklerin içinden insanların acılarını hissettirebilmesinde...
ESAS DURUŞTA CİNAYET
İsmail Saymaz
İletişim Yayınları
2014, 293 sayfa, 22 TL.
13 Haziran 2014 Cuma
HSYK kararnamesi: AKP, sosyal demokrat, ülkücü ittifakı yatırımı
KEMAL GÖKTAŞ
HSYK'nın 2014 adli ve idari yargı yaz kararnamesinden iade-i itibar gibi atamalar çıktı. 30 ilin başsavcısının tenzili rütbe ile düz savcı yapıldığı kararnamede çok sayıda ağır ceza mahkemesi başkanı da düz hakim olarak atandı. Adalet Bakanlığı bürokratlarının önemli bir bölümünü kürsü hakim ve savcısı olarak görevlendiren HSYK, 46 Yargıtay tetkik hakimini de başka görevlere atadı. İdari yargıda hükümet aleyhine karar veren birçok başkan da tenzili rütbeden nasibini alırken Gezi Parkı ve Taksim projelerini iptal eden mahkemenin başkan ve üyesi başka görevlere atanırken Youtube'un kapatılmasına durdurma kararını veren mahkemenin başkanı da tenzili rütbeden nasibini aldı.
12 Haziran 2014 Perşembe
Cömert davasında davanın naklini isteyen sanık avukatı Ak Parti adayı çıktı
KEMAL GÖKTAŞ
Gezi eylemleri sırasında Antakya'da Abdullah Cömert'i Akrep aracından attığı gaz fişeği ile öldürdüğü iddiasıyla yargılanan polis memuru Ahmet Kuş'un yargılandığı davanın başka bir şehire nakledilmesi gündeme geldi. Sanık avukatının başvurusu üzerine Hatay Başsavcılığı ve Hatay Valiliği, davanın Hatay'da görülmesi halinde güvenlik sorunları çıkabileceğini savunarak davanın nakli talebinin kabul edilmesi istemiyle dosyayı Adalet Bakanlığı'na gönderdi. Gezi eylemlerinde Eskişehir'de dövülerek öldürülen Ali İsmail Korkmaz'ın davası da daha önce Kayseri'ye nakledilmişti.
8 Haziran 2014 Pazar
Havaalanında dayak odasına 7 bin 500 TL tazminat
KEMAL GÖKTAŞ
İstanbul 4. İdare Mahkemesi, İçişleri Bakanlığı'nın, haksız yere gözaltına alınan, kamerasız bir odada 3 dakika 38 saniye dövülen, sınır dışı edilerek 1 yıl Türkiye'ye giriş yasağı verilen Azeri insan hakları savunucusu avukat İntigam Aliyev'e 7 bin 500 TL manevi ve 600 TL maddi tazminat ödemesine karar verdi.
6 Haziran 2014 Cuma
Aile içi görüşme tapeleri delil sayıldı
KEMAL GÖKTAŞ
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, bir uyuşturucu davasında hakkında dinleme kararı bulunan kişiyle kardeşi arasındaki görüşmelerin delil sayılmasına karar verdi. Kararla hem aile arasındaki konuşmalar suça delil sayıldı hem de teknik takipteki biriyle görüşenlerin cezalandırılmasının önü açıldı...
Hakkında dinleme kararı bulunan kişiyle, dinleme kararı bulunmayan iki kişi arasında yapılan görüşmelerin delil olarak sayılıp sayılmayacağına ilişkin ihtilafa son noktayı koyan Yargıtay Ceza Genel Kurulu, tavrını yine telekulaktan yana Yargıtay Ceza Genel Kurulu, bir uyuşturucu davasında, hakkında dinleme kararı bulunan kişiyle dinleme kararı bulunmayan iki kardeş arasında yapılan görüşmelerin delil olarak sayılmasına karar verdi.
Genel Kurul, yasadaki aile arasındaki konuşmaların dinlenemeyeceğine yönelik açık hükme rağmen iki kardeş arasındaki dinlemeleri kanıt saydı. Genel Kurul, Yargıtay Başsavcılığı’nın, “Olması gereken hukuk açısından en doğru olan yöntemin her bir fail hakkında ayrı ayrı iletişimin denetlenmesi kararıyla dinleme yapılmasının olduğu söylenebilirse de, hukuka kesin aykırılığın olmadığı hallerde korunan hukuki değerler arasında bir denge kurulmak suretiyle, hukuka aykırı delillerin değerlendirilmesi ve böylece maddi gerçeğe ulaşılmaya çalışılmasının bireylerin ve toplumun yararına olacağı açıktır” şeklindeki itirazını yerinde buldu.
10. DAİRE KARARI BOZDU
İstanbul polisi, bir uyuşturucu soruşturmasında Van’da yaşayan C.E. hakkında telefon dinleme kararı aldı. C.E.’nin kardeşi Ç.E ile yaptığı telefon görüşmelerinden Van’dan İstanbul’a uyuşturucu getirerek piyasaya sürecekleri sonucuna ulaşan polis, C.E.’yi Van’dan geldiği otobüsten inerken Sabah 04.15’te yakaladı. Polis, C.E.’nin kardeşi Ç.E.’yi de yakındaki bir büfenin önünde beklerken 1 saat sonra gözaltına aldı. Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesi, dinleme kayıtlarını delil sayarak Ç.E. ile kardeşi C.E.’ye uyuşturucu madde ticareti suçundan 6 yıl 3’er ay hapis cezası verdi.
Kararı Ç.E. temyiz etti. Yargıtay 10. Ceza Dairesi ise 2’ye karşı 3 oyla Ç.E.’ye verilen cezayı bozdu. Bozma kararında sanık Ç.E. hakkında iletişimin tespiti kararı bulunmadığına dikkat çekildi.
Yargıtay Başsavcılığı, dairenin bozma kararına karşı Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na itiraz etti. İtiraz başvurusunda sanıkların uyuşturucu temini ve nakline yönelik birçok görüşme yaptıkları belirtilerek, “iştirak halinde işlenen suçlarda sanıklardan biri hakkında mahkeme kararıyla elde edilen delilin diğerleri yönünden değerlendirilmeyeceği yönünde mevzuatta hüküm bulunmadığı” savunuldu.
KAMU YARARI GEREKÇESİ
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, başsavcılığın bu itirazını kabul ederek dosyayı Yargıtay 10. Ceza Dairesi’ne göndermeye karar verdi. Genel Kurul’un bu kararıyla hukuka aykırı da olsa delillerin, “birey ve toplum yararı” bahanesiyle geçerli sayılmasının önü biraz daha açıldı. Bu karardan sonra hakkında dinleme kararı olmayan kişiler de mahkeme kararıyla dinlenen kişilerle yaptıkları görüşmeler nedeniyle ceza verilecek.
5 Haziran 2014 Perşembe
İzmir'de karakolda dövülen kadına 8, polislere 1 yıl hapis istendi
KEMAL GÖKTAŞ Ankara
İzmir’de Karabağlar Polis Merkezi’nde Fevziye Cengiz isimli kadını feci şekilde dövdükleri görüntülerle ortaya çıkan polislerin “işkence” suçundan yargılandığı davada skandal yaşandı. İzmir 6. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki davada mütalaasını veren savcı Göksel Er, işkenceden yargılanan 3 polisten 2’sine 1.5 aydan 1 yıl 1 aya kadar hapis cezası isterken, bir polisin ise beraatine karar verilmesini talep etti. Savcı Er, mağdur Fevziye Cengiz hakkında ise polislere hakaret ettiği ve direndiği gerekçesiyle 2 yıl 1 aydan 8 yıl 9 aya kadar hapis cezası istedi. Polis Merkezi'nde iki polis tarafından yere yatırılarak kelepçelendikten sonra dakikalarca dövülen kadın hakkında bu cezanın istenmesine neden olan fiilleri ise “gözaltına alınırken hakaret ettiği, polisin koluna eliyle vurduğu, tırmaladığı ve ittiği” iddiası oldu. Savcı Er, görüntülere yansıyan vahim dayağı işkence olarak saymama gerekçesini ise “Sanık polisler tarafından ani kararla polis merkezindeki bir odadaki görevlilerin dışarıya çıkartılarak hızla ortamın uygun hale getirilmesi ve burada Fevziye Cengiz’in dövülmesi, olayın sistematik bir şekilde gerçekleştiği anlamına gelmez. Olayımızda sanık polislerin işkence kastı ile değil, kendilerine hakaret edilmesinden duydukları kızgınlıkla bu suçu işlemişlerdir” gerekçesiyle açıkladı.
İşkence görüntüleri
İzmir'de 2011 yılında ailesiyle birlikte eğlenmeye gittikleri müzikholde gözaltına alınan Fevziye Cengiz'in karakolda yediği feci dayağın görüntüleri Vatan gazetesi tarafından ortaya çıkarılmıştı. Polis merkezinin kameralarındaki görüntülere göre polisler Hakan Yörük ve Beyit Sezgen, genç kadını bir masanın arkasına götürerek tekme ve tokat atıyor, saçını çekiyordu. Genç kadını kameranın görmediği kapı eşiğine götüren polislerin inip kalkan kolları görülüyordu. İki polis döverek kadını bu defa masanın altına yatırıyor ve ellerini arkadan kelepçeliyordu. Kadının özellikle yüzüne vurmaya devam eden iki polisin ağız hareketlerinden küfür ettikleri ve bağırdıkları anlaşılıyordu. Polislerden biri genç kadının üzerinde durarak dakikalarca tokat atmaya ve saçını çekmeye devam ediyordu. Bu sırada odaya bazı resmi polisler girip çıkıyor ancak dayağa müdahele eden olmuyordu. Dayağı baştan beri seyreden resmi bir polis ise (Nevzat Ataseven) perdeyi çekerek dayağın dışardan görünmesini engellemeye çalışıyordu.
"Eli ile kolumuza vurdu, tırlamadı, itti”
Olaydan sonra Fevziye Cengiz hakkında şikayetçi olan 3 polis, Fevziye Cengiz'in kimliği olmadığı için karakola davet ettiklerini ancak alkollü olan Cengiz'in kendilerine direndiğini, kollarından tutup götürmeye çalıştıkları sırada kendilerine küfür ettiğini iddia ettiler. Polisler Cengiz'i kendilerini yaralamakla suçlarken bir polis "Kollarından tutmadan önce sanık eli ile kolumuza vurdu" derken diğer polis "Benim kollarımı tırmaladı" diye ifade verdi. Şikayetçi üçüncü polis ise "Eliyle itti" dedi.
İşkence davası açıldı
Görüntülerin çıkmasının ardından polisler hakkında açılan “yaralama” davasında da skandallar yaşandığı anlaşıldı. Görüntüleri izleyerek bilirkişi raporu hazırlayan iki polisin görüntülerdeki dayaktan hiç bahsetmedikleri ortaya çıkınca sanık polisler hakkındaki dava da “işkence”ye dönüştü ve dava ağır ceza mahkemesine gönderildi. Ancak İzmir 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dün görülen duruşmada mütalaa veren savcı Göksel Er, skandal bir mütaalaya imza attı. Er, müzikholde çalışan kadın garsonların sonradan verdikleri ifadelere dayanarak Cengiz’in kimliğinin yanında olmaması nedeniyle gözaltına alınırken polislere küfür ettiklerini savundu. Cengiz’in, eşinin ve damadının polisin Cengiz’e küfür ettiği yönündeki ifadelerini “akrabaları” olduğu için inandırıcı bulmadığını belirten savcı Er, karakoldaki feci dayağın ise “polisin zor kullanma yetkisinin aşılması” olarak değerlendirdi. Fevziye Cengiz’in küfür ettiği ve polislere direndiği için polislerin “haksız tahrik” altında kaldıklarını iddia eden savcı olayın adi geliştiğini belirterek işkence sayılamayacağını savundu.
Mağdura 8 yıl 9 aya kadar hapis
Savcı Er bu gerekçelerle Fevziye Cengiz hakkında “Birden fazla kamu görevlisine görevlerinden dolayı aleni hakarette bulunmak” suçundan 1 yıl 5 ay 30 gün ila 3 yıl 6 ay arası hapis istedi. Savcı, Cengiz’in ayrıca “görevi yaptırmamak için direnme” suçundan 7.5 aydan 5 yıl 3 aya kadar hapis cezası istedi. Cengiz hakkında istenen hapis cezası her iki suç için toplam 2 yıl 1 aydan 8 yıl 9 aya kadar hapis cezası oldu.
Polislere 1 yıl 1 ay
Savcı buna karşın sanık polis memurları Beyit Sezgen ve Hakan Yörük hakkında “zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması” hükümlerinin işletilmesini istedi. Savcı Fevziye Cengiz’i dakikalarca dövdükleri, yere yatırarak üstüne çıktıkları sabit olan bu iki polis memuruna “kamu görevlisinin sahip olduğu nüfuzu kullanarak basit yaralama” suçundan 6 aydan 1.5 yıla kadar hapis cezası istedi. Ancak bu suçu haksız tahrik altında işledikleri iddiasıyla cezanın 1.5 aydan 1 yıl 1 ay hapse düşürülmesini istedi. Savcı Sezgen ve Yörük’ün Fevziye Cengiz’e hakaret ve tehdit ettiği iddiasına ilişkin yeterli delil olmadığı gerekçesiyle beraatlerine karar verilmesini istedi. Hakkında işkence suçundan dava açılan sanık polislerden Tekin Doğan’ın da suçun sabit olmadığı gerekçesiyle beraatine karar verilmesini istedi.
İşkenceyi gizleyene 3-9 ay
Fevziye Cengiz dövülürken perdeleri kapatarak dışarıdan görülmesini engelleyen polis Nevzat Ataseven’e ise “yaralama suçuna yardım” etmekten sadece 3 aydan 9 aya kadar hapis cezası verilmesi istendi.
Duruşmada taraf avukatları savcının esas hakkındaki görüşüne karşı beyanlarını hazırlamak için süre istedi. Mahkeme heyeti de duruşmayı bu nedenle erteledi.
Savcıdan “alkollü” vurgusu
Savcı Er, görüşünde, Fevziye Cengiz’in alkollü olduğunu birkaç vurgulaması dikkat çekti. Er, “sanık polislerin, alkollü olan ve polislerin görevini yapmasına direnip onlara hakaret eden Fevziye Cengiz’e duydukları kızgınlıktan ve ani olarak gelişen bir çok kez vurarak hayati tehlike geçirmeyecek şekilde yaralanmasına sebebiyet vermişlerdir. Sanık polisler tarafından ani kararla polis merkezindeki bir odadaki görevlilerin dışarıya çıkartılarak hızla ortamın uygun hale getirilmesi ve burada Fevziye Cengiz’in dövülmesi, olayın sistematik bir şekilde gerçekleştiği anlamına gelmez. Olayımızda sanık polislerin işkence kastı ile değil, kendilerine hakaret edilmesinden duydukları kızgınlıkla bu suçu işlemişlerdir” dedi.
Kimliği yok diye
Fevziye Cengiz, ifadesindeki anlatımlara göre, olay şöyle gelişmişti: Cengiz, eşi, kızı, damadı ve kayınbiraderi ile İzmir'de bir müzikhole eğlenmeye gitti. Diğer yakınları dışarda sigara içtikleri sırada polis müzikholü bastı. 3 sivil polis kimliklerini göstermelerini isteyince, Fevziye Cengiz'in eşi Murat Cengiz, kendi kimliğini bu şahıslara vermek üzere garsona uzattı ve sonra da yakın mesafeye park ettikleri arabalarında eşinin çantasının içinde olan kimliğini almak için dışarı çıktı. Fevziye Cengiz de yanına gelen polislerden birine "Eşim kimliğimi almaya arabaya gitti, bir dakika bekleyin" diye açıklamaya yapmaya çalışırken arkadan gelen sivil polislerden biri genç kadına vurdu ve "Gitmek istemiyor musun, kahpe" diye bağırdı. Polis, Cengiz'i zor kullanarak gözaltına aldı. Cengiz, yol boyunca ve karakolda dayağın devam ettiğini, karakolda 2 polisin kendisini feci şekilde dövdüklerini, cinsel tacizde bulunduklarını ve yere yatırıp kelepçeleyip dövmeye devam ettiklerini anlattı. Bu esnada resmi giyimli bir polisin de dışarıdan gözükmesin diye perdeleri kapattığını anlatan Fevziye Cengiz'in ifadalerinin doğru olduğu, karakoldaki güvenlik kameralarının savcılıkça getirtilmesi üzerine ortaya çıktı.
4 Haziran 2014 Çarşamba
Üniversite öğrencisi genç kadına işkencede olağan şüpheli polis
KEMAL GÖKTAŞ
Eskişehir'de üniversite öğrencisi Ceren Ünver'in kimliği belirsiz kişilerce kaçırılması ve ıssız bir yerde bayılana kadar dövülmesi tedirginlik yarattı. Eskişehir Emniyeti, olayın sivil polislerce gerçekleştirildiği iddialarına ilişkin açıklama yaparak faillerin arandığını duyururken, Ünver'in Gezi eylemlerinde de yer alan DHF (Demokratik Haklar Federasyonu) üyesi olması ve Ali İsmail Korkmaz'ın dövülmesinin yıldönümünde yaşanması nedeniyle arkadaşları olayı "gözdağı" olarak nitelendirdi.
2 Haziran 2014 Pazartesi
Savcı: "Gösteri demokratik haktır. İzinsiz gösteri diye birşey olmaz"
KEMAL GÖKTAŞ
Taksim ve Kızılay gibi meydanlarda yapılmak istenen gösteriler nedeniyle sık sık gerginlikler yaşanırken Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde önceden izin alınmasına gerek olmadığını, bu yüzden "izinsiz gösteriye katılma" suçu olamayacağına karar verdi. Ankara Cumhuriyet Savcısı Bülent Yücetürk, 1 Mayıs'ta Kızılay'a yürümek isterken gözaltına alınan 18 yaşından küçük çocuklar hakkında açılan soruşturmada gösteri yürüyüşlerine katılmak için önceden izin almanın gerekmediğini ve 1 Mayıs'ı kutlamanın demokratik hak olduğunu belirterek şüpheliler hakkında takipsizlik kararı verdi.
Taksim ve Kızılay gibi meydanlarda yapılmak istenen gösteriler nedeniyle sık sık gerginlikler yaşanırken Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde önceden izin alınmasına gerek olmadığını, bu yüzden "izinsiz gösteriye katılma" suçu olamayacağına karar verdi. Ankara Cumhuriyet Savcısı Bülent Yücetürk, 1 Mayıs'ta Kızılay'a yürümek isterken gözaltına alınan 18 yaşından küçük çocuklar hakkında açılan soruşturmada gösteri yürüyüşlerine katılmak için önceden izin almanın gerekmediğini ve 1 Mayıs'ı kutlamanın demokratik hak olduğunu belirterek şüpheliler hakkında takipsizlik kararı verdi.
Yargıtay'dan "İnsan yaşamının kutsallığı kararı"
KEMAL GÖKTAŞ
Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, değeri daha yüksek olan ilaç salınımlı stent takılan hastaya raiç değeri daha düşük stendin ödenmesine ilişkin davada "insan yaşamının kutsallığının gözetilmesi ve hekimin yaptığı tercihin kabul edilmesi gerektiği" gerekçesiyle SGK'nın pahalı stendin bedelini ödemesine karar verdi.
30 Mayıs 2014 Cuma
Mahkemenin "sustalı bıçağa özgürlük" talebi AYM'ye takıldı
KEMAL GÖKTAŞ
Anayasa Mahkemesi (AYM) Eskişehir 4. Sulh Ceza Mahkemesi'nin sustalı başta olmak üzere diğer bıçakların "çarşıda pazarda satıldıkları" gerekçesiyle yasaklanmasına ilişkin hükmün iptal istemini reddetti.
Eskişehir 4. Sulh Ceza Mahkemesi, "bıçak veya diğer aletleri izinsiz olarak taşıma suçundan" bir sanık hakkında açılan davada AYM'ye başvurdu. Mahkeme, Ateşli Silahlar Hakkındaki Kanun'da yer alan "bıçak veya diğer aletleri veya benzerlerini satanlar, satmaya aracılık edenler, satın alanlar, taşıyanlar veya bulunduranlar hakkında 6 aydan 1 yıla kadar hapis ve 25 günden az olmamak üzere adli para cezasına hükmolunur" düzenlemesinin iptal edilmesini istedi. Düzenlemenin Anayasa'ya aykırı olduğunu savunan mahkemenin başvurusunda şöyle denildi:
Youtube kararındaki ilkler: AYM'den "kararlılık" gösterisi
KEMAL GÖKTAŞ
Anayasa Mahkemesi, hükümetin büyük tepki gösterdiği twitter yasağının kaldırılmasına yönelik kararına paralel biçimde, video paylaşım sitesi youtube'a erişimin engellenmesini de, "ifade özgürlüğü hakkının ihlali" olarak değerlendirdi. Twitter kararından sonra hükümetin büyük tepkisini çeken AYM, Mart ayında yapılan içtüzük değişikliğine dayanarak, ilk defa bireysel başvurularla ilgili kararını 5 kişilik "Bölüm" tarafından değil, AYM Başkanı Haşim Kılıç'ın başkanlığında toplanan ve bütün AYM üyelerinin katıldığı Genel Kurul'da verdi. Karar 2'ye karşı 14 oyla alındı. AYM, kararın gerekçesinin yazımı ve redaksiyonu bittikten sonra TİB'e ve Bakanlığa bildirecek. AYM'nin bu kararından sonra gözler, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın twitter ve youtube'da yayınlanan ses kayıtlarının kişilik haklarının ihlali anlamına geldiğine yönelik başvurusuna çevrildi.
Anayasa Mahkemesi, hükümetin büyük tepki gösterdiği twitter yasağının kaldırılmasına yönelik kararına paralel biçimde, video paylaşım sitesi youtube'a erişimin engellenmesini de, "ifade özgürlüğü hakkının ihlali" olarak değerlendirdi. Twitter kararından sonra hükümetin büyük tepkisini çeken AYM, Mart ayında yapılan içtüzük değişikliğine dayanarak, ilk defa bireysel başvurularla ilgili kararını 5 kişilik "Bölüm" tarafından değil, AYM Başkanı Haşim Kılıç'ın başkanlığında toplanan ve bütün AYM üyelerinin katıldığı Genel Kurul'da verdi. Karar 2'ye karşı 14 oyla alındı. AYM, kararın gerekçesinin yazımı ve redaksiyonu bittikten sonra TİB'e ve Bakanlığa bildirecek. AYM'nin bu kararından sonra gözler, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın twitter ve youtube'da yayınlanan ses kayıtlarının kişilik haklarının ihlali anlamına geldiğine yönelik başvurusuna çevrildi.
26 Mayıs 2014 Pazartesi
Yargının telekulak aşkı bitmiyor: Yargıtay dinlemelerin sınırını yeniden genişletti
KEMAL GÖKTAŞ
Yasalarla telefon dinlemelere sınır getirilmesine ilişkin çok sayıda düzenleme yapılmasına rağmen, Yargıtay verdiği kararlarla dinleme kayıtlarının kullanım alanını genişletiyor. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, uyuşturucu madde ticareti suçundan dolayı verilen mahkeme kararlarına dayanılarak yapılan telefon dinlemelerinin, dinleme kararında olmamasına rağmen sanıkların işledikleri ortaya çıkan diğer suçlar için de delil olabileceğine karar verdi. Genel Kurul bu gerekçeyle 10. Ceza Dairesi'nin "dinleme kararı hangi konuda verilmişse mahkûmiyetin de sadece o suçlardan verileceğine" ilişkin kararını kaldırdı.
Erkeğin, devletin ve hukukun hayatını kararttığı genç kadın
KEMAL GÖKTAŞ
Devletin ve hukukun, erkeğin yanında saf tutup hayatını mahvettiği bir genç kadının öyküsü yayınlandı geçen hafta Resmi Gazete'de. Dilekçelerin, mahkeme kararlarının, kuru hukuksal değerlendirmelerin yer aldığı bir Anayasa Mahkemesi kararıydı bu.
Görüntüleri gizlice çekilip internete yüklenen genç kadın memurluktan atılmış ve açtığı tüm davaları kaybetmişti. Oysa aynı durumdaki erkekler için yargının lehe verdiği onlarca karar vardı. Mahkemeler ve Danıştay, görüntülerin kadının kaldığı "lojmanda" çekildiğini özellikle vurguluyor, genç kadının sorumlu olmadığı bir eylemden ötürü cezasını kesiyordu. Törenin amansız hükmü işliyordu, devlet ve hukuk nezdinde de: Hiçbir kusuru olmadığı halde başına gelenlerden sorumlu tutuluyordu genç kadın.
23 Mayıs 2014 Cuma
Yargıtay: "Lan" kaba bir hitap olsa da hakaret sayılmaz
KEMAL GÖKTAŞ
Yargıtay, polis memuruna "lan" diye hitap eden kişiye hakaret suçundan verilen cezayı bozdu. Daha önce sözlük anlamına dayanarak bu sözün hakaret olduğuna dair kararlar veren 4. Ceza Dairesi, bu defa bir polise yönelik olarak söylenen "lan" sözcüğünün kaba bir hitap tarzı olduğuna, ancak kişinin "onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta" olmadığı için hakaret sayılamayacağına hükmetti.
AYM, özel hayata ilişkin önemli kararında özel hayatı ihlal etti
Özel görüntüleri internette yayımlandığı için memurluktan atılan kadın AYM'den hukuk zaferiyle çıktı ama..
KEMAL GÖKTAŞ
Anayasa Mahkemesi, Silivri Cezaevi'nde görevli kadın memurun, lojmanda sevgilisi ile çekilmiş özel görüntülerinin kendisinden gizli internette yayınlanması üzerine verilen memurluktan çıkarma cezasının "özel hayatın gizliliğini ihlal" olduğuna karar verdi. Ancak genç kadının yaşadığı büyük mağduriyeti giderecek önemli bir karar alan AYM, vahim bir hataya imza atarak kadının başvurusunun gizli tutulması talebine karşın kararı Resmi Gazete'de yayımladı. Böylece 4 yıldır hukuksuz biçimde mesleğinden ayrı kalan kadın, görevine dönmeye hazırlanırken ismi ve çalıştığı kurumun ifşa edilmesiyle büyük bir mağduriyet daha yaşamaya başladı. Genç kadının memurluktan çıkarılma cezasının iptal istemini reddeden yargı kararlarının kaldırılarak yeniden yargılama yapılmasına hükmeden AYM kararında ise devletin kişilerin mahrem alanlarına müdahale edemeyeceği vurgulandı. Genç kadını meslekten çıkaran Adalet Bakanlığı'nın AYM'ye gönderdiği görüş yazısında ise "Sosyal bir gerçekliği karşılayan ihtiyaca binaen" ceza verildiği ifadesi dikkat çekti.
22 Mayıs 2014 Perşembe
Maden işçisine 2010'da yasayla "rödövans" tuzağı kurulmuş
Soma işçisinin tazminatı tehlikede
Maden Kanunu'na 2010 yılında eklenen bir maddeyle rödövans sözleşmelerinde kamunun sorumluluğu kaldırıldı
KEMAL GÖKTAŞ
TKİ ile Soma Madencilik AŞ arasındaki hukuki ilişkinin "rödövans" adı verilen kiralama yöntemi ile yapılmasının işçilerin maddi ve manevi tazminat taleplerini şirketin yanı sıra TKİ'den de istemelerinin önünü kesebileceği ortaya çıktı. Maden Kanunu'na 2010 yılında eklenen bir maddeyle hizmet sözleşmesinden farklı olarak "rödövans sözleşmelerinde, bu alanlarda yapılacak madencilik faaliyetlerinden doğacak İş Kanunu, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili idari, mali ve hukuki sorumlulukların rödövansçıya ait olduğu" yönünde hüküm konulduğu, bu hüküm nedeniyle Soma'da yakınlarını kaybeden madenci ailelerinin açacağı tazminat davalarında TKİ'nin sorumlu tutulamaması ihtimali olduğu belirtildi. Bu durumda şirketin iflas etmesi ya da mal varlığının tazminatların tamamını ödemeye yetmemesi durumunda işçi aileleri yeni mağduriyetler yaşayabilecek.
21 Mayıs 2014 Çarşamba
Hükümetin Barolar Birliği planı: Seçim sistemi değişecek
KEMAL GÖKTAŞ
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu'nun Danıştay'ın kuruluş yıldönümü töreninde yaşadığı gerilimle ilgili tartışmalar sürerken Adalet Bakanlığı'nın hazırladığı Yeni Avukatlık Kanunu taslağında Barolar Birliği yönetiminin seçim sistemini değiştirecek düzenlemeler olduğu ortaya çıktı. Bakanlık tarafından ilgili kuruluşların görüşüne gönderilen taslakta getirilmesi önerilen düzenlemeler yasalaşırsa Barolar Birliği yönetimi hükümete yakın isimlerden oluşacak. Taslakla ayrıca avukatlık ruhsatı almak zorlaştıralarak avukatık stajı başlatma ve ruhsat için iki ayrı sınav getiriliyor. Avukatlık şirketlerine izin veren taslakla kurulacak avukatlık şirketleri yurt dışında da şube açabilecek. Ayrıca yabancı hukuk şirketleri de Türkiye'de şuba açarak faaliyet gösterebilecek. Taslakta vatandaşları da yakından ilgilendiren hükümler yer alıyor. Buna göre idari yargıda değerine bakılmaksızın her türlü iptal davalarında avukat ile temsil zorunluluğu düzenlendi. Böylece idari davalar avukat olmadan açılamayacak.
Yargıtay, 8 puntoyla yazılan mahkeme kararını "anlaşılması güç" diye bozdu
KEMAL GÖKTAŞ
Yargıtay, bütün resmi yazışmaların "Times New Roman" yazı tipi ve 12 karakter boyutunun kullanılması gerektiği gerekçesiyle 8 karakter boyutu ile yazılan mahkeme kararını bozdu. Yargıtay kararında mahkemenin gerekçeli kararda kullandığı 8 karakter yazı boyutunun "çok küçük olduğunu, kararın okunmasında ve dolayısıyla anlaşılmasında güçlük yarattığını" bunun da Hukuk Muhakemeleri Kanunu'ndaki "hükmün açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde yazılması" ilkesine aykırı olduğu belirtildi.
20 Mayıs 2014 Salı
Soma'da "taksir" faciası
KEMAL GÖKTAŞ
Soma'da 301 işçinin hayatına mal olan faciayla ilgili soruşturmayı yürüten savcılığın ve tutuklama kararı veren mahkemenin şüpheliler için kanundaki tanıma daha çok uymasına rağmen "olası kast" yerine çok daha az ceza öngören "taksir" hükümlerini işletmesi yeni bir tartışma başlattı.
19 Mayıs 2014 Pazartesi
İşte son yılların büyük iş kazalarındaki "yargı skandalları"
Facialardan hiçbirinde ceza alan yok
KEMAL GÖKTAŞ
Türkiye, Soma'da meydana gelen maden faciasında yaşamını yitirenler için üzülürken, benzer olaylarda yargının caydırıcılıktan uzak bir tutum sergilemesi, olası yeni faciaların önlenmesi konusunda umutları kırıyor.
İş kazaları davalarında en önemli sorun soruşturma ve dava aşamalarında bilirkişi raporlarının hazırlanmasının oldukça uzun sürmesi olarak gösteriliyor. Bu yüzden Türkiye'de 6 yıldan bu yana meydana gelen hiçbir büyük kazaya ilişkin dava sonuçlanmadı. "Adalet Arayan İşçi Aileleri" grubu tarafından hazırlanan "İş Cinayetleri Almanağı" kitabına göre Türkiye'nin yakın dönemde yaşadığı önemli iş kazalarında yargısal süreçler şöyle gelişti:
16 Mayıs 2014 Cuma
Yargıtay Başsavcılığı Balyoz başvurusunu reddetti: Ne TÜBİTAK raporu, ne kumpas açıklamaları kararı etkilemez
Kemal GÖKTAŞ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Balyoz Davasında 5 No'lu harddiskin sahte olduğu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın paraell yapı ile ilgili iddiaları ve Başdanışmanı Yalçın Akdoğan'ın "kumpas" iddialarının davanın sonucunu etkilemeyeceğine karar verdi. Başsavcılık bu gerekçeyle Balyoz sanıklarının, mahkumiyet kararının onanmasına ilişkin 9. Ceza Dairesi kararına karşı Yargıtay Ceza Genel Kurulu'na itiraz edilmesi yönündeki başvurusunu reddetti. Başsavcılığın ret kararında, sahte olduğu ileri sürülen harddiskin dava açılana kadar sanıkların elinde olduğu ve güncelleme yapılması talimatı olduğu savunularak "Bazı belgeler kısmen veya tamamen güncellenmiş olsa bile, nicelik olarak az olan bu belgelerdeki çelişki iddiaları, diğer delillerin geçerliliğini etkilemez" görüşü savunuldu.
Soma'da ölümlerin sorumluları ne kadar ceza alacak?
KEMAL GÖKTAŞ
13 Mayıs 2014 Salı
Tasarıdan "cinsel saldırı" sanıklarına iyi haber çıktı!
Mağdurun, "beden ve ruh sağlığının bozulması halinde" verilecek cezanın artırılması maddesinin yasadan çıkarıldığı tasarıda, bazı cinsel saldırı suçlarında öngörülen cezalar mevcut cezaların altında kaldı
KEMAL GÖKTAŞ
Hükümetin çocukların cinsel istismarı ve cinsel suçlarda ceza artırımları yapmak amacıyla hazırladığı tasarıdan mağdurun ruh ve beden sağlığını bozacak cinsel saldırı suçlarını işleyen sanıkların lehine olabilecek bazı düzenlemeler de dikkat çekti.
Cinsel saldırı suçlarında cezalar artarken araya neler sokuşturuldu?
KEMAL GÖKTAŞ
Hükümetin Meclis'e sunduğu tasarıyla cinsel suçlar, çocuk istismarı, hırsızlık ve uyuşturucu suçlarında cezalar önemli ölçüde artırılacak. Hırsızlık suçlarında cezaların alt sınırının erteleme kapsamı dışına çıkaran ve konuttan yapılan hırsızlıkların önlenmesi için olağanüstü artışlar öngören tasarıda, 15-18 yaş arası gençlerin cinsel birliktelikleri, uyuşturucu kullananlara ilişkin hükümler ile soruşturmaları etkileme amaçlı işlem ve beyanların suç olmaktan çıkarılması gibi tartışmalı düzenlemeler de yer aldı.
Tasarıdan yargıya büyük neşter çıktı: Ergenekon ve Balyoz daireleri değişebilir
KEMAL GÖKTAŞ
Hükümetin çocuklara karşı işlenen suçlarla ilgili olduğunu açıkladığı tasarısından, yargıya yönelik kapsamlı değişiklikler çıktı. Tasarı Yargıtay, bölge idare mahkemeleri ve sulh ceza hakimliklerinde kadro değişikliği ve seçilme kriterleri başta olmak üzere yeni düzenlemeler getiriyor. Yargıtay'da üyelerin görev yapacakları daireler ile dairelerin işbölümünün değiştirilmesinin öngörüldüğü tasarı yürürlüğe girdiğinde Ergenekon ve Balyoz gibi kritik davalara bakacak dairenin değişmesi de söz konusu olacak.
12 Mayıs 2014 Pazartesi
Siyasi mahkumlara şartlı tahliye yolunu kapatacak karar
Cenaze ve gösteriye katıldığı için 8 yıl 9 ay alan mahkum "pişmanlık" belirtmediği için 2 yıl fazla yatacak
KEMAL GÖKTAŞ
Sincan F Tipi Cezaevi İdare ve Gözlem Kurulu Başkanlığı, katıldığı gösteriler nedeniyle "örgüt üyeliği" suçundan cezaevinde olan Ali Sayan'ın "pişmanlık belirtmediği" gerekçesiyle "şartlı tahliyeden" yararlandırılmamasına karar verdi. İnfaz Hakimliğinin de uygun bulduğu karara karşı Ağır Ceza Mahkemelerinde yapılan itiraz reddedilirse aldıkları cezanın 3'te 2'si yerine 4'te 3'ünü yatan siyasi mahkumlar için "şartlı tahliye" imkansız hale gelecek.
9 Mayıs 2014 Cuma
Abdullah Cömert'i öldüren polise Emniyet ve yargının "iş" kıyağı
KEMAL GÖKTAŞ
Hatay 1. Ağır Ceza Mahkemesi, Gezi eylemleri sırasında Akrep adı verilen zırhlı araçtan attığı gaz fişeği ile Abdullah Cömert'in ölümüne neden olan polis memuru Ahmet Kuş'un tutuklanması talebini reddetti. Ret kararında hakkında "olası kastla öldürme" suçundan dava açılan sanığın Emniyet tarafından açığa alınmaması etkili oldu. Mahkeme 20 yıldan 25 yıla kadar hapis istemiyle yargılanan sanığın Emniyet tarafından açığa alınmaması nedeniyle "iş sahibi" olmasını tutuksuz yargılanmasının gerekçeleri arasında saydı. Cömert ailesinin avukatı ise bu karara "Kamu vicdanının yıpranmaması için tutuklama kararı verilmeli" diyerek itiraz etti.
Yargıtay silah çekip ateş edeni de meşru müdafadan yararlandırdı
Şimdi "tam Teksas" oldu
KEMAL GÖKTAŞ
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, taksi ücretini 3 TL eksik ödeyen gruba silah çeken, birini silahla kafasına vurarak yaralayan ve silaha karşı kendisini korumak için bıçak çeken kişiyi de göğsünden vurarak öldüren taksi şoförüne "meşru müdafada bulunduğu" gerekçesiyle ceza verilmemesine ilişkin kararı onadı. Genel Kurul, olayda ilk fiili saldırıyı yapan ve vücudun başka bir yerine ateş edebilecekken göğüs bölgesine ateş ederek maktülü öldüren sanığın meşru müdafadan yararlanamayacağı yönündeki Yargıtay Başsavcılığı'nın itirazını reddetti. Genel Kurul kararları emsal niteliğinde olduğu için bu kararla birlikte meşru müdafa sınırları oldukça genişlemiş oldu.
AYM 5 raportör atadı, Balyoz kararını 15 güne kadar verecek
KEMAL GÖKTAŞ
Balyoz davasında avukatların Anayasa Mahkemesi (AYM) önünde başlattıkları eylem devam ederken Yüksek Mahkeme'de de bireysel başvuların sonuçlandırılması için yoğun bir çalışma yürütüldüğü öğrenildi. AYM Başkanı Haşim Kılıç'ın talimatıyla yaklaşık 240 başvuruyla ilgili 5 raportörün görevlendirildiği ve raporların tamamlanmak üzere olduğu öğrenildi. AYM kaynakları Balyoz davasının geleceğini belirleyecek nitelikteki pilot kararların 10-15 gün içinde çıkacağını belirtti.
8 Mayıs 2014 Perşembe
Reyhanlı'da yıldönümüne günler kala dava mahkemesiz kaldı
KEMAL GÖKTAŞ
Reyhanlı'da 52 kişinin hayatını kaybettiği kanlı saldırının 11 Mayıs Anneler Günü'ne denk gelen yıldönümüne günler kala Hatay 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nden davanın geleceğini belirleyecek ve tartışmalı bir karar geldi. Özel yetkili mahkemelerin kaldırılmasından sonra Adana özel yetkili ağır ceza mahkemesinin dosyayı gönderdiği Hatay 1. Ağır Ceza Mahkemesi "yetkisizlik kararı" ile dosyayı yeniden Adana'ya gönderdi. Mahkeme, kararına Ceza Muhakemesi Kanunu'ndaki "yetkisizlik kararının sanığın ilk sorgusundan önce verilebileceğine ilişkin" hükmü dayanak gösterdi. Oysa özel yetkili mahkemelerin kaldırılmasına ilişkin yasada bu mahkemelerdeki dosyaların suçun işlendiği yerdeki ağır ceza mahkemelerinde görülmesi hükme bağlanıyor.
Dosyanın geldiği aşama..
İçişleri Bakanı Ala: "Gösterilerde polisin kimseyi öldürdüğüne ilişkin yargı kararı yok"
Bakan'dan garip "toplumsal olaylar" yanıtı
"Toplumsal olaylar sırasında güvenlik güçlerinin müdahalesi sonucu yargı kararıyla kesinleşmiş ölüm olayı yok"
KEMAL GÖKTAŞ
İçişleri Bakanı Efkan Ala, HDP milletvekili Ayla Akat Ata'nın "toplumsal olaylar sırasında meydana gelen ölüm olaylarına" ilişkin soru önergesine verdiği yanıtta "yargı kararıyla kesinleşmiş bir ölüm olayı olmadığı" yanıtını verdi. Ala, Ata'nın toplumsal olaylarla ilgili yaralanma ve gözaltılara ilişkin sayı talebini de yanıtsız bıraktı.
7 Mayıs 2014 Çarşamba
Görüntüdeki dayağa kopyala-yapıştır savunma: "Bacağına hafifçe vurdum"
KEMAL GÖKTAŞ
Eskişehir ’de Gezi eylemleri sırasında dövülerek öldürülen Ali İsmail Korkmaz ile aynı dakikalarda ve aynı sokakta üniversite öğrencisi Doğukan Bilir'in dövülmesi ile ilgili soruşturmada şüpheli polisler 10 ay sonra ifade verdi. Polislerin farklı kentlerde verdikleri ifadelerin birebir aynı olması ve birçok bölümünün "kopyala-yapıştır" yoluyla oluşturulması dikkat çekti. Görüntü kayıtlarına göre Bilir ’e coplarla vurdukları görülen Şaban Gökpunar, Selçuk Bal ve Hüseyin Engin ifadelerinde Bilir'i dövmediklerini ileri sürdü. Selçuk Bal, kaçmaya çalıştığı için Bilir'e "kısa mesafeden hafifçe cop ile birkaç kez bacaklarına doğru vurduğunu" ileri sürerken her üç polis de kendilerinin yanında Bilir ’e meşe odunuyla vurduğu görülen Serkan Kavak adlı sivil saldırganı da “görmedikleri için engellemeyediklerini” iddia etti.
6 Mayıs 2014 Salı
Gezi'nin psikiyatrik etkisi: "Yaratıcılık ve paylaşım travmaları onardı"
KEMAL GÖKTAŞ
Türkiye İnsan Hakları Vakfı'nın "Gezi Parkı Süreci Kapsamında Olguların Tıbbi Değerlendirilmesi" başlıklı raporunda polis şiddetinin yarattığı fiziksel ve ruhsal rahatsızlıklar ile ilgili çarpıcı veriler yer aldı. İncelenen vakalardaki şiddetin dozunun Dünya Sağlık Örgütü kriterlerine göre "işkence ve zalimane uygulamalar" kapsamına girdiği savunulan raporda, gaza maruz kalmanın başlı başına ruhsal rahatsızlık yaratmaya yettiği belirtildi. Raporda, eylemcilerin ruhsal rahatsızlıklar yaşadığı, ancak Gezi eylemlerindeki "dayanışma, paylaşım, bağlılık ve birliktelik duygusu, zihinsel üretim ve yaratıcılık sayesinde dengelendiği, hatta bir çok kişide ruhsal bir canlanma, zenginleşme, genişleme ve gelişmeye neden olduğu, travmatik etkileri onardığı" tespiti yer aldı.
Kod: Y07.3
Türkiye İnsan Hakları Vakfı'nın "Gezi Parkı Süreci Kapsamında Olguların Tıbbi Değerlendirilmesi" başlıklı raporunda polis şiddetinin yarattığı fiziksel ve ruhsal rahatsızlıklar ile ilgili çarpıcı veriler yer aldı. İncelenen vakalardaki şiddetin dozunun Dünya Sağlık Örgütü kriterlerine göre "işkence ve zalimane uygulamalar" kapsamına girdiği savunulan raporda, gaza maruz kalmanın başlı başına ruhsal rahatsızlık yaratmaya yettiği belirtildi. Raporda, eylemcilerin ruhsal rahatsızlıklar yaşadığı, ancak Gezi eylemlerindeki "dayanışma, paylaşım, bağlılık ve birliktelik duygusu, zihinsel üretim ve yaratıcılık sayesinde dengelendiği, hatta bir çok kişide ruhsal bir canlanma, zenginleşme, genişleme ve gelişmeye neden olduğu, travmatik etkileri onardığı" tespiti yer aldı.
Kod: Y07.3
28 Nisan 2014 Pazartesi
Abdullah Cömert barışçıl gösteride vurulmuş
SAVCILIK, YETKİLİ AMİRLERİN İFADESİNİ DAHİ ALMADAN VE MÜFETTİŞ RAPORLARINI İSTEMEDEN TAKİPSİZLİK VERMİŞ
Kemal GÖKTAŞ
Hatay'daki Gezi eylemleri sırasında Abdullah Cömert'in başından gaz fişeği ile vurularak öldürülmesi olayı ile ilgili olarak gaz fişeğinin atıldığı Akrep'te bulunan 2 polis memuru ile emir veren yetkili amirler hakkında dava açılması istemiyle takipsizlik kararına itiraz edildi. İtiraz dilekçesinde, soruşturma dosyasındaki görüntülere ilişkin raporlara göre Cömert'in vurulduğu gün yapılan eylemlerde kalabalığın üzerinde herhangi bir suç unsurunun bulunmadığı belirtildi. Dilekçede ayrıca savcılığın, emri veren yetkili amirlerin ifadesini almadığı ve yürütülen müfettiş soruşturmasının sonuçlarını dahi sormadığı belirtildi.
Kemal GÖKTAŞ
Hatay'daki Gezi eylemleri sırasında Abdullah Cömert'in başından gaz fişeği ile vurularak öldürülmesi olayı ile ilgili olarak gaz fişeğinin atıldığı Akrep'te bulunan 2 polis memuru ile emir veren yetkili amirler hakkında dava açılması istemiyle takipsizlik kararına itiraz edildi. İtiraz dilekçesinde, soruşturma dosyasındaki görüntülere ilişkin raporlara göre Cömert'in vurulduğu gün yapılan eylemlerde kalabalığın üzerinde herhangi bir suç unsurunun bulunmadığı belirtildi. Dilekçede ayrıca savcılığın, emri veren yetkili amirlerin ifadesini almadığı ve yürütülen müfettiş soruşturmasının sonuçlarını dahi sormadığı belirtildi.
Jandarma Komutani:"MİT'çiler kaçmaya kalkarsa asker ateş eder"
KEMAL GÖKTAŞ
Bakan Ala'nın olur verdiği İçişleri Bakanlığı Personel Genel Müdürü Muhterem İnce'nin yazısında, Hatay Valiliği'nin Bakanlığa gönderdiği yazıya yer verildi. Valiliğin yazısında 1 Ocak'taki TIR'ın aranması girişimi ile ilgili olarak "Arama yapacak Jandarma görevlileri ile, 'özel kanuna tabiyim, arama yaptırmam' dediği belirtilen MİT görevlileri arasında silah kullanılması gibi istenmeyen olaylar meydana gelebilecekti" denildi.
YARSAV'ın suç duyurusu üzerine dosyanın gönderildiği Yargıtay Başsavcılığı İçişleri Bakanlığı'na gönderdiği yazıda 1 Ocak 2014'de İnsani Yardım Vakfı'na ait bir TIR'ın Suriye'ye silah ve mühimmat sevk edileceği ihbarı yapılması üzerine Hatay İl Jandarma Komutanlığının Cumhuriyet Savcısının talimatı ve arama kararma istinaden TIR'ı durdurarak aramak istediği belirtildi. Ancak kendilerini MİT mensubu olarak tanıtan kişilerin aramaya engel olduğu, bu kişilerin girişimleri sonucunda Vali Lekesiz'in yazılı talimatı ile TIR'da arama yapılmasının engellendiği anlatıldı. Bu olayın dünya basınında da geniş yer bulduğu, devletin silahlı guruplara destek verdiği yönündeki iddiaların vahim olduğu ve Türkiye'yi uluslararası alanda sıkıntıya soktuğu belirtilen yazıda "mahkeme kararına rağmen TIR'ın aranmasına yazılı emri ile engel olan Vali'nin görev ve yetkisini kötüye kullandığı" iddiasına yer verildi.
Hatay Valiliği ise ihbar üzerine TIR'ın ve eskortluk yapan otomobilin Kırıkhan Jandarma Komutanlığı görevlileri tarafından durdurulduğu ve TIR'da bulunan kişilerin MİT mensubu olduklarına dair kimlik ibraz ettikleri belirtildi. Olayın Adana özel yetkili Savcılığına haber verildiği ve olay yerine özel yetkili savcının geldiği belirtildi.
MİT görevlileri hakkında soruşturmanın ancak Başbakan'ın izniyle mümkün olduğu hatırlatılan yazıda o gece yaşananlar şöyle anlatıldı:
"Bahsi geçen olayın yaşandığı saatlerde sorunun çözümü için yoğun telefon görüşmelerinde, İl Valisine MİT mensuplarının olay mahallinden ayrılacakları bilgisinin verildiği, MİT görevlilerinin re'sen ayrılacağı bilgisi alınınca İl Jandarma Komutanınca bu görevlilerin ayrılmamalarının iyi olacağını bildirdiği, aksi takdirde askerlerin ateş edebileceklerini ve daha olumsuz gelişmelerin olabileceğinin belirtildiği, farklı kanallardan ise MİT mensuplarının da şahsi silahlarının olduğu, görevlerinin yapılmasına engel olunması ve kendilerine ateş açılması durumunda onların da kendilerini savunmak için ateş açabilecekleri bilgilerinin intikal ettiği ve bu tür muhtemel gelişmelerin olabileceğinin değerlendirildiği, bir taraftan soruşturulmaları özel statüye sahip MİT personelinin gözaltına alınmaması ve soruşturmanın parçası niteliğinde olduğu için aranmaması gereken araçların aranmaya çalışılması, diğer taraftan resmi kurumların mensupları arasında karşılıklı silahlı bir ateş açma riskinin mevcut olmasının, Vali tarafından tüm yasal yetkilerin, imkân ve kabiliyetin devreye konularak sorunun çözümünü zorunlu hale getirdiği..."
Bu tür aramalara izin verilmesi halinde MİT'e ait araçlarda bulunan gizlilik dereceli evrakın deşifre olması şeklinde onarılamaz durumların yaşanabileceği savunulan şöyle denildi:
* MİT'in araç, bina ve mensuplarına yönelik iyi niyetli olmayan girişimlerin önünü açabilecek ve usul açısından bir nevi içtihat haline gelebilecekti.
* Bu durum MİT'i işlevsiz hale getirebilecek, böyle bir deşifre hali hem MİT'in haber kaynaklarını kesecek ve hem de canlı kaynakların güvenliğini tehlikeye atabilecekti.
* Kurumlar arasında duygusal zedelenmeler yaşanabilecek ve yıllar boyu sürebilecek tahribatlar oluşabilecekti.
* Jandarma görevlileri ile 'özel kanuna tabiyim, arama yaptırmam' diyen MİT görevlileri arasında silah kullanılması gibi istenmeyen olaylar meydana gelebilecekti.
* Bu tür ihbarlarla, MİT'in faaliyetlerini, çalışanlarını deşifre ederek TC'nin yabancı istihbarat servisleri karşısında savunmasız bırakılması amaçlanabilecektir.
* MİT'in faaliyetleri gizli olduğu için, her yurt içi faaliyetini farklı suç ihbarları ile deşifre etmek suretiyle, aynı zamanda olay yerine basının da gelmesi sağlanarak, MİT'in faaliyetlerinin basında geniş ve tartışmalı şekilde yer alması ve yıpratılması hususları dikkatten uzak olmaması gerekir.
* Bu ihbarlarla MİT'in El Kaide ile bağlantılandırılmaya çalışıldığı, ülkemizin teröre destek veren ülke şeklinde dünyada nitelendirilmesinin hedeflenmiş olabileceği, böylece dünyada ambargo ile karşılaşılabilecek bir alt yapının oluşturulmaya çalışıldığ, ihtimal dahilindedir.
Yazıda El Kaide ve İŞİD'in bugüne kadar Suriye'deki rejim kuvvetleriyle ciddi bir çatışmaya girmediği savunularak "Tam tersine söz konusu TIR ihbarlarına ilişkin en son ihbarın 19 Ocak 2014'de yapılmasından itibaren 10 gün süren çatışmalar sonrasında hiçbir insani ve gıda yardımı ulaşmayan Halep'in Türkmen Çobanbey Kasabası'nm tamamen İŞİD'in eline geçmesi ve Türkmenlerin de Türkiye'ye sığınmasının da söz konusu ihbarların iyi niyetli olmadığı konusunda fikir verdiği" ileri sürüldü.
26 Nisan 2014 Cumartesi
Haşim Kılıç'ın "özgül ağırlığı" ve mesajları
Kemal GÖKTAŞ
Haşim Kılıç, AKP’yi iktidarının ilk yıllarından itibaren topa tutan “statükocu” yargı geleneğinin tamamen dışındaki bir isim. AYM üyeliği boyunca AKP’nin de içinde olduğu geleneğin çizgisindeki kararlarıyla bunu net biçimde gösteren Kılıç’ın AKP eleştirileri bu açıdan herhangi bir yargı organının eleştirileriyle kıyaslanmayacak kadar “özgül ağırlığa” sahip.
Kılıç’ın, Başbakan Erdoğan’a yönelik olarak yorumlanan “gömlek değiştirme” eleştirisiyle birlikte iktidarın gücünün sınırlanmasına yönelik vurguları, Kılıç’ın hukuki ve siyasi kimliğiyle birleştiğinde, AKP’nin oluşturduğu koalisyondaki derin yarılmayı da gösteriyor. “
Bir Haşim Kılıç portresi: Anayasa Mahkemesi'nin ötekisiydi, kudretli başkanı oldu
Kemal GÖKTAŞ
ANAYASA Mahkemesi'nin 52 yıllık tarihinde başkanlık koltuğuna oturanlar içinde en farklı hikaye kuşkusuz Haşim Kılıç'a aittir.
Kırşehir Çiçekdağı doğumlu olan Kılıç, 1990 yılında 40 yaşında iken dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal tarafından AYM üyeliğine seçildiğinde, en genç üyelerden biri olmuştu. Sayıştay üyesi iken AYM üyeliğine getirilen Kılıç, siyasal İslam kökleri nedeniyle basının sürekli gündeminde oldu. İlk seçildiğinde evine günah olduğu için televizyon almadığı bile iddia edildi. Eşinin başörtülü olması da özellikle 28 Şubat döneminde sürekli yazılan bir konuydu. Kılıç, 1980 öncesinde İBDA-C'nin yayın organının Ankara temsilcisi olduğu iddialarını da yalanladı.
24 Nisan 2014 Perşembe
"Sonunuz Hrant Dink gibi olur" tehdidine skandal beraat
- İHD'YE GÖNDERİLEN E-MAİL'DE BASKIN ORAN VE İHD'LİLERE TEHDİT VE HAKARET YÖNELTİLDİ. MAİLİN BATMAN POLİSEVİ'NDEKİ BİR BİLGİSAYARDAN TERÖRLE MÜCADELE POLİSİ ALPER ALPTUĞ'UN MAİL ADRESİNDEN GÖNDERİLDİĞİ ORTAYA ÇIKTI. SANIK POLİS İLK İFADELERİNDE "BENZER İÇERİKLİ MAİLLER GÖNDERDİM AMA BUNU GÖNDERDİM Mİ HATIRLAMIYORUM" DİYE İFADE VERDİ. ANCAK MAHKEME BÜTÜN BU DELİLLERE RAĞMEN BERAAT KARARI VERDİ
Kemal GÖKTAŞ
ANKARA - Batman Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi'nde görevli iken Prof. Dr. Baskın Oran'a, üzerinde Türk İntikam Tugayı (TİT) yazılı e-posta göndererek, ''tehdit ve hakarette bulunduğu'' iddiasıyla yargılanan eski polis memuru Alper Alptuğ'a beraat kararı verildi. Mahkeme, mail adresinin kendisine ait olduğunu kabul eden Alptuğ'un ilk ifadesinde "benzer içerikli bir çok mail attığını, şikayet konusu maili de atmış olabileceğini ama hatırlamadığını" söylemesine rağmen son savunmasında suçu inkar etmesini beraat için yeterli gördü.
İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Merkezi’nin elektronik posta adresine “Türk İntikam Tugayları- TİT” imzalı tehdit mektubu gönderen, sonradan Batman Emniyet Müdürlüğü’nde polis olduğu ortaya çıkan Alper Altuğ hakkında açılan davada karar duruşması dün Ankara 22. Asliye Ceza Mahkemesi'nde yapıldı.
"HRANT DİNK'İN YANINA GİDERSİNİZ"
İHD’nin elektronik posta adresine Bozkurtkaan ismini kullanarak, “TİT” imzalı tehdit mailleri göndererek, “İnsan hakları adı altında bir çok insan olmayan mahlukatı savunarak bir şeyler yaptığınızı sanıyorsunuz. Baskın Oran gibi Ermeni p..lerini savunmaya devam ederseniz o çok sevdiğiniz Ermeni ajanı Hrant Dink’in yanına gidersiniz. Bu derneğin yetkililerine sesleniyorum, Baskın Oran ve buna benzer Türklüğe hakaret edenlerin ölümü elbet elimizden olacaktır. Bu hesabı sormaya hazırız, ayağınızı denk alın” şeklinde mail attığı iddia edilen Alptuğ’un beraatine karar verilmesini istedi. Savcı, mailin atıldığı yerin Batman Polisevi'ndeki bir bilgisayar olması ve Alptuğ'un ilk ifadesinde mail adresinin kendisine ait olduğunu, benzer içerikli bir çok mail attığını, şikayet konusu maili de atmış olabileceğini ama hatırlamadığını söylemesine rağmen sanığın suçu işleyip işlemediği yönünde "şüphe" olduğunu savundu. Savcı, bu görüşünü, Alptuğ'un mailin gönderildiği tarihte "polislikten çekilmiş sayıldığı" ve son savunmasında maili gönderdiğini inkar etmesine dayandırdı. Mahkeme de savcının bu görüşü doğrultusunda Alptuğ'un beraatine karar verdi.
TİT TERÖR ÖRGÜTÜ OLARAK KABUL EDİLMEDİ
Prof. Oran ve İHD'ye yönelik tehdit mailinin ardından eski polis Alptuğ hakkında 2 yıl 3 aydan 7 yıla kadar hapis istemiyle dava açılmıştı. Ankara 22. Asliye Ceza Mahkemesi, ilk yargılamada TİT'in "terör örgütü" olduğu gerekçesiyle davayı kapatılan özel yetkili mahkemelere göndermişti. Ancak özel yetkili Ankara Ağır Ceza Mahkemesi'nin TİT'i terör örgütü olarak görmemesi üzerine davaya hangi mahkemede bakılacağına Yargıtay karar vermişti. Yargıtay da cinayet, sabotaj ve bombalama eylemleri olmasına rağmen TİT'i "terör örgütü" olarak kabul etmemiş ve davaya Asliye Ceza Mahkemesi'nde bakılmasına karar vermişti.
Kadın cinayetlerinde "istatistik" skandalı
Kemal GÖKTAŞ
Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, BDP milletvekili Ayla Akat Ata'nın soru önergesine verdiği yanıtta kadın cinayetlerine ilişkin bakanlıkta istatistik tutulmadığını bildirdi.
BDP'li Ata, dönemin Adalet Bakanı Sadullah Ergin tarafından cevaplanması istemiyle verdiği soru önergesinde kadın örgütlerinin hazırladığı raporlar ve basına yansıyan olaylara bakıldığında kadın katliamlarının ulaştığı boyutun oldukça arttığı söylendi. Ulaşılan verilerin 2008-2012 arasında 5 yılda öldürülen kadın sayısının yaklaşık 700 olduğu, 2013'ün başından soru önergesinin verildiği Ekim ayı başına kadar ise 168'den fazla sayıda kadının öldürüldüğü belirtildi. Kadın katliamlarının yüzde 40'ı kocaları, yüzde 16'sı aile meclisi ya da akrabaların biri tarafından, geri kalanı ise eski kocaları, babaları, sevgilileri gibi yine tanıdıkları erkekler tarafından gerçekleştirildiğine dikkat çekilen soru önergesinde şöyle denildi:
23 Nisan 2014 Çarşamba
Ermeni aydınların Başbakan'ın taziye mesajına ilk tepkileri
DİASPORADAN DA TÜRKİYE TOPLUMUNA BARIŞ MEKTUBU
"BU ANMA GÜNÜ SİZE DE AİT. SİZ KATILMADAN VE BUGÜNÜ TANIMADAN, BİZLER TOPLUM OLARAK İYİLEŞEMEYİZ"
Kemal GÖKTAŞ
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Ermeni tehcirinin yıldönümü olan 24 Nisan'dan önce yaptığı sürpriz açıklama Ermeni aydınları tarafından "eksiklikleri olmasına rağmen oldukça önemli" olarak değerlendirildi. Bu arada Ermeni cemaatine yönelik yayın yapan Agos gazetesinin son sayısında da "Diaspora'dan mektubun var Türkiye" başlığıyla yayınlanan haberde Ermenistanlı yönetmen Eric Naziran'ın "24 Nisan'ı birlikte anma" çağrısı yer aldı. Mektupta "Siz katılmadan ve bugünü tanımadan, bizler toplum olarak iyileşemeyiz" denildi.
DİASPORADAN TÜRKİYE TOPLUMUNA "BARIŞ" MESAJI
Başbakan Erdoğan’dan 24 Nisan mesajı, Agos gazetesinin internet sitesinde yorumsuz yer aldı. Sitede Agos'un son sayısında "Diaspora'dan mektubun var Türkiye" başlıklı haberde, Ermenistanlı yönetmen Eric Nazarian'ın Türkiye toplumuna yönelik kaleme aldığı mektubun yer alması dikkat çekti.
Demirtaş: Başbakan bu haliyle bizim Cumhurbaşkanı tanımımıza uymuyor
Kemal GÖKTAŞ
BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, uzun bir aradan sonra yaptığı grup konuşmasının ardından makamında kabul ettiği gazetecilere önemli mesajlar verdi. BDP'nin katılacağı HDP'de eşbaşkan adayı olmayacağını ancak yönetimde görev alabileceğini söyleyen Demirtaş, Cumhurbaşkanlığı seçiminde kendilerinin de bir aday çıkarabileceklerini söyledi. Başbakan Erdoğan'ın mevcut haliyle kendi Cumhurbaşkanı tanımlarına uymadığını ifade eden Demirtaş BDP-HDP heyetinin İmralı ziyaretinin ertelenmesi ile ilgili olarak da "Bize devlet heyeti adaya gidemedi denildi. Bu bir siyasi tavırdır" değerlendirmesinde bulundu.
"BAŞBAKAN CUMHURBAŞKANI TANIMIMIZA UYMUYOR"
Başbakan Erdoğan'ın aday olması durumunda BDP'nin destek verip vermeyeceği sorusuna "Cumhurbaşkanlığı konusu partimizin hiçbir yetkili kurulunda tartışılmadı. Biz başka partinin adayını destekleme durumun değiliz. Kişisel tahminim, bizim de destekleyeceğimiz bir adayı çıkaracağımız yönünde" karşılığını verdi.
22 Nisan 2014 Salı
Yargıda yemek krizinde savunma: "Vatan haini" demedim,"devletle ve milletle barışık olmayan" dedim!
KEMAL GÖKTAŞ
Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyeliği için Eylül ayında yapılması beklenen seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte yargıda ''yemek savaşları'' da başladı.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Fehmi Tosun'un, geçen hafta İstanbul Adliyesi’nde görev yapan 600 yargı mensubundan 160’ını yemeğe davet etmesi ve yemeğe 100 kişinin katılması ile ilgili polemikler sürüyor.
YSK'nın HSYK üyeliği seçimlerinde propagandayı yasaklayan kararı nedeniyle seçim çalışmaları ağırlıklı olarak yemekli toplantılarla yapılıyor. Bu kapsamda ilk seçim çalışması da İstanbul Adliyesi'nde verilen bir yemekle başladı. Hükümete yakın hakim ve savcıların seçimden beklentilerini ve eğilimlerini öğrenmek üzere yapılan yemekle birlikte tartışmalar da kızıştı.
VATAN ortaya çıkardı, işkenceyi ört bas davasında ceza çıktı
"BİLİRKİŞİ" POLİSLERE "İŞKENCEYİ ÖRTBAS" CEZASI
İŞKENCEYİ GİZLEYİP, MAĞDUR İÇİN "POLİSE DİRENDİ" DİYE RAPOR TUTAN POLİSLERE VERİLEN CEZA ERTELENDİ
Kemal GÖKTAŞ
İzmir Karabağlar Polis Merkezi'nde polislerin Fevziye Cengiz isimli kadını feci şekilde dövdüklerini ortaya koyan kamera görüntülerine ilişkin bilirkişi raporunda dayağı gizleyen ve sadece mağdur kadının fiillerine yer veren bir komiser yardımcısı ile iki polis hakkında "delilleri gizledikleri" gerekçesiyle 1 yıl 3 ay hapis cezası verildi. Mahkeme sanık polislere verilen cezayı hükmün açıklanmasının geri bırakılması kapsamında erteledi. Böylece bir işkence suçunu örtbas edecek nitelikte rapor hazırlayan polisler, suç işledikleri sabit olmasına rağmen ceza almadan kurtulmuş oldular.
BİLİRKİŞİDEN "KARARTMA"
Fevziye Cengiz'i karakolda feci şekilde döven polis memurları hakkında "basit yaralama" suçundan 1.5 yıla kadar hapis istemiyle dava açılırken dayak mağduru kadına ise basit yaralama ve hakaret suçlarından 6.5 yıla kadar hapis cezası istenmişti. Bunun nedeni ise CD görüntülerinin çözümü için Emniyet Bilgi İşlem Müdürlüğü'nde görevli polisler Mustafa Dinçer, Murat Kavlak ve Ümit Sadioğlu'nu bilirkişi olarak görevlendiren Savcı Alaattin Dokur'un görüntüleri izlemeden, gelen rapor doğrultusunda dava açmasıydı. Raporda dayaktan hiç bahsedilmeyerek polislerin sürekli "hararetli" konuşan kadını etkisiz hale getirmek için fiziki müdahalede bulundukları, Cengiz'in bu fiziki müdaheleye karşılık verdiği için "arbede" çıktığı savunuluyordu. Raporda, mağdur kadının dakikalarca tekme, tokat dövülmesinden, saçlarının çekilmesinden ve elleri kelepçeli olduğu halde üzerinde oturulup dayağa devam edilmesinden hiç bahsedilmezken "fiziki müdahale" sırasında bir polisin gömleğinin yırtıldığı özellikle vurgulanıyordu. Raporda ayrıca bir polis memurunun perdeyi çekerek dayağı gizlemeye çalıştığı da yer almıyordu.
"DELİLLERİ GİZLEME" DAVASI
Kamera görüntülerinin ve Emniyet bilirkişi raporlarında işkencenin gizlendiği VATAN tarafından ortaya çıkarılmasının ardından savcı Dokur, rapor hazırlayan 3 polis hakkında soruşturma açtı. Soruşturma sonunda hazırlanan iddinamede, savcılığın talimatına aykırı olarak bilirkişi raporunda sadece mağdurun "direnme ve hakaret" suçunu değerlendiriyormuş gibi rapor hazırladıkları belirtildi. Bu iddianame doğrultusunda dün davayı karara bağlayan İzmir 9. Asliye Ceza Mahkemesi sanık polisleri önce 1 yıl 3 ay hapis cezasına mahkum etti. Ancak mahkeme polislerin sicili ve duruşmalarda gösterdikleri tavırları dikkate alarak cezayı hükmün açıklanmasının geri bırakılması kapsamında erteledi. Mahkemenin herhangi bir denetimli serbestlik tedbirine (imza vermek gibi) hükmetmeye gerek görmediği polisler, 5 yıl içinde yeni bir suç işlemedikleri takdirde cezadan kurtulacaklar.
"GÖRÜNTÜLERİ BULDUK SAVUNMASI"
Mahkemedeki karar duruşmasında sanıklar ve avukatları, karakolun kameralarından yapılan çekime ilişkin görüntüleri bulduklarını, bu yüzden işkenceyi gizlemek gibi bir amaçlarının olmayacağını savundu. Ancak Fevziye Cengiz'in avukatı Hanife Yıldırım, "Sanıkların CD'leri ham olarak elde etmeleri mağdur için bir lütuf değildir. Savcılığın talimatı nedeniyle görevlerinin gereğidir. Oysa hazırladıkları raporda delilleri gizlemişlerdir" dedi.
21 Nisan 2014 Pazartesi
CEZAEVİNDE SLOGANLI, MARŞLI 1 MAYIS KUTLAMASI SERBEST
Kemal GÖKTAŞ
Sincan İnfaz Hakimliği, Sincan F Tipi Cezaevi'nde kalan 40 tutuklu ve hükümlüye 1 Mayıs 2013'de slogan attıkları ve marş söyledikleri iddiasıyla verilen 11'er gün hücreye koyma cezasını iptal etti. Dünyada ve Türkiye'de 1 Mayıs'ın bayram olarak ilan edildiği hatırlatılan kararda, 1 Mayıs'ı kutlamak için slogan atmanın ve marş söylemenin suç olmadığı belirtildi. Kararda siyasi mahkumların 1 Mayıs'ı kutlamaları için "Hayatın olağan akışının bir gereği" nitelemesi yapılması da dikkat çekti.
18 Nisan 2014 Cuma
Abdullah Cömert'i öldürmekle suçlanan polis görevinin başında!
Kemal GÖKTAŞ
Hatay'daki Gezi eylemlerinde başına gaz fişeği atılması sonucu yaşamını kaybeden Abdullah Cömert'le ilgili davada "olası kastla öldürme" suçunu işlediği iddiasıyla 25 yıla kadar hapis istemiyle yargılanan polis memuru Ahmet Kuş'un hala Antakya Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü'nde görevinin başında olduğu ortaya çıktı.
Dink ailesi, Ramazan Akyürek'in dosyasını istedi
KEMAL GÖKTAŞ
Hrant Dink'in ailesi, cinayet soruşturmasını yürüten İstanbul Başsavcılığından, Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı'nda cinayet ile ilgili telefon sorgu kayıtlarının silinmesine ilişkin İçişleri Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığınca yürütülen soruşturma dosyasının istenmesini talep etti.
Hrant Dink'in ailesinin avukatı Hakan Bakırcıoğlu tarafından soruşturmayı yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına verilen dilekçede, "Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı’ndaki telefon bilgilerinin sorgulanması ile ilgili kayıtların Hrant Dink cinayeti ile ilgili yapılan işlemleri de içerecek şekilde 10 Ekim 2009 tarihinde silindiği ve dönemin İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek’in de bu nedenle görevden alındığına" dair haberler hatırlatıldı.
17 Nisan 2014 Perşembe
Cömert'i öldüren müdahale emrini verenlere ilginç gerekçelerle takipsizlik
Kemal GÖKTAŞ
Hatay'daki Gezi eylemleri sırasında Abdullah Cömert'i attığı gaz fişeğiyle öldüren polis memuru Ahmet Kuş hakkında dava açılırken, Kuş'a emir veren polis amirleri hakkında takipsizlik kararı verildi. Savcı Murat Üzüm'ün takipsizlik kararında, "Cömert'e gaz fişeği isabet etmesi olayında gösterilere müdahale emri veren yetkililere hukuki bir sorumluluk yüklenemeyeceği, ölümle verilen emir arasında bir illiyet bağının bulunmadığı" savunuldu. Soruşturmanın Cömert'in ölümü ile ilgili olduğunu vurgulayan savcının "olaylarda güvenlik güçlerinin yasal sınırlarını aşıp aşmadığına yönelik bir incelemenin soruşturma dosyasının konusunu teşkil etmediğini" belirtmesi ise dikkat çekti.
16 Nisan 2014 Çarşamba
Kimsesizler mezarlığına gömülen Diyarbakırlı işçinin ailesi 9 yıldır adalet arıyor
Kemal GÖKTAŞ
Danıştay, inşaattan düşerek ölen işçinin üzerinden kimlik, adres ve telefon bilgileri çıkmasına rağmen savcılığın emriyle kimsesizler mezarlığına gömülmesi nedeniyle Adalet Bakanlığı'nın, işçinin ailesine tazminat ödemesi gerektiğine karar verdi. İşçinin ailesinin açtığı davada 9 yıl sonra çıkan bu Danıştay kararı, savcıların soruşturma ve yargılama dışı işlemleri nedeniyle Bakanlığın sorumlu olduğunu konusunda da önemli bir emsal oldu.
14 Nisan 2014 Pazartesi
Abdullah Cömert'i vuran polisten skandal ifade
Kemal GÖKTAŞ
Gezi eylemleri sırasında Antakya’da gaz fişeğinin başına isabet etmesiyle yaşamını kaybeden Abdullah Cömert'le ilgili soruşturmanın sonunda polis memuru Ahmet Kuş hakkında "olası kastla öldürme" suçundan 20 yıldan 25 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı. Sanık polis ifadesinde "Bu işin eğitimini aldığı için kontrollü ve 45 derecelik açıyla atış yaptığını" ileri sürdüğü, buna karşın "Gaz fişeğinin bir kişiyi hedef alması halinde öldürücü olup olmadığını bilmediğini" söyledi. Cömert'in bulunduğu bölgeye gaz fişeği atan 2'si koyu renk, biri beyaz Akrep'ten hangisinin öldürücü atışı yaptığı ise MOBESE görüntülerinden ortaya çıktı. Atışı yapanın koyu renkli Akrep olması halinde olay faili meçhul kalabilecekti.
Bu da oldu: Facebook fotoğrafından "Gezi'ye katıldın mı?" soruşturması
Kemal GÖKTAŞ
Gezi eylemleri sırasında Facebook'ta baretli ve maskeli fotoğraf paylaşan 8 belediye personeli hakkında "Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası'na muhalefet" ettikleri iddiasıyla soruşturma açıldı. Sanal alemdeki paylaşımları nedeniyle savcılığa ifadeye çağrılan "şüpheliler" ise fotoğraflardaki baret ve maskeleri gezmeye gittikleri Taksim'de bir kitapçıda bulunan kişilerden alarak çektiklerini söyledi.
İstanbul'de bir belediyede sözleşmeli olarak çalışan 8 kişi hakkında Gezi eylemlerine katıldıkları iddiasıyla Başbakanlığa bir dilekçe verildi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a hitaben yazılan dilekçede, sözleşmeli olarak çalışan kamu görevlilerinin kadroya alınması çalışmaları olduğuna dikkat çekilerek 8 sözleşmeli personelin "Gezi eylemlerine katılarak facebook hesaplarında kendilerine memur olma hakkı veren Devletin Başbakanına hakaret, alay, küçültücü, provakatörce eylemlere devam ediyorlar" denildi. Dilekçenin ekinde söz konusu kişilerin bazı facebook paylaşımları ve fotoğraflarına yer verildi.
Hükümetten YARSAV’a ittifak önerisi
KEMAL GÖKTAŞ
Adalet Bakanlığı’nın daha önce sık sık karşı karşıya geldiği YARSAV’a HSYK’ya üye seçimi konusunda ittifak önerdiği ortaya çıktı. Bakanlık müsteşarının ‘ülkücülerle ortak liste çıkarın’ önerisini YARSAV geri çevirdi. Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun (HSYK) Kanunu’nun Adalet Bakanı’na geniş yetkiler veren düzenlemesini iptal etmesinin ardından gözler Eylül ayında yapılması beklenen HSYK üye seçimlerine çevrildi.
12 Nisan 2014 Cumartesi
İktidar-yargı savaşında yeni cephe
KEMAL GÖKTAŞ
Hükümetin 17 Aralık yolsuzluk operasyonlarından sonra yaptığı bir dizi kritik düzenlemenin içinde en önemli olanı HSYK Kanunu’nda değişiklik yapılmasıydı. Bu adım hükümetin, yargıdaki cemaat kadrolarıyla olan çatışmanın yürütüldüğü en önemli alanlardan biri olan yargıda üstünlüğü sağlaması anlamına geliyordu. Nitekim yerel seçimler öncesinde HSYK değişikliğine dayanılarak yapılan atamalarla hükümet daha büyük badireleri atlatmayı bildi.
AYM’nin iptal kararı, tam da hükümet ile yargı arasındaki çatışmanın Twitter kararı üzerinden Anayasa Mahkemesi cephesine döndüğü günlerde geldi. Kuşkusuz, AYM’nin Twitter kararının ardından HSYK iptaliyle birlikte Haşim Kılıç’ın Cumhurbaşkanı adaylığı hesaplarına ilişkin yorumlar artacak. Ancak bundan daha da önemlisi, 2010’daki Anayasa değişikliğinin ardından hükümete büyük ölçüde rahat yasa çıkarma alanı sağlayan AYM’nin artık bu rolünden çıkması olacak. Bu da hükümeti 2015’deki genel seçimler öncesinde büyük ölçüde zorlayacak yeni bir duruma işaret ediyor.
HSYK cephesi yeniden
Bu karar, hükümeti AYM dışında yeni bir cephenin de açılması riskiyle karşı karşıya bırakıyor. AYM’nin kararı geriye yürümeyeceği için hükümet Eylül ayında yapılacak yeni HSYK üyeliği seçimlerine kadar rahat görünüyor. HSYK’nın yeni yapısını oluşturacak bu kritik seçimlerle ilgili yargıdaki tarafların yapacağı ittifaklar belirleyici olacak. YARSAV, Demokrat Yargı gibi derneklerin yanı sıra Kürsü Hareketi gibi bağımsız hakim ve savcı oluşumları, cemaate yakın yargı mensupları da bu ittifak senaryoları içinde yer alacak. AYM’nin HSYK üyeliğine adaylık için 20 yıl kıdem şartını iptal etmesi de ittifakların önünü açacak önemli bir unsur oldu. Yargıda sayısal olarak desteği diğer grupların üzerinde olmayan hükümetin işi seçimlerde zor. Hükümet de diğer gruplar gibi ittifak peşinde olacak. Hükümetten destekleyeceği adayların çoğunluğu sağlayamaması durumunda HSYK, yapacağı atamalar ve alacağı kararlarla hükümeti zorda bırakacak bazı yargısal tasarrufların önünü açabilir. AYM’nin son konumu da bu manzaraya eklendiğinde hükümetin yargı ile kavgasının en azından gelecek yıl Haziran’da yapılacak genel seçimlere kadar artarak süreceğinin işareti sayılabilir.
9 Nisan 2014 Çarşamba
DEVLETİN GEZİ SAVUNMASI
İÇİŞLERİ BAKANLIĞININ "GEZİ RAPORU":
"BAKANLIĞIN MÜDAHALE SAVUNMASI: VALİ MUTLU'NUN TWEET'LERİNE OLUMLU KARSILIK VERILMEDI
- BÜYÜKŞEHİR'E AĞIR SUÇLAMA
"TOPLUMSAL KALKIŞMAYA DÖNÜŞMESİNE NET AÇIKLAMA YAPMAYAN BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ SEBEP OLDU
Kemal GÖKTAŞ
ANKARA - İçişleri Bakanlığı müfettişlerinin, İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu ve dönemin Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın hakkında Gezi olayları nedeniyle soruşturma açılması istemi üzerine hazırladıkları raporda çarpıcı tespitler yer aldı. Olayların büyüyerek "toplumsal kalkışmaya" dönüşmesinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin Gezi Parkı'na AVM yapılmayacağına ilişkin net açıklama yapmamasının sebep olduğu savunulan raporda, polisin karşısındaki kitlenin büyüklüğü ve homojen olmaması nedeniyle zorlandığı belirtildi. Gezi eylemlerinin ilk günü olan 30 Mayıs'ta, "zaman zaman aşırı reaksiyon gösteren grupların bastırılabilmesi için münferiden de olsa yoğun gaz ve su kullanıldığı" belirtilen raporda, sonraki günlerde ise kitlenin artmasıyla birlikte "su ve gaz kullanımının da yeterli olmadığı" ileri sürüldü.
BAKAN OLUR VERDİ
Gezi eylemleri sürerken Mutlu ve Çapkın hakkında "gösterilerde kullanılan aşırı polis şiddetinin sorumlusu oldukları ve bu yönde emir verdikleri" gerekçesiyle yapılan suç duyuruları üzerine Yargıtay Başsavcılığınca soruşturma izni verilmesi için dosya İçişleri Bakanlığı'na gönderildi. Bakanlığın talimatıyla Mülkiye Başmüfettişleri Namık Kemal İlhan, Anıl Cengiz Özgün ile polis başmüfettişleri İlyas Burunak ve İlhan Kara tarafından hazırlanan 18 Eylül 2013 tarihli rapor İçişleri Bakanlığı'na sunuldu. Bu rapor doğrultusunda Personel Genel Müdürlüğü, Vali ve Emniyet Müdürü hakkında soruşturma izni verilmemesi gerektiği yönündeki görüşü İçişleri Bakanı Efkan Ala'ya sundu. Ala da 14 Mart 2014 tarihinde, bu görüşe olur verdi.
SORUMLU BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ
Bu karara dayanak olan araştırma raporunda, belgelerin incelendiği ve görüntü kayıtlarının izlendiği, ilgili kişilerin ifadesinin alındığı belirtildi. Raporda
"olayların toplumsal kalkışma derecesine ulaşmasından" İstanbul Büyükşehir Belediyesi sorumlu tutuldu. Raporda "Aslında amacın yaya yolu açılmak üzere Gezi Parkı'nın kenarından 3-4 metrelik bir alanın tıraşlanması iken keyfiyetin büyükşehir belediyesince kamuyounda açık ve net bir şekilde anlatılamamasından dolayı kamuoyunca Gezi Parkı'nın tümünün tıraşlanarak AVM yapılacağı önyargısına sebep olduğu" belirtildi.
EMNİYET "PLAN" YAPMIŞ
Raporda çevrecilerin ağaçların kesilmesine engel olmak için kamp çadırı kurarak Gezi Parkı'nı işgal ettikleri ve iş makinelerinin çalışmasına engel olmaları nedeniyle belediye görevlileri ile aralarında arbede çıktığı, Çevik Kuvvet'in olayları önlediği belirtilerek şöyle denildi:
"Bir an önce projeye devam edilebilmesi için emniyet müdürlüğünce 30 Mayıs'ta icra edilmek üzere bir tedbir planlaması yapıldı. Ancak olayın mevcut görünür hali esas alınarak görevin icrası ilçe emniyet müdürlüğüne verildi ve az sayıda çevik kuvvet ile desteklendi. Çalışmanın başlamasıyla birlikte çalışma ekibi işgalcilerin taşlı ve şişeli saldırısına uğradı. Polis, çalışma ekibi ile göstericiler arasında tampon bölge oluşturmak üzere parkın boşaltılmasına yönelik müdahaleye başladı. Zaman zaman aşırı reaksiyon gösteren grupların bastırılabilmesi için münferiden de olsa yoğun gaz ve su kullanıldı.
"VANDALİZME DÖNÜŞTÜ": Amaç Gezi Parkı'nı tahliye etmek iken arbede esnasında bazı belediye zabıta görevlilerinin işgalcilere ait kamp çadırlarını istifleyerek yakmaları ve keyfiyetin de sosyal medya ve görsel basında yer alması üzerine bölgeye yoğun bir şekilde çevre hassasiyeti yüksek insanlar akın etmeye başladı. Mukavemet daha önce tahmin edilmesi güç bir nitelik kazandı. Oluşan elverişli durumu değerlendiren her türlü ideolojik ve marjinal grupların da gecikmeden sahne alması ile birlikte olaylar polise ve siyasi otoriteye karşı gösteri ve eyleme, akabinde de vandalizme dönüştü.
"BAŞBAKANLIK HEDEF ALINDI": Hatta Taksim'in ötesinde Dolmabahçe'de bulunan Başbakanlık Çalışma Ofisi de hedef alındı. Polis bu aşamadan sonra kanunsuz gösteri ve yürüyüşlere karşı kendisine verilen yetkileri kullanmaya başladı.
"SU VE GAZ YETERLİ OLMADI": Ancak polis kitlenin büyüklüğü, değişkenliği ve homojen olmaması nedeniyle müdahale taktik ve tekniklerinde zorlandı. Zira çevre saikiyle hareket eden kitleyle ideolojik ve marjinal gruplar iç içe geçmişti. Bu nedenle polis zorunlu olarak su ve gaz kullanımına tevessül etti. Yine bu iç içe geçmişlik nedeniyle güç kullanımı ve gözaltı işlemleri isabetli olarak yapılamadı. Kitlenin büyüklüğü ve artan sayısı nedeniyle su ve gaz kullanımı da yeterli olmadı.
POLİTİK POLEMİK OLMASIN DİYE: 1 Haziran'da CHP'nin Kadıköy mitinginin iptal edildiği ve Taksim'e gidileceği bilgisinin alınmasıyla politik polemiklere meydan verilmemek üzere polisin Taksim'den çekilmesine karar verildi. Kararın aniden alınmış olması ve yüzbinleri bulan göstericiler içinden, hazırlıksız olan polisin tahliyesinin zorunlu sonucu olarak kalabalığın içerisinden çıkarılamayan bazı polis ve belediye araçları göstericiler tarafından tahrip edildi.
VALİNİN OLUMLU TWEET'LERİNE KARŞILIK VERİLMEDİ: Sonraki günlerde Gezi Parkı çevrecilerle, Taksim Meydanı da ideoloiik ve marjinal gruplarca gösteri ve eylem alanı haline getirildi, devlete karşı adeta bir güç gösterisinde bulunuldu. İstanbul'un en işlek ve kalabalık bölgesi yaya ve araç trafiğine kapatıldı ve ciddi bir kamusal sıkıntı oldu. Bu süreçte vali H. Avni Mutlu'nun şahsi twitter hesabından verdiği olumlu mesajlar ve yaptığı toplantılar tatminkar bir karşılık bulmadı. Özellikle ideolojik ve marjinal grupların provokatif eylemleri ile gösterilerin devam edeceği mesajının verileceği, müzakere ile sonuç alınamayacağının anlaşılması üzerine Taksim'e operasyon kararı alınarak uygulandı ve durum normale dönüştürüldü."
MÜNFERİTLER DIŞINDA BİR ŞEY YOK
Raporda, "meydana gelişi, kompozisyonu ve nitelikleri oldukça farklı ve daha önce benzeri görülmemiş ve tecrübe edilmemiş" olaylarda "bazı münferit olaylar dışında", polisin sevk ve idaresinde, müdahalelerin tarz ve uygulamasında kanuna ve uygulamaya aykırı herhangi bir işlem veya eylem olmadığı savunuldu. Raporda bu münferit olaylar için ilgililer hakkında cezai ve disiplin soruşturması yapılmak üzere dosyanın ayrıldığı da ifade edildi.
"BAKANLIĞIN MÜDAHALE SAVUNMASI: VALİ MUTLU'NUN TWEET'LERİNE OLUMLU KARSILIK VERILMEDI
- BÜYÜKŞEHİR'E AĞIR SUÇLAMA
"TOPLUMSAL KALKIŞMAYA DÖNÜŞMESİNE NET AÇIKLAMA YAPMAYAN BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ SEBEP OLDU
Kemal GÖKTAŞ
ANKARA - İçişleri Bakanlığı müfettişlerinin, İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu ve dönemin Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın hakkında Gezi olayları nedeniyle soruşturma açılması istemi üzerine hazırladıkları raporda çarpıcı tespitler yer aldı. Olayların büyüyerek "toplumsal kalkışmaya" dönüşmesinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin Gezi Parkı'na AVM yapılmayacağına ilişkin net açıklama yapmamasının sebep olduğu savunulan raporda, polisin karşısındaki kitlenin büyüklüğü ve homojen olmaması nedeniyle zorlandığı belirtildi. Gezi eylemlerinin ilk günü olan 30 Mayıs'ta, "zaman zaman aşırı reaksiyon gösteren grupların bastırılabilmesi için münferiden de olsa yoğun gaz ve su kullanıldığı" belirtilen raporda, sonraki günlerde ise kitlenin artmasıyla birlikte "su ve gaz kullanımının da yeterli olmadığı" ileri sürüldü.
BAKAN OLUR VERDİ
Gezi eylemleri sürerken Mutlu ve Çapkın hakkında "gösterilerde kullanılan aşırı polis şiddetinin sorumlusu oldukları ve bu yönde emir verdikleri" gerekçesiyle yapılan suç duyuruları üzerine Yargıtay Başsavcılığınca soruşturma izni verilmesi için dosya İçişleri Bakanlığı'na gönderildi. Bakanlığın talimatıyla Mülkiye Başmüfettişleri Namık Kemal İlhan, Anıl Cengiz Özgün ile polis başmüfettişleri İlyas Burunak ve İlhan Kara tarafından hazırlanan 18 Eylül 2013 tarihli rapor İçişleri Bakanlığı'na sunuldu. Bu rapor doğrultusunda Personel Genel Müdürlüğü, Vali ve Emniyet Müdürü hakkında soruşturma izni verilmemesi gerektiği yönündeki görüşü İçişleri Bakanı Efkan Ala'ya sundu. Ala da 14 Mart 2014 tarihinde, bu görüşe olur verdi.
SORUMLU BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ
Bu karara dayanak olan araştırma raporunda, belgelerin incelendiği ve görüntü kayıtlarının izlendiği, ilgili kişilerin ifadesinin alındığı belirtildi. Raporda
"olayların toplumsal kalkışma derecesine ulaşmasından" İstanbul Büyükşehir Belediyesi sorumlu tutuldu. Raporda "Aslında amacın yaya yolu açılmak üzere Gezi Parkı'nın kenarından 3-4 metrelik bir alanın tıraşlanması iken keyfiyetin büyükşehir belediyesince kamuyounda açık ve net bir şekilde anlatılamamasından dolayı kamuoyunca Gezi Parkı'nın tümünün tıraşlanarak AVM yapılacağı önyargısına sebep olduğu" belirtildi.
EMNİYET "PLAN" YAPMIŞ
Raporda çevrecilerin ağaçların kesilmesine engel olmak için kamp çadırı kurarak Gezi Parkı'nı işgal ettikleri ve iş makinelerinin çalışmasına engel olmaları nedeniyle belediye görevlileri ile aralarında arbede çıktığı, Çevik Kuvvet'in olayları önlediği belirtilerek şöyle denildi:
"Bir an önce projeye devam edilebilmesi için emniyet müdürlüğünce 30 Mayıs'ta icra edilmek üzere bir tedbir planlaması yapıldı. Ancak olayın mevcut görünür hali esas alınarak görevin icrası ilçe emniyet müdürlüğüne verildi ve az sayıda çevik kuvvet ile desteklendi. Çalışmanın başlamasıyla birlikte çalışma ekibi işgalcilerin taşlı ve şişeli saldırısına uğradı. Polis, çalışma ekibi ile göstericiler arasında tampon bölge oluşturmak üzere parkın boşaltılmasına yönelik müdahaleye başladı. Zaman zaman aşırı reaksiyon gösteren grupların bastırılabilmesi için münferiden de olsa yoğun gaz ve su kullanıldı.
"VANDALİZME DÖNÜŞTÜ": Amaç Gezi Parkı'nı tahliye etmek iken arbede esnasında bazı belediye zabıta görevlilerinin işgalcilere ait kamp çadırlarını istifleyerek yakmaları ve keyfiyetin de sosyal medya ve görsel basında yer alması üzerine bölgeye yoğun bir şekilde çevre hassasiyeti yüksek insanlar akın etmeye başladı. Mukavemet daha önce tahmin edilmesi güç bir nitelik kazandı. Oluşan elverişli durumu değerlendiren her türlü ideolojik ve marjinal grupların da gecikmeden sahne alması ile birlikte olaylar polise ve siyasi otoriteye karşı gösteri ve eyleme, akabinde de vandalizme dönüştü.
"BAŞBAKANLIK HEDEF ALINDI": Hatta Taksim'in ötesinde Dolmabahçe'de bulunan Başbakanlık Çalışma Ofisi de hedef alındı. Polis bu aşamadan sonra kanunsuz gösteri ve yürüyüşlere karşı kendisine verilen yetkileri kullanmaya başladı.
"SU VE GAZ YETERLİ OLMADI": Ancak polis kitlenin büyüklüğü, değişkenliği ve homojen olmaması nedeniyle müdahale taktik ve tekniklerinde zorlandı. Zira çevre saikiyle hareket eden kitleyle ideolojik ve marjinal gruplar iç içe geçmişti. Bu nedenle polis zorunlu olarak su ve gaz kullanımına tevessül etti. Yine bu iç içe geçmişlik nedeniyle güç kullanımı ve gözaltı işlemleri isabetli olarak yapılamadı. Kitlenin büyüklüğü ve artan sayısı nedeniyle su ve gaz kullanımı da yeterli olmadı.
POLİTİK POLEMİK OLMASIN DİYE: 1 Haziran'da CHP'nin Kadıköy mitinginin iptal edildiği ve Taksim'e gidileceği bilgisinin alınmasıyla politik polemiklere meydan verilmemek üzere polisin Taksim'den çekilmesine karar verildi. Kararın aniden alınmış olması ve yüzbinleri bulan göstericiler içinden, hazırlıksız olan polisin tahliyesinin zorunlu sonucu olarak kalabalığın içerisinden çıkarılamayan bazı polis ve belediye araçları göstericiler tarafından tahrip edildi.
VALİNİN OLUMLU TWEET'LERİNE KARŞILIK VERİLMEDİ: Sonraki günlerde Gezi Parkı çevrecilerle, Taksim Meydanı da ideoloiik ve marjinal gruplarca gösteri ve eylem alanı haline getirildi, devlete karşı adeta bir güç gösterisinde bulunuldu. İstanbul'un en işlek ve kalabalık bölgesi yaya ve araç trafiğine kapatıldı ve ciddi bir kamusal sıkıntı oldu. Bu süreçte vali H. Avni Mutlu'nun şahsi twitter hesabından verdiği olumlu mesajlar ve yaptığı toplantılar tatminkar bir karşılık bulmadı. Özellikle ideolojik ve marjinal grupların provokatif eylemleri ile gösterilerin devam edeceği mesajının verileceği, müzakere ile sonuç alınamayacağının anlaşılması üzerine Taksim'e operasyon kararı alınarak uygulandı ve durum normale dönüştürüldü."
MÜNFERİTLER DIŞINDA BİR ŞEY YOK
Raporda, "meydana gelişi, kompozisyonu ve nitelikleri oldukça farklı ve daha önce benzeri görülmemiş ve tecrübe edilmemiş" olaylarda "bazı münferit olaylar dışında", polisin sevk ve idaresinde, müdahalelerin tarz ve uygulamasında kanuna ve uygulamaya aykırı herhangi bir işlem veya eylem olmadığı savunuldu. Raporda bu münferit olaylar için ilgililer hakkında cezai ve disiplin soruşturması yapılmak üzere dosyanın ayrıldığı da ifade edildi.
8 Nisan 2014 Salı
Anayasa Mahkemesi'nin twitter kararı: Özgürlükçülük ve keyfilik
TWİTTER KARARI ASIL ŞİMDİ TARTIŞILACAK
Kemal GÖKTAŞ
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç'ın, twitter kararı ile ilgili olarak yaptığı açıklamalar, ifade özgürlüğü konusunda AYM'nin hassasiyetine vurgu yapmasının ötesinde, yargı kulislerinde çok tartışılacak bazı ifşaatlar içeriyor.
7 Nisan 2014 Pazartesi
Ovacık'ta bir başka seçim gerçeği: Berkin Elvan'ın akrabası AKP'den adaydı
Kemal GÖKTAŞ
Gezi eylemleri sırasında polisin attığı gaz fişeğiyle yaralanan ve geçen ay hayatını kaybeden 14 yaşındaki Berkin Elvan'ın akrabasının Tunceli'nin Ovacık ilçesinde AKP'den belediye başkan adayı olduğu ortaya çıktı. Berkin Elvan'ın anne tarafından akrabası olduğu belirtilen ve 2004-2009 yılları arasında AKP'den seçilerek belediye başkanlığı yapan Hasan Hüseyin Dizi'nin yeniden seçilememesi ve çok düşük oy almasının arkasında ise Berkin Elvan olayına gösterilen tepki olduğu belirtildi.
TKP'YE KARŞI YARIŞTI
İlk defa adında komünist olan bir partinin belediye başkanlığını kazandığı Ovacık ilçesinde çetin bir seçim yarışı yaşandı. 2004'de AKP'nin, 2009'da CHP'nin seçimi kazandığı ilçede TKP 656 oy alırken, BDP 607, CHP 281 ve AKP ise 227 oy aldı. AKP'nin adayı 2004-2009 yılları arasında belediye başkanlığı yapan ve ilçede sevilen bir isim olan Hasan Hüseyin Dizi'ydi. Dizi, Ovacık Adliyesinde Yazı İşleri Müdürlüğü yaparken kazandığı belediye başkanlığı için bir kez daha niyetlendi ama yenilgi yaşadı.
6 Nisan 2014 Pazar
'Kılıçdaroğlu canım ciğerim ama BDP’ye verdim'
KEMAL GÖKTAŞ
CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun memleketi Tunceli’de kaybetmesinin birçok nedeni var: “Cemaat ittifakı, çözüm sürecine yeterli desteği vermemesi, Dersim katliamına ilişkin aktif politika sürdürmemesi, aday seçimi...”
Türkiye’de genel başkanların seçim performansı değerlendirilirken göz önüne alınan önemli kriterlerden biri de memleketlerinde gösterdikleri başarı olur. Bu açıdan Süleyman Demirel için Isparta, Turgut Özal için Malatya, Mesut Yılmaz ve Tayyip Erdoğan için Rize hep partilerinin kalesi olagelmiştir. CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun memleketi Tunceli de 2011’deki genel seçimde 2 milletvekilini de CHP’den seçerek bu desteğini göstermişti. Ancak 30 Mart’ta yapılan yerel seçimlerde CHP Tunceli Belediye Başkanlığı’nı BDP’den alamadığı gibi ilçelerde de başarısız kaldı.
Tunceli’deki siyasetçiler ve seçmenler, Türkiye genelinde seçime damgasını vuran AKP ve diğerleri kutuplaşmasının Tunceli’deki versiyonunun CHP ve diğerleri şeklinde yaşandığına dikkat çekiyor. CHP’ye rakip olarak çıkan BDP’nin ve sosyalist partilerin oluşturduğu Devrimci Güç Birliği ittifakının propagandasının temel eksenini CHP’nin “düzen partisi” olduğu tezi oluşturdu. 1970’lerden bu yana Tunceli’de sarsılmaz bir iktidarı bulunan CHP 2004’te DEHAP’a belediye başkanlığını kaptırmasından bu yana eski gücüne ulaşamadı. CHP, daha çok kentteki yaşlı seçmenlerden oy alırken giderek nüfus içindeki oranı artan genç ve orta kuşağın tercihleri ise BDP ve sosyalistler oldu. CHP, bu profilde “sağ” parti muamelesi görürken 2004’den önceki belediyecilik pratiği de pek iyi anılmıyor.
Kutuplaşma böyle gerçekleşince ortaya ilginç seçim sonuçları da çıktı. 2004’den beri BDP ve ittifak yaptığı sosyalist grupların belediyeyi aldığı Tunceli’de AKP İl Genel Meclisi’nde yüzde 14 oy almasına rağmen belediye başkanlığı seçiminde oyu yüzde 9 civarında gerçekleşti. Tunceli Belediye Başkan Yardımcısı Hüseyin Tunç’a göre asker, polis ve memurların çoğunluk oluşturduğu Atatürk Mahallesi’ndeki sandıklardaki sonuçlar, il genel meclisinde AKP’ye oy verenlerin, belediye başkanlığında CHP’ye oy verdiğini gösteriyor. Tunç, 2009’daki seçimde AKP’nin belediye başkanlığında aldığı yüzde 21 oyun yüzde 9’a düştüğünü de dikkat çekiyor. Bu iddiaya karşın CHP’liler ise bazı AKP’lilerin CHP gelmesin diye BDP adayına oy verdiğini ileri sürüyor. Ancak seçim sonuçlarında bu iddiayı kanıtlayan veri pek yok.
Kılıçdaroğlu’nda Tunceli’de CHP’nin seçimi kaybetmesinin nedenleri ise şöyle sıralanıyor:
Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP Genel Başkanı olmasından sonra Tunceli’de büyük bir kredisi vardı. Ancak Mansur Yavaş gibi ülkücü-sağ kökenli adaylar göstermesi, seçim kampanyasında bozkurt işareti yapması, cemaatle işbirliği yapıldığına ilişkin algı, çözüm sürecine beklenen desteği vermemesi, Dersim 1938 olaylarına ilişkin aktif tutum sergilememesi, emek ve sol eksenli bir politika yapması beklenirken Kılıçdaroğlu yönetimindeki CHP’nin de ‘devlet partisi’ görüntüsünden uzaklaşmaması gibi etkenlerle Kılaçdaroğlu’nun etkisi zayıfladı. CHP’nin adayı Hızır Bahtiyar Aytaç’ın 20 yıldır Tunceli dışında yaşaması, merkezden atanan aday olarak algılanması, tabanda karşılığının olmaması gibi etkenler de seçmeni etkiledi. Ayrıca ilde yeni kurulan üniversitedeki çoğu Güneydoğu’daki illerden gelen 2 bini aşkın öğrencinin BDP’ye oy vermeleri de farkın açılmasına neden oldu.
Yaşlılar CHP’yi, gençler BDP’yi tercih ettiler
Tunceli’de 70’li yıllarda devrimci gençlerin “yakında devrim olacağına ilişkin” propagandaları nedeniyle “Palavra meydanı” denilen alandaki çay bahçesinde oturan Tunceliler ise CHP’nin kaybetme nedenlerinin başına “sağcı” politikaları koyuyor. 36 yıldır Almanya’da yaşayan Mehmet, Kılıçdaroğlu’nun Mansur Yavaş tercihinin kentte sorgulandığını, bozkurt işareti yapmasının olumsuz etki yaptığını belirterek “Dersimliler CHP’ye bir ceza verdi. Gençler hiç oy vermedi. Sadece yaşlılar CHP’yi tercih etti” dedi. “Ben CHP’liyim, Kılıçdaroğlu canımız ciğerimiz ama oyumu BDP’ye verdim” diyen işçi Gürkan Öncel ise CHP’nin adayı Hızır Bahtiyar Aytaç’ın seçim kampanyası sırasında bazı evlerde BDP’nin işçi ve sendika kökenli adayı Mehmet Ali Bul için “Bir işçi mi bizi yönetecek?” dediği söylentisinin yayıldığını belirterek “Çıkıp bunu yalanlamadı. Demek ki söylemiş. Bu söz yüzünden bütün işçiler BDP’nin adayına oy verdik. MHP’den aday olsaydı, MHP’ye oy verirdik. Çünkü içimizden gelen, dürüst bir emekçi” dedi. Gürkan’ın arkadaşı İbrahim ise BDP’nin kazanmasının tek nedeninin aday olduğu görüşüne katılmıyor ve “BDP kimi gösterse o seçilirdi” diyerek itiraz etti.
Kılıçdaroğlu’nun “Seçim sonuçlarından sonra en çok neresi için üzüldünüz?” sorusuna Tunceli yerine Artvin yanıtını vermesi de CHP’lileri üzmüş.
GEZİ'NİN MESAJ ALDIK
TKP’li Ovacık Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu’nun bütün kararların alınacağı halk meclislerinin oluşturulacağını söylemesine benzer biçimde Tunceli il merkezinde BDP de halk meclisleri oluşturmayı hedefliyor. Tunceli Belediye Başkan Yardımcısı Tunç, ayrıca Gezi’de verilen mesajın en iyi Tunceli’de okunduğunu savunarak “Halk meclisleri Gezi’den sonra ortaya çıkan park forumlarının yönetime katılmış biçimi olacak. Ekolojik yönetim Dersim’de hayata geçecek” dedi.
BDP VE DEMİRTAŞ ETKİSİ
Tunceli eski Belediye Başkanı BDP’li Edibe Şahin, “Kılıçdaroğlu CHP lideri olduğunda Alevi Kürtler ilk defa kendilerinin iktidarda temsil edileceği umuduna kapıldı. Bunu tarihi bir fırsat olarak gördüler. Ama yerel seçimlerde tutumlar farklı olur. Tunceli’nin 70 yıllık belediyecilik tarihinde CHP vardır ama halk onlara mecburen oy vermiştir. Halk BDP yönetiminde belediyecilik farkını gördü. CHP’nin çözüm sürecindeki duruşu da etkili oldu” dedi. Kentte etkili olan Emek Partisi’nin 12 yıl il başkanlığını yapmış olan Tunceli Belediye Başkan Yardımcısı Hüseyin Tunç da “Selahattin Demirtaş’ın mitinginde Zaza - Kürt ayrımının BDP için söz konusu olmadığını ve bütün ezilen milliyetler için mücadele ettiklerini söylemesi önemliydi” dedi.
5 Nisan 2014 Cumartesi
Ovacık'ın komünist başkanı: Çadırınızı alın Ovacık'a gelin
KOMÜNİST BAŞKANLA "KOMÜNİZM, BELEDİYECİLİK VE TUNCELİ ÜZERİNE"
Kemal GÖKTAŞ
OVACIK - 30 Mart yerel seçimlerinin üzerinde en çok konuşulan konularından biri ilk defa adında komünist olan bir partinin, Türkiye Komünist Partisi'nin Tunceli’nin Ovacık ilçesinde belediye başkanlığı seçimini kazanması oldu.
Tunceli varlığını siyaset ile ifade eden bir kent. Devletin Dersim'i Tunceli yapmasından bu yana hep en sıkı güvenlik rejiminin muhatabı olan kent için siyaset, gündelik hayatın önemli bir parçası. "İlk komünist belediye başkanı" Mehmet Fatih Maçoğlu, Tunceli ve sol siyaset ilişkisini "Sol siyaset burada kültür haline gelmiş. Burada Alevi kimliği Alevilere yönelik ayrımcı uygulamalar yüzünden bazen öne çıkıyor. Ama burada yaşamın her yönü idelojidir, siyasallaşmadır" sözleriyle anlatıyor.
MAOCU-TKP İTTİFAKI
Kemal GÖKTAŞ
OVACIK - 30 Mart yerel seçimlerinin üzerinde en çok konuşulan konularından biri ilk defa adında komünist olan bir partinin, Türkiye Komünist Partisi'nin Tunceli’nin Ovacık ilçesinde belediye başkanlığı seçimini kazanması oldu.
Tunceli varlığını siyaset ile ifade eden bir kent. Devletin Dersim'i Tunceli yapmasından bu yana hep en sıkı güvenlik rejiminin muhatabı olan kent için siyaset, gündelik hayatın önemli bir parçası. "İlk komünist belediye başkanı" Mehmet Fatih Maçoğlu, Tunceli ve sol siyaset ilişkisini "Sol siyaset burada kültür haline gelmiş. Burada Alevi kimliği Alevilere yönelik ayrımcı uygulamalar yüzünden bazen öne çıkıyor. Ama burada yaşamın her yönü idelojidir, siyasallaşmadır" sözleriyle anlatıyor.
MAOCU-TKP İTTİFAKI
1 Nisan 2014 Salı
BDP OY ARTIRDI, HDP UMUTLANDI
Kemal GÖKTAŞ
BDP, 30 Mart yerel seçimlerinde 3'ü büyükşehir olmak üzere 11 il, 68 ilçe ve 23 beldede belediye başkanlığı kazandı. HDP ise belediye başkanlığı kazanamadı ancak 2009 seçimlerinde kapatılan DTP'nin oyu yüzde 5.21 iken BDP-HDP'nin toplam oyu 6.5 civarında gerçekleşti. BDP 11 ilde oyunu artırırken 4 ilde hemen hemen aynı oyu aldı. 2'si yeniden kazandığı iller olmak üzere 4 ilde ise oy kaybı yaşadı. Seçimden sonra olağanüstü kongreye gidecek olan BDP, HDP'ye katılıp katılmamaya karar verecek.
BDP, 2009'da kazandığı Diyarbakır, Van, Hakkari, Siirt, Batman, Şırnak, Iğdır ve Tunceli'deki belediyelerini korurken Ağrı ve Bitlis'in yanı sıra Anayasa Mahkemesi'nin siyaset yasağı nedeniyle bağımsız aday olarak giren Ahmet Türk'ün kazanmasıyla birlikte 2 il ve 1 büyükşehir daha kazanmış oldu.
2009'da 100 belediye başkanlığı kazanan BDP, bu belediyelerden 22'sinin kapatılmasına rağmen, 2014'de belediye sayısını 102'ye çıkardı.
30 Mart 2014 Pazar
Özgürlükçü savcı, tape soruşturması yaparken görevden alındı
Kemal GÖKTAŞ
Gezi eylemlerinin ilk günü, 1 Mayıs, Fazıl Say, Alperenler gibi pek çok soruşturmada özgürlükçü kararlar veren, gösteri hakkının kullanılmasına ilişkin AİHM kriterlerini hatırlatan İstanbul Cumhuriyet Savcısı Hüseyin Aslan, soruşturma savcılığından alınarak duruşma savcısı yapıldı. Aslan son olarak yolsuzluk iddialarıyla ilgili olarak internete konulan tapelerde Başbakan'ın sesine montaj yapıldığıyla ilgili bir ihbar üzerine ses analizi yapmaya hazırlanıyordu.
Savcı Hüseyin Aslan, kamuoyunun gündemine ilk olarak geçen yıl Taksim'de yapılmaya çalışılan 1 Mayıs kutlamalarına ilişkin verdiği kararla geldi. İddianamede Taksim'in gösterilere yasaklanmasını eleştirerek Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'nun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne aykırı olduğunu belirten Aslan'ın iddianamesinde İstanbul Valiliğinin Taksim'i yasaklama kararının "hakkın özüne aykırı" bir müdahale olduğu görüşleri dile getirilmişti.
28 Mart 2014 Cuma
Fethiye'de HDP'ye karşı "derin devletin" delili
Kemal GÖKTAŞ
ANKARA - HDP'nin Fethiye teşkilatına yönelik saldırılarla ilgili İHD, TMMOB, DİSK, KESK, TTB, Alevi Bektaşi Federasyonu, Pir Sultan abdal Kültür Derneği, Hacı Bektaş Veli Kültür Derneği, Alevi Kültür Dernekleri temsilcileri tarafından hazırlanan raporda çarpıcı bir iddia dile getirildi. Raporda bir HDP üyesinin evinde arkadaşı ile yaptığı özel görüşmenin sosyal medyada yayınlanması ve ailesini korumak amacı ile gideceği adresin öğrenilmesinin "devlet içindeki çetenin Fethiye’de teknik araçlarla ortam dinlemesi yaptığını ve böylece emniyet ve istihbarat birimi içerisinde özel bir ekibin kendini ele verdiği" savunuldu.
25 Mart 2014 Salı
Hocalardan AYM'ye: Seçimden önce Twitter açılsın
Kemal GÖKTAŞ
TİB'in twitter'a erişimin engellenmesi kararına karşı Anayasa Mahkemesi'ne başvuran Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyesi Doç. Kerem Altıparmak ile Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi Yaman Akdeniz, yasağın seçimden önce kaldırılmasını talep etti.
Doç. Altıparmak adına yapılan başvuruda, başvurucunun 2010'dan bu yana Twitter'da hesabı olduğunu ve 3 bini aşkın mesaj attığını belirtilerek TİB'in engelleme kararının hukuksal dayanağı olarak biri özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, üçü de çeşitli mahkemelere ait kararların dayanak gösterildiği belirtilen başvuru dilekçesinde şöyle denildi:
TİB'in twitter'a erişimin engellenmesi kararına karşı Anayasa Mahkemesi'ne başvuran Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyesi Doç. Kerem Altıparmak ile Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi Yaman Akdeniz, yasağın seçimden önce kaldırılmasını talep etti.
Doç. Altıparmak adına yapılan başvuruda, başvurucunun 2010'dan bu yana Twitter'da hesabı olduğunu ve 3 bini aşkın mesaj attığını belirtilerek TİB'in engelleme kararının hukuksal dayanağı olarak biri özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, üçü de çeşitli mahkemelere ait kararların dayanak gösterildiği belirtilen başvuru dilekçesinde şöyle denildi:
24 Mart 2014 Pazartesi
Tahir Elçi'yle sürecin bir yılı: Ulusalcılar bile Öcalan'ı anlamaya başladı
Kemal GÖKTAŞ
Çözüm sürecinde Abdullah Öcalan’ın geçen yıl okunan mesajının ardından geçen bir yılı değerlendiren Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi, sürecin en önemli başarısının, Türk kamuoyuna Abdullah Öcalan’la görüşülmesinin ve bazı adımlar atılmasının ülkeyi bölmeyeceğini göstermesi olduğunu söyledi. Elçi, AİHM’in Öcalan kararının hükümetin elini güçlendirdiğini savunurken, “Bize göre Öcalan’ın infaz süresi 36 yıl üzerinden hesaplanmalı. Bunun şartlı tahliye süresi 20 yıldır. Öcalan kalan 5 yılını denetimli serbestlikle geçirebilir” dedi. Elçi, VATAN’a şu değerlendirmelerde bulundu:
Çözüm sürecinde Abdullah Öcalan’ın geçen yıl okunan mesajının ardından geçen bir yılı değerlendiren Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi, sürecin en önemli başarısının, Türk kamuoyuna Abdullah Öcalan’la görüşülmesinin ve bazı adımlar atılmasının ülkeyi bölmeyeceğini göstermesi olduğunu söyledi. Elçi, AİHM’in Öcalan kararının hükümetin elini güçlendirdiğini savunurken, “Bize göre Öcalan’ın infaz süresi 36 yıl üzerinden hesaplanmalı. Bunun şartlı tahliye süresi 20 yıldır. Öcalan kalan 5 yılını denetimli serbestlikle geçirebilir” dedi. Elçi, VATAN’a şu değerlendirmelerde bulundu:
Nevruz ve çözüm süreci: İhtiyatlı karamsarlık
Kemal GÖKTAŞ
Abdullah Öcalan'ın Nevruz'da* okunan mektubuna ilişkin yaygın kanaat mektubun sürecin devamına ilişkin bir kararlılık taşıdığı oldu. Bu algının oluşmasında KCK'nın Nevruz arefesinde yaptığı sert açıklamaların yanı sıra Öcalan'ın mektubunun hükümetten veto yediğine yönelik söylentilerin karşılıksız çıkmasının etkili olduğu söylenebilir. Mektup gelmiş ve içeriğinde barış sürecine yönelik kararlılık ifade eden cümleler çıkmıştı.
17 Mart 2014 Pazartesi
Sarısülük davasında bilirkişi raporu: "Sahık polis Şahbaz'ın raporları sahte"
Kemal GÖKTAŞ
Gezi eylemleri sırasında Kızılay'da Ethem Sarısülük'ü vurarak öldüren polis memuru Ahmet Şahbaz'ın olaydan sonra aldığı sağlık raporlarının sahte olduğunun Ankara Tabip Odası tarafından yapılan bilirkişi incelemesi ve hastane kayıtlarının tetkiki sonunda kanıtlandığı belirtilerek savcılığa suç duyurusunda bulunuldu. Sarısülük ailesi adına avukat Kazım Bayraktar, Sarısülük cinayetinin zanlısı polis memuru Ahmet Şahbaz ile özel hastanenin adli tıp uzmanı doktarları T.A ve U.B hakkında "sahte rapor düzenlemek ve kullanmak" suçlarından dava açılması istendi. Şahbaz'ın aldığı raporların hastanenin bilgisayan sisteminde yer almadığı belirtilen suç duyurusunda, 1 Haziran'da aldığı iddia edilen raporda yer almayan bazı yara izlerinin 3 ve 10 Haziran'da alınan raporlarda yer aldığı, sanık polisin aradan geçen sürede iyileşeceğine yeni yara izlerinin raporlara eklendiği belirtildi. Dilekçede, sanık polisin "Havaya ateş ederken bileğime taş geldi" savunmasını inandırıcı kılabilmek için ilk raporda yer almamasına rağmen sonraki raporlara "el bileğinden yaralanma" şeklindeki bulgunun yazıldığı ifade edildi.
ATO RAPORU: "NEDENSELLİK BAĞI YOK, BİLİMSELLİKTEN UZAK, YOK HÜKMÜNDE"
Ankara Tabip Odası'nın Şahbaz'ın raporları ile ilgili biri ortopedi ve travmatoloji diğeri adli tıp uzmanı iki bilirkişiden oluşan heyetin 6 Mart 2014 tarihli raporunda şu tespitler yer aldı:
GEÇ TAHLİYEYE DAVA AÇTI, 6 KAT BORÇLU ÇIKTI
Kemal GÖKTAŞ
Yargılandığı davada mahkemenin tahliye kararı vermesine rağmen cezaevinde 5 saat fazladan tutulan sanık 500 TL'lik manevi tazminat davası açtı ama dava sonunda kendisi 3 bin TL borçlu çıktı.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)