16 Mayıs 2014 Cuma

Yargıtay Başsavcılığı Balyoz başvurusunu reddetti: Ne TÜBİTAK raporu, ne kumpas açıklamaları kararı etkilemez


Kemal GÖKTAŞ 

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Balyoz Davasında 5 No'lu harddiskin sahte olduğu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın paraell yapı ile ilgili iddiaları ve Başdanışmanı Yalçın Akdoğan'ın "kumpas" iddialarının davanın sonucunu etkilemeyeceğine karar verdi. Başsavcılık bu gerekçeyle Balyoz sanıklarının, mahkumiyet kararının onanmasına ilişkin 9. Ceza Dairesi kararına karşı Yargıtay Ceza Genel Kurulu'na itiraz edilmesi yönündeki başvurusunu reddetti. Başsavcılığın ret kararında, sahte olduğu ileri sürülen harddiskin dava açılana kadar sanıkların elinde olduğu ve güncelleme yapılması talimatı olduğu savunularak "Bazı belgeler kısmen veya tamamen güncellenmiş olsa bile, nicelik olarak az olan bu belgelerdeki çelişki iddiaları, diğer delillerin geçerliliğini etkilemez" görüşü savunuldu.

Soma'da ölümlerin sorumluları ne kadar ceza alacak?



Ölümlerin sorumluları ne kadar ceza alacak?
Türkiye, Soma’da meydana gelen maden faciasında yaşamını yitirenler için üzülürken, benzer olaylarda yargının caydırıcılıktan uzak bir tutum sergilemesi, olası yeni faciaların önlenmesi konusunda umutları kırıyor.

13 Mayıs 2014 Salı

Tasarıdan "cinsel saldırı" sanıklarına iyi haber çıktı!


Mağdurun, "beden ve ruh sağlığının bozulması halinde" verilecek cezanın artırılması maddesinin yasadan çıkarıldığı tasarıda, bazı cinsel saldırı suçlarında öngörülen cezalar mevcut cezaların altında kaldı


KEMAL GÖKTAŞ

Hükümetin çocukların cinsel istismarı ve cinsel suçlarda ceza artırımları yapmak amacıyla hazırladığı tasarıdan mağdurun ruh ve beden sağlığını bozacak cinsel saldırı suçlarını işleyen sanıkların lehine olabilecek bazı düzenlemeler de dikkat çekti.

Cinsel saldırı suçlarında cezalar artarken araya neler sokuşturuldu?


KEMAL GÖKTAŞ

Hükümetin Meclis'e sunduğu tasarıyla cinsel suçlar, çocuk istismarı, hırsızlık ve uyuşturucu suçlarında cezalar önemli ölçüde artırılacak. Hırsızlık suçlarında cezaların alt sınırının erteleme kapsamı dışına çıkaran ve konuttan yapılan hırsızlıkların önlenmesi için olağanüstü artışlar öngören tasarıda, 15-18 yaş arası gençlerin cinsel birliktelikleri, uyuşturucu kullananlara ilişkin hükümler ile soruşturmaları etkileme amaçlı işlem ve beyanların suç olmaktan çıkarılması gibi tartışmalı düzenlemeler de yer aldı.

Tasarıdan yargıya büyük neşter çıktı: Ergenekon ve Balyoz daireleri değişebilir


KEMAL GÖKTAŞ

Hükümetin çocuklara karşı işlenen suçlarla ilgili olduğunu açıkladığı tasarısından, yargıya yönelik kapsamlı değişiklikler çıktı. Tasarı Yargıtay, bölge idare mahkemeleri ve sulh ceza hakimliklerinde kadro değişikliği ve seçilme kriterleri başta olmak üzere yeni düzenlemeler getiriyor. Yargıtay'da üyelerin görev yapacakları daireler ile dairelerin işbölümünün değiştirilmesinin öngörüldüğü tasarı yürürlüğe girdiğinde Ergenekon ve Balyoz gibi kritik davalara bakacak dairenin değişmesi de söz konusu olacak.

12 Mayıs 2014 Pazartesi

Siyasi mahkumlara şartlı tahliye yolunu kapatacak karar


Cenaze ve gösteriye katıldığı için 8 yıl 9 ay alan mahkum "pişmanlık" belirtmediği için 2 yıl fazla yatacak

KEMAL GÖKTAŞ
Sincan F Tipi Cezaevi İdare ve Gözlem Kurulu Başkanlığı, katıldığı gösteriler nedeniyle "örgüt üyeliği" suçundan cezaevinde olan Ali Sayan'ın "pişmanlık belirtmediği" gerekçesiyle "şartlı tahliyeden" yararlandırılmamasına karar verdi. İnfaz Hakimliğinin de uygun bulduğu karara karşı Ağır Ceza Mahkemelerinde yapılan itiraz reddedilirse aldıkları cezanın 3'te 2'si yerine 4'te 3'ünü yatan siyasi mahkumlar için "şartlı tahliye" imkansız hale gelecek.

9 Mayıs 2014 Cuma

Abdullah Cömert'i öldüren polise Emniyet ve yargının "iş" kıyağı


KEMAL GÖKTAŞ

Hatay 1. Ağır Ceza Mahkemesi, Gezi eylemleri sırasında Akrep adı verilen zırhlı araçtan attığı gaz fişeği ile Abdullah Cömert'in ölümüne neden olan polis memuru Ahmet Kuş'un tutuklanması talebini reddetti. Ret kararında hakkında "olası kastla öldürme" suçundan dava açılan sanığın Emniyet tarafından açığa alınmaması etkili oldu. Mahkeme 20 yıldan 25 yıla kadar hapis istemiyle yargılanan sanığın Emniyet tarafından açığa alınmaması nedeniyle "iş sahibi" olmasını tutuksuz yargılanmasının gerekçeleri arasında saydı. Cömert ailesinin avukatı ise bu karara "Kamu vicdanının yıpranmaması için tutuklama kararı verilmeli" diyerek itiraz etti.

Yargıtay silah çekip ateş edeni de meşru müdafadan yararlandırdı




Şimdi "tam Teksas" oldu

KEMAL GÖKTAŞ

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, taksi ücretini 3 TL eksik ödeyen gruba silah çeken, birini silahla kafasına vurarak yaralayan ve silaha karşı kendisini korumak için bıçak çeken kişiyi de göğsünden vurarak öldüren taksi şoförüne "meşru müdafada bulunduğu" gerekçesiyle ceza verilmemesine ilişkin kararı onadı. Genel Kurul, olayda ilk fiili saldırıyı yapan ve vücudun başka bir yerine ateş edebilecekken göğüs bölgesine ateş ederek maktülü öldüren sanığın meşru müdafadan yararlanamayacağı yönündeki Yargıtay Başsavcılığı'nın itirazını reddetti. Genel Kurul kararları emsal niteliğinde olduğu için bu kararla birlikte meşru müdafa sınırları oldukça genişlemiş oldu.

AYM 5 raportör atadı, Balyoz kararını 15 güne kadar verecek



KEMAL GÖKTAŞ
Balyoz davasında avukatların Anayasa Mahkemesi (AYM) önünde başlattıkları eylem devam ederken Yüksek Mahkeme'de de bireysel başvuların sonuçlandırılması için yoğun bir çalışma yürütüldüğü öğrenildi. AYM Başkanı Haşim Kılıç'ın talimatıyla yaklaşık 240 başvuruyla ilgili 5 raportörün görevlendirildiği ve raporların tamamlanmak üzere olduğu öğrenildi. AYM kaynakları Balyoz davasının geleceğini belirleyecek nitelikteki pilot kararların 10-15 gün içinde çıkacağını belirtti.

8 Mayıs 2014 Perşembe

Reyhanlı'da yıldönümüne günler kala dava mahkemesiz kaldı



KEMAL GÖKTAŞ
Reyhanlı'da 52 kişinin hayatını kaybettiği kanlı saldırının 11 Mayıs Anneler Günü'ne denk gelen yıldönümüne günler kala Hatay 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nden davanın geleceğini belirleyecek ve tartışmalı bir karar geldi. Özel yetkili mahkemelerin kaldırılmasından sonra Adana özel yetkili ağır ceza mahkemesinin dosyayı gönderdiği Hatay 1. Ağır Ceza Mahkemesi "yetkisizlik kararı" ile dosyayı yeniden Adana'ya gönderdi. Mahkeme, kararına Ceza Muhakemesi Kanunu'ndaki "yetkisizlik kararının sanığın ilk sorgusundan önce verilebileceğine ilişkin" hükmü dayanak gösterdi. Oysa özel yetkili mahkemelerin kaldırılmasına ilişkin yasada bu mahkemelerdeki dosyaların suçun işlendiği yerdeki ağır ceza mahkemelerinde görülmesi hükme bağlanıyor.

Dosyanın geldiği aşama..

İçişleri Bakanı Ala: "Gösterilerde polisin kimseyi öldürdüğüne ilişkin yargı kararı yok"



Bakan'dan garip "toplumsal olaylar" yanıtı

"Toplumsal olaylar sırasında güvenlik güçlerinin müdahalesi sonucu yargı kararıyla kesinleşmiş ölüm olayı yok"

KEMAL GÖKTAŞ
İçişleri Bakanı Efkan Ala, HDP milletvekili Ayla Akat Ata'nın "toplumsal olaylar sırasında meydana gelen ölüm olaylarına" ilişkin soru önergesine verdiği yanıtta "yargı kararıyla kesinleşmiş bir ölüm olayı olmadığı" yanıtını verdi. Ala, Ata'nın toplumsal olaylarla ilgili yaralanma ve gözaltılara ilişkin sayı talebini de yanıtsız bıraktı.

7 Mayıs 2014 Çarşamba

Görüntüdeki dayağa kopyala-yapıştır savunma: "Bacağına hafifçe vurdum"


KEMAL GÖKTAŞ

Eskişehir ’de Gezi eylemleri sırasında dövülerek öldürülen  Ali İsmail Korkmaz ile aynı dakikalarda ve aynı sokakta üniversite öğrencisi Doğukan Bilir'in dövülmesi ile ilgili soruşturmada şüpheli polisler 10 ay sonra ifade verdi. Polislerin farklı kentlerde verdikleri ifadelerin birebir aynı olması ve birçok bölümünün "kopyala-yapıştır" yoluyla oluşturulması dikkat çekti. Görüntü kayıtlarına göre Bilir ’e coplarla vurdukları görülen Şaban Gökpunar, Selçuk Bal ve Hüseyin Engin ifadelerinde Bilir'i dövmediklerini ileri sürdü. Selçuk Bal, kaçmaya çalıştığı için Bilir'e "kısa mesafeden hafifçe cop ile birkaç kez bacaklarına doğru vurduğunu" ileri sürerken her üç polis de kendilerinin yanında Bilir ’e meşe odunuyla vurduğu görülen Serkan Kavak adlı sivil saldırganı da  “görmedikleri için engellemeyediklerini” iddia etti.

6 Mayıs 2014 Salı

Gezi'nin psikiyatrik etkisi: "Yaratıcılık ve paylaşım travmaları onardı"

KEMAL GÖKTAŞ
Türkiye İnsan Hakları Vakfı'nın "Gezi Parkı Süreci Kapsamında Olguların Tıbbi Değerlendirilmesi" başlıklı raporunda polis şiddetinin yarattığı fiziksel ve ruhsal rahatsızlıklar ile ilgili çarpıcı veriler yer aldı. İncelenen vakalardaki şiddetin dozunun Dünya Sağlık Örgütü kriterlerine göre "işkence ve zalimane uygulamalar" kapsamına girdiği savunulan raporda, gaza maruz kalmanın başlı başına ruhsal rahatsızlık yaratmaya yettiği belirtildi. Raporda, eylemcilerin ruhsal rahatsızlıklar yaşadığı, ancak Gezi eylemlerindeki "dayanışma, paylaşım, bağlılık ve birliktelik duygusu, zihinsel üretim ve yaratıcılık sayesinde dengelendiği, hatta bir çok kişide ruhsal bir canlanma, zenginleşme, genişleme ve gelişmeye neden olduğu, travmatik etkileri onardığı" tespiti yer aldı.

 Kod: Y07.3

28 Nisan 2014 Pazartesi

Abdullah Cömert barışçıl gösteride vurulmuş

SAVCILIK, YETKİLİ AMİRLERİN İFADESİNİ DAHİ ALMADAN VE MÜFETTİŞ RAPORLARINI İSTEMEDEN TAKİPSİZLİK VERMİŞ

Kemal GÖKTAŞ
Hatay'daki Gezi eylemleri sırasında Abdullah Cömert'in başından gaz fişeği ile vurularak öldürülmesi olayı ile ilgili olarak gaz fişeğinin atıldığı Akrep'te bulunan 2 polis memuru ile emir veren yetkili amirler hakkında dava açılması istemiyle takipsizlik kararına itiraz edildi. İtiraz dilekçesinde, soruşturma dosyasındaki görüntülere ilişkin raporlara göre Cömert'in vurulduğu gün yapılan eylemlerde kalabalığın üzerinde herhangi bir suç unsurunun bulunmadığı belirtildi. Dilekçede ayrıca savcılığın, emri veren yetkili amirlerin ifadesini almadığı ve yürütülen müfettiş soruşturmasının sonuçlarını dahi sormadığı belirtildi.


Jandarma Komutani:"MİT'çiler kaçmaya kalkarsa asker ateş eder"



KEMAL GÖKTAŞ

Bakan Ala'nın olur verdiği İçişleri Bakanlığı Personel Genel Müdürü Muhterem İnce'nin yazısında, Hatay Valiliği'nin Bakanlığa gönderdiği yazıya yer verildi. Valiliğin yazısında 1 Ocak'taki TIR'ın aranması girişimi ile ilgili olarak "Arama yapacak Jandarma görevlileri ile, 'özel kanuna tabiyim, arama yaptırmam' dediği belirtilen MİT görevlileri arasında silah kullanılması gibi istenmeyen olaylar meydana gelebilecekti" denildi.

YARSAV'ın suç duyurusu üzerine dosyanın gönderildiği Yargıtay Başsavcılığı İçişleri Bakanlığı'na gönderdiği yazıda 1 Ocak 2014'de İnsani Yardım Vakfı'na ait bir TIR'ın Suriye'ye silah ve mühimmat sevk edileceği ihbarı yapılması üzerine Hatay İl Jandarma Komutanlığının Cumhuriyet Savcısının talimatı ve arama kararma istinaden TIR'ı durdurarak aramak istediği belirtildi. Ancak kendilerini MİT mensubu olarak tanıtan kişilerin aramaya engel olduğu, bu kişilerin girişimleri sonucunda Vali Lekesiz'in yazılı talimatı ile TIR'da arama yapılmasının engellendiği anlatıldı. Bu olayın dünya basınında da geniş yer bulduğu, devletin silahlı guruplara destek verdiği yönündeki iddiaların vahim olduğu ve Türkiye'yi uluslararası alanda sıkıntıya soktuğu belirtilen yazıda "mahkeme kararına rağmen TIR'ın aranmasına yazılı emri ile engel olan Vali'nin görev ve yetkisini kötüye kullandığı" iddiasına yer verildi.

Hatay Valiliği ise ihbar üzerine TIR'ın ve eskortluk yapan otomobilin Kırıkhan Jandarma Komutanlığı görevlileri tarafından durdurulduğu ve TIR'da bulunan kişilerin MİT mensubu olduklarına dair kimlik ibraz ettikleri belirtildi. Olayın Adana özel yetkili Savcılığına haber verildiği ve olay yerine özel yetkili savcının geldiği belirtildi.



MİT görevlileri hakkında soruşturmanın ancak Başbakan'ın izniyle mümkün olduğu hatırlatılan yazıda o gece yaşananlar şöyle anlatıldı:

"Bahsi geçen olayın yaşandığı saatlerde sorunun çözümü için yoğun telefon görüşmelerinde, İl Valisine MİT mensuplarının olay mahallinden ayrılacakları bilgisinin verildiği, MİT görevlilerinin re'sen ayrılacağı bilgisi alınınca İl Jandarma Komutanınca bu görevlilerin ayrılmamalarının iyi olacağını bildirdiği, aksi takdirde askerlerin ateş edebileceklerini ve daha olumsuz gelişmelerin olabileceğinin belirtildiği, farklı kanallardan ise MİT mensuplarının da şahsi silahlarının olduğu, görevlerinin yapılmasına engel olunması ve kendilerine ateş açılması durumunda onların da kendilerini savunmak için ateş açabilecekleri bilgilerinin intikal ettiği ve bu tür muhtemel gelişmelerin olabileceğinin değerlendirildiği, bir taraftan soruşturulmaları özel statüye sahip MİT personelinin gözaltına alınmaması ve soruşturmanın parçası niteliğinde olduğu için aranmaması gereken araçların aranmaya çalışılması, diğer taraftan resmi kurumların mensupları arasında karşılıklı silahlı bir ateş açma riskinin mevcut olmasının, Vali tarafından tüm yasal yetkilerin, imkân ve kabiliyetin devreye konularak sorunun çözümünü zorunlu hale getirdiği..."



Bu tür aramalara izin verilmesi halinde MİT'e ait araçlarda bulunan gizlilik dereceli evrakın deşifre olması şeklinde onarılamaz durumların yaşanabileceği savunulan şöyle denildi:

* MİT'in araç, bina ve mensuplarına yönelik iyi niyetli olmayan girişimlerin önünü açabilecek ve usul açısından bir nevi içtihat haline gelebilecekti.

* Bu durum MİT'i işlevsiz hale getirebilecek, böyle bir deşifre hali hem MİT'in haber kaynaklarını kesecek ve hem de canlı kaynakların güvenliğini tehlikeye atabilecekti.

* Kurumlar arasında duygusal zedelenmeler yaşanabilecek ve yıllar boyu sürebilecek tahribatlar oluşabilecekti.

* Jandarma görevlileri ile 'özel kanuna tabiyim, arama yaptırmam' diyen MİT görevlileri arasında silah kullanılması gibi istenmeyen olaylar meydana gelebilecekti.

* Bu tür ihbarlarla, MİT'in faaliyetlerini, çalışanlarını deşifre ederek TC'nin yabancı istihbarat servisleri karşısında savunmasız bırakılması amaçlanabilecektir.

* MİT'in faaliyetleri gizli olduğu için, her yurt içi faaliyetini farklı suç ihbarları ile deşifre etmek suretiyle, aynı zamanda olay yerine basının da gelmesi sağlanarak, MİT'in faaliyetlerinin basında geniş ve tartışmalı şekilde yer alması ve yıpratılması hususları dikkatten uzak olmaması gerekir.

* Bu ihbarlarla MİT'in El Kaide ile bağlantılandırılmaya çalışıldığı, ülkemizin teröre destek veren ülke şeklinde dünyada nitelendirilmesinin hedeflenmiş olabileceği, böylece dünyada ambargo ile karşılaşılabilecek bir alt yapının oluşturulmaya çalışıldığ, ihtimal dahilindedir.



Yazıda El Kaide ve İŞİD'in bugüne kadar Suriye'deki rejim kuvvetleriyle ciddi bir çatışmaya girmediği savunularak "Tam tersine söz konusu TIR ihbarlarına ilişkin en son ihbarın 19 Ocak 2014'de yapılmasından itibaren 10 gün süren çatışmalar sonrasında hiçbir insani ve gıda yardımı ulaşmayan Halep'in Türkmen Çobanbey Kasabası'nm tamamen İŞİD'in eline geçmesi ve Türkmenlerin de Türkiye'ye sığınmasının da söz konusu ihbarların iyi niyetli olmadığı konusunda fikir verdiği" ileri sürüldü.



26 Nisan 2014 Cumartesi

Haşim Kılıç'ın "özgül ağırlığı" ve mesajları



Kemal GÖKTAŞ
Haşim Kılıç, AKP’yi iktidarının ilk yıllarından itibaren topa tutan “statükocu” yargı geleneğinin tamamen dışındaki bir isim. AYM üyeliği boyunca AKP’nin de içinde olduğu geleneğin çizgisindeki kararlarıyla bunu net biçimde gösteren Kılıç’ın AKP eleştirileri bu açıdan herhangi bir yargı organının eleştirileriyle kıyaslanmayacak kadar “özgül ağırlığa” sahip.
Kılıç’ın, Başbakan Erdoğan’a yönelik olarak yorumlanan “gömlek değiştirme” eleştirisiyle birlikte iktidarın gücünün sınırlanmasına yönelik vurguları, Kılıç’ın hukuki ve siyasi kimliğiyle birleştiğinde, AKP’nin oluşturduğu koalisyondaki derin yarılmayı da gösteriyor. “

Bir Haşim Kılıç portresi: Anayasa Mahkemesi'nin ötekisiydi, kudretli başkanı oldu


Kemal GÖKTAŞ
ANAYASA Mahkemesi'nin 52 yıllık tarihinde başkanlık koltuğuna oturanlar içinde en farklı hikaye kuşkusuz Haşim Kılıç'a aittir.
Kırşehir Çiçekdağı doğumlu olan Kılıç, 1990 yılında 40 yaşında iken dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal tarafından AYM üyeliğine seçildiğinde, en genç üyelerden biri olmuştu. Sayıştay üyesi iken AYM üyeliğine getirilen Kılıç, siyasal İslam kökleri nedeniyle basının sürekli gündeminde oldu. İlk seçildiğinde evine günah olduğu için televizyon almadığı bile iddia edildi. Eşinin başörtülü olması da özellikle 28 Şubat döneminde sürekli yazılan bir konuydu. Kılıç, 1980 öncesinde İBDA-C'nin yayın organının Ankara temsilcisi olduğu iddialarını da yalanladı.

24 Nisan 2014 Perşembe

"Sonunuz Hrant Dink gibi olur" tehdidine skandal beraat


- İHD'YE GÖNDERİLEN E-MAİL'DE BASKIN ORAN VE İHD'LİLERE TEHDİT VE HAKARET YÖNELTİLDİ. MAİLİN BATMAN POLİSEVİ'NDEKİ BİR BİLGİSAYARDAN TERÖRLE MÜCADELE POLİSİ ALPER ALPTUĞ'UN MAİL ADRESİNDEN GÖNDERİLDİĞİ ORTAYA ÇIKTI. SANIK POLİS İLK İFADELERİNDE "BENZER İÇERİKLİ MAİLLER GÖNDERDİM AMA BUNU GÖNDERDİM Mİ HATIRLAMIYORUM" DİYE İFADE VERDİ. ANCAK MAHKEME BÜTÜN BU DELİLLERE RAĞMEN BERAAT KARARI VERDİ

Kemal GÖKTAŞ
ANKARA - Batman Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi'nde görevli iken Prof. Dr. Baskın Oran'a, üzerinde Türk İntikam Tugayı (TİT) yazılı e-posta göndererek, ''tehdit ve hakarette bulunduğu'' iddiasıyla yargılanan eski polis memuru Alper Alptuğ'a beraat kararı verildi. Mahkeme, mail adresinin kendisine ait olduğunu kabul eden Alptuğ'un ilk ifadesinde "benzer içerikli bir çok mail attığını, şikayet konusu maili de atmış olabileceğini ama hatırlamadığını" söylemesine rağmen son savunmasında suçu inkar etmesini beraat için yeterli gördü.
İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Merkezi’nin elektronik posta adresine “Türk İntikam Tugayları- TİT” imzalı tehdit mektubu gönderen, sonradan Batman Emniyet Müdürlüğü’nde polis olduğu ortaya çıkan Alper Altuğ hakkında açılan davada karar duruşması dün Ankara 22. Asliye Ceza Mahkemesi'nde yapıldı.

"HRANT DİNK'İN YANINA GİDERSİNİZ"

İHD’nin elektronik posta adresine Bozkurtkaan ismini kullanarak, “TİT” imzalı tehdit mailleri göndererek, “İnsan hakları adı altında bir çok insan olmayan mahlukatı savunarak bir şeyler yaptığınızı sanıyorsunuz. Baskın Oran gibi Ermeni p..lerini savunmaya devam ederseniz o çok sevdiğiniz Ermeni ajanı Hrant Dink’in yanına gidersiniz. Bu derneğin yetkililerine sesleniyorum, Baskın Oran ve buna benzer Türklüğe hakaret edenlerin ölümü elbet elimizden olacaktır. Bu hesabı sormaya hazırız, ayağınızı denk alın” şeklinde mail attığı iddia edilen Alptuğ’un beraatine karar verilmesini istedi. Savcı, mailin atıldığı yerin Batman Polisevi'ndeki bir bilgisayar olması ve Alptuğ'un ilk ifadesinde mail adresinin kendisine ait olduğunu, benzer içerikli bir çok mail attığını, şikayet konusu maili de atmış olabileceğini ama hatırlamadığını söylemesine rağmen sanığın suçu işleyip işlemediği yönünde "şüphe" olduğunu savundu. Savcı, bu görüşünü, Alptuğ'un mailin gönderildiği tarihte "polislikten çekilmiş sayıldığı" ve son savunmasında maili gönderdiğini inkar etmesine dayandırdı. Mahkeme de savcının bu görüşü doğrultusunda Alptuğ'un beraatine karar verdi.

TİT TERÖR ÖRGÜTÜ OLARAK KABUL EDİLMEDİ

Prof. Oran ve İHD'ye yönelik tehdit mailinin ardından eski polis Alptuğ hakkında 2 yıl 3 aydan 7 yıla kadar hapis istemiyle dava açılmıştı. Ankara 22. Asliye Ceza Mahkemesi, ilk yargılamada TİT'in "terör örgütü" olduğu gerekçesiyle davayı kapatılan özel yetkili mahkemelere göndermişti. Ancak özel yetkili Ankara Ağır Ceza Mahkemesi'nin TİT'i terör örgütü olarak görmemesi üzerine davaya hangi mahkemede bakılacağına Yargıtay karar vermişti. Yargıtay da cinayet, sabotaj ve bombalama eylemleri olmasına rağmen TİT'i "terör örgütü" olarak kabul etmemiş ve davaya Asliye Ceza Mahkemesi'nde bakılmasına karar vermişti.

Kadın cinayetlerinde "istatistik" skandalı


Kemal GÖKTAŞ
Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, BDP milletvekili Ayla Akat Ata'nın soru önergesine verdiği yanıtta kadın cinayetlerine ilişkin bakanlıkta istatistik tutulmadığını bildirdi.
BDP'li Ata, dönemin Adalet Bakanı Sadullah Ergin tarafından cevaplanması istemiyle verdiği soru önergesinde kadın örgütlerinin hazırladığı raporlar ve basına yansıyan olaylara bakıldığında kadın katliamlarının ulaştığı boyutun oldukça arttığı söylendi. Ulaşılan verilerin 2008-2012 arasında 5 yılda öldürülen kadın sayısının yaklaşık 700 olduğu, 2013'ün başından soru önergesinin verildiği Ekim ayı başına kadar ise 168'den fazla sayıda kadının öldürüldüğü belirtildi. Kadın katliamlarının yüzde 40'ı kocaları, yüzde 16'sı aile meclisi ya da akrabaların biri tarafından, geri kalanı ise eski kocaları, babaları, sevgilileri gibi yine tanıdıkları erkekler tarafından gerçekleştirildiğine dikkat çekilen soru önergesinde şöyle denildi:

23 Nisan 2014 Çarşamba

Ermeni aydınların Başbakan'ın taziye mesajına ilk tepkileri


DİASPORADAN DA TÜRKİYE TOPLUMUNA BARIŞ MEKTUBU
 "BU ANMA GÜNÜ SİZE DE AİT. SİZ KATILMADAN VE BUGÜNÜ TANIMADAN, BİZLER TOPLUM OLARAK İYİLEŞEMEYİZ"


Kemal GÖKTAŞ
 Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Ermeni tehcirinin yıldönümü olan 24 Nisan'dan önce yaptığı sürpriz açıklama Ermeni aydınları tarafından "eksiklikleri olmasına rağmen oldukça önemli" olarak değerlendirildi. Bu arada Ermeni cemaatine yönelik yayın yapan Agos gazetesinin son sayısında da "Diaspora'dan mektubun var Türkiye" başlığıyla yayınlanan haberde Ermenistanlı yönetmen Eric Naziran'ın "24 Nisan'ı birlikte anma" çağrısı yer aldı. Mektupta "Siz katılmadan ve bugünü tanımadan, bizler toplum olarak iyileşemeyiz" denildi.

DİASPORADAN TÜRKİYE TOPLUMUNA "BARIŞ" MESAJI

Başbakan Erdoğan’dan 24 Nisan mesajı, Agos gazetesinin internet sitesinde yorumsuz yer aldı. Sitede Agos'un son sayısında "Diaspora'dan mektubun var Türkiye" başlıklı haberde, Ermenistanlı yönetmen Eric Nazarian'ın Türkiye toplumuna yönelik kaleme aldığı mektubun yer alması dikkat çekti.

Demirtaş: Başbakan bu haliyle bizim Cumhurbaşkanı tanımımıza uymuyor


Kemal GÖKTAŞ
BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, uzun bir aradan sonra yaptığı grup konuşmasının ardından makamında kabul ettiği gazetecilere önemli mesajlar verdi. BDP'nin katılacağı HDP'de eşbaşkan adayı olmayacağını ancak yönetimde görev alabileceğini söyleyen Demirtaş, Cumhurbaşkanlığı seçiminde kendilerinin de bir aday çıkarabileceklerini söyledi. Başbakan Erdoğan'ın mevcut haliyle kendi Cumhurbaşkanı tanımlarına uymadığını ifade eden Demirtaş BDP-HDP heyetinin İmralı ziyaretinin ertelenmesi ile ilgili olarak da "Bize devlet heyeti adaya gidemedi denildi. Bu bir siyasi tavırdır" değerlendirmesinde bulundu.

"BAŞBAKAN CUMHURBAŞKANI TANIMIMIZA UYMUYOR"

Başbakan Erdoğan'ın aday olması durumunda BDP'nin destek verip vermeyeceği sorusuna "Cumhurbaşkanlığı konusu partimizin hiçbir yetkili kurulunda tartışılmadı. Biz başka partinin adayını destekleme durumun değiliz. Kişisel tahminim, bizim de destekleyeceğimiz bir adayı çıkaracağımız yönünde" karşılığını verdi.

22 Nisan 2014 Salı

Yargıda yemek krizinde savunma: "Vatan haini" demedim,"devletle ve milletle barışık olmayan" dedim!

KEMAL GÖKTAŞ

Yargıda 'yemek krizi' çıktı!

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyeliği için Eylül ayında yapılması beklenen seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte yargıda ''yemek savaşları'' da başladı.


İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Fehmi Tosun'un, geçen hafta İstanbul Adliyesi’nde görev yapan 600 yargı mensubundan 160’ını yemeğe davet etmesi ve yemeğe 100 kişinin katılması ile ilgili polemikler sürüyor.

YSK'nın HSYK üyeliği seçimlerinde propagandayı yasaklayan kararı nedeniyle seçim çalışmaları ağırlıklı olarak yemekli toplantılarla yapılıyor. Bu kapsamda ilk seçim çalışması da İstanbul Adliyesi'nde verilen bir yemekle başladı. Hükümete yakın hakim ve savcıların seçimden beklentilerini ve eğilimlerini öğrenmek üzere yapılan yemekle birlikte tartışmalar da kızıştı. 

VATAN ortaya çıkardı, işkenceyi ört bas davasında ceza çıktı


"BİLİRKİŞİ" POLİSLERE "İŞKENCEYİ ÖRTBAS" CEZASI

İŞKENCEYİ GİZLEYİP, MAĞDUR İÇİN "POLİSE DİRENDİ" DİYE RAPOR TUTAN POLİSLERE VERİLEN CEZA ERTELENDİ

Kemal GÖKTAŞ
İzmir Karabağlar Polis Merkezi'nde polislerin Fevziye Cengiz isimli kadını feci şekilde dövdüklerini ortaya koyan kamera görüntülerine ilişkin bilirkişi raporunda dayağı gizleyen ve sadece mağdur kadının fiillerine yer veren bir komiser yardımcısı ile iki polis hakkında "delilleri gizledikleri" gerekçesiyle 1 yıl 3 ay hapis cezası verildi. Mahkeme sanık polislere verilen cezayı hükmün açıklanmasının geri bırakılması kapsamında erteledi. Böylece bir işkence suçunu örtbas edecek nitelikte rapor hazırlayan polisler, suç işledikleri sabit olmasına rağmen ceza almadan kurtulmuş oldular.

BİLİRKİŞİDEN "KARARTMA"

Fevziye Cengiz'i karakolda feci şekilde döven polis memurları hakkında "basit yaralama" suçundan 1.5 yıla kadar hapis istemiyle dava açılırken dayak mağduru kadına ise basit yaralama ve hakaret suçlarından 6.5 yıla kadar hapis cezası istenmişti. Bunun nedeni ise CD görüntülerinin çözümü için Emniyet Bilgi İşlem Müdürlüğü'nde görevli polisler Mustafa Dinçer, Murat Kavlak ve Ümit Sadioğlu'nu bilirkişi olarak görevlendiren Savcı Alaattin Dokur'un görüntüleri izlemeden, gelen rapor doğrultusunda dava açmasıydı. Raporda dayaktan hiç bahsedilmeyerek polislerin sürekli "hararetli" konuşan kadını etkisiz hale getirmek için fiziki müdahalede bulundukları, Cengiz'in bu fiziki müdaheleye karşılık verdiği için "arbede" çıktığı savunuluyordu. Raporda, mağdur kadının dakikalarca tekme, tokat dövülmesinden, saçlarının çekilmesinden ve elleri kelepçeli olduğu halde üzerinde oturulup dayağa devam edilmesinden hiç bahsedilmezken "fiziki müdahale" sırasında bir polisin gömleğinin yırtıldığı özellikle vurgulanıyordu. Raporda ayrıca bir polis memurunun perdeyi çekerek dayağı gizlemeye çalıştığı da yer almıyordu.

"DELİLLERİ GİZLEME" DAVASI

Kamera görüntülerinin ve Emniyet bilirkişi raporlarında işkencenin gizlendiği VATAN tarafından ortaya çıkarılmasının ardından savcı Dokur, rapor hazırlayan 3 polis hakkında soruşturma açtı. Soruşturma sonunda hazırlanan iddinamede, savcılığın talimatına aykırı olarak bilirkişi raporunda sadece mağdurun "direnme ve hakaret" suçunu değerlendiriyormuş gibi rapor hazırladıkları belirtildi. Bu iddianame doğrultusunda dün davayı karara bağlayan İzmir 9. Asliye Ceza Mahkemesi sanık polisleri önce 1 yıl 3 ay hapis cezasına mahkum etti. Ancak mahkeme polislerin sicili ve duruşmalarda gösterdikleri tavırları dikkate alarak cezayı hükmün açıklanmasının geri bırakılması kapsamında erteledi. Mahkemenin herhangi bir denetimli serbestlik tedbirine (imza vermek gibi) hükmetmeye gerek görmediği polisler, 5 yıl içinde yeni bir suç işlemedikleri takdirde cezadan kurtulacaklar.

"GÖRÜNTÜLERİ BULDUK SAVUNMASI"

Mahkemedeki karar duruşmasında sanıklar ve avukatları, karakolun kameralarından yapılan çekime ilişkin görüntüleri bulduklarını, bu yüzden işkenceyi gizlemek gibi bir amaçlarının olmayacağını savundu. Ancak Fevziye Cengiz'in avukatı Hanife Yıldırım, "Sanıkların CD'leri ham olarak elde etmeleri mağdur için bir lütuf değildir. Savcılığın talimatı nedeniyle görevlerinin gereğidir. Oysa hazırladıkları raporda delilleri gizlemişlerdir" dedi.


21 Nisan 2014 Pazartesi

CEZAEVİNDE SLOGANLI, MARŞLI 1 MAYIS KUTLAMASI SERBEST


Kemal GÖKTAŞ
Sincan İnfaz Hakimliği, Sincan F Tipi Cezaevi'nde kalan 40 tutuklu ve hükümlüye 1 Mayıs 2013'de slogan attıkları ve marş söyledikleri iddiasıyla verilen 11'er gün hücreye koyma cezasını iptal etti. Dünyada ve Türkiye'de 1 Mayıs'ın bayram olarak ilan edildiği hatırlatılan kararda, 1 Mayıs'ı kutlamak için slogan atmanın ve marş söylemenin suç olmadığı belirtildi. Kararda siyasi mahkumların 1 Mayıs'ı kutlamaları için "Hayatın olağan akışının bir gereği" nitelemesi yapılması da dikkat çekti.

18 Nisan 2014 Cuma

Abdullah Cömert'i öldürmekle suçlanan polis görevinin başında!


Kemal GÖKTAŞ
Hatay'daki Gezi eylemlerinde başına gaz fişeği atılması sonucu yaşamını kaybeden Abdullah Cömert'le ilgili davada "olası kastla öldürme" suçunu işlediği iddiasıyla 25 yıla kadar hapis istemiyle yargılanan polis memuru Ahmet Kuş'un hala Antakya Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü'nde görevinin başında olduğu ortaya çıktı.


Dink ailesi, Ramazan Akyürek'in dosyasını istedi

KEMAL GÖKTAŞ

Dink davasında flaş gelişme!

Hrant Dink'in ailesi, cinayet soruşturmasını yürüten İstanbul Başsavcılığından, Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı'nda cinayet ile ilgili telefon sorgu kayıtlarının silinmesine ilişkin İçişleri Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığınca yürütülen soruşturma dosyasının istenmesini talep etti.


Hrant Dink'in ailesinin avukatı Hakan Bakırcıoğlu tarafından soruşturmayı yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına verilen dilekçede, "Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı’ndaki telefon bilgilerinin sorgulanması ile ilgili kayıtların Hrant Dink cinayeti ile ilgili yapılan işlemleri de içerecek şekilde 10 Ekim 2009 tarihinde silindiği ve dönemin İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek’in de bu nedenle görevden alındığına" dair haberler hatırlatıldı. 

17 Nisan 2014 Perşembe

Cömert'i öldüren müdahale emrini verenlere ilginç gerekçelerle takipsizlik


Kemal GÖKTAŞ
Hatay'daki Gezi eylemleri sırasında Abdullah Cömert'i attığı gaz fişeğiyle öldüren polis memuru Ahmet Kuş hakkında dava açılırken, Kuş'a emir veren polis amirleri hakkında takipsizlik kararı verildi. Savcı Murat Üzüm'ün takipsizlik kararında, "Cömert'e gaz fişeği isabet etmesi olayında gösterilere müdahale emri veren yetkililere hukuki bir sorumluluk yüklenemeyeceği, ölümle verilen emir arasında bir illiyet bağının bulunmadığı" savunuldu. Soruşturmanın Cömert'in ölümü ile ilgili olduğunu vurgulayan savcının "olaylarda güvenlik güçlerinin yasal sınırlarını aşıp aşmadığına yönelik bir incelemenin soruşturma dosyasının konusunu teşkil etmediğini" belirtmesi ise dikkat çekti.

16 Nisan 2014 Çarşamba

Kimsesizler mezarlığına gömülen Diyarbakırlı işçinin ailesi 9 yıldır adalet arıyor



Kemal GÖKTAŞ
Danıştay, inşaattan düşerek ölen işçinin üzerinden kimlik, adres ve telefon bilgileri çıkmasına rağmen savcılığın emriyle kimsesizler mezarlığına gömülmesi nedeniyle Adalet Bakanlığı'nın, işçinin ailesine tazminat ödemesi gerektiğine karar verdi. İşçinin ailesinin açtığı davada 9 yıl sonra çıkan bu Danıştay kararı, savcıların soruşturma ve yargılama dışı işlemleri nedeniyle Bakanlığın sorumlu olduğunu konusunda da önemli bir emsal oldu.


14 Nisan 2014 Pazartesi

Abdullah Cömert'i vuran polisten skandal ifade



Kemal GÖKTAŞ
Gezi eylemleri sırasında Antakya’da gaz fişeğinin başına isabet etmesiyle yaşamını kaybeden Abdullah Cömert'le ilgili soruşturmanın sonunda polis memuru Ahmet Kuş hakkında "olası kastla öldürme" suçundan 20 yıldan 25 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı. Sanık polis ifadesinde "Bu işin eğitimini aldığı için kontrollü ve 45 derecelik açıyla atış yaptığını" ileri sürdüğü, buna karşın "Gaz fişeğinin bir kişiyi hedef alması halinde öldürücü olup olmadığını bilmediğini" söyledi. Cömert'in bulunduğu bölgeye gaz fişeği atan 2'si koyu renk, biri beyaz Akrep'ten hangisinin öldürücü atışı yaptığı ise MOBESE görüntülerinden ortaya çıktı. Atışı yapanın koyu renkli Akrep olması halinde olay faili meçhul kalabilecekti.


Bu da oldu: Facebook fotoğrafından "Gezi'ye katıldın mı?" soruşturması



Kemal GÖKTAŞ
Gezi eylemleri sırasında Facebook'ta baretli ve maskeli fotoğraf paylaşan 8 belediye personeli hakkında "Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası'na muhalefet" ettikleri iddiasıyla soruşturma açıldı. Sanal alemdeki paylaşımları nedeniyle savcılığa ifadeye çağrılan "şüpheliler" ise fotoğraflardaki baret ve maskeleri gezmeye gittikleri Taksim'de bir kitapçıda bulunan kişilerden alarak çektiklerini söyledi.
İstanbul'de bir belediyede sözleşmeli olarak çalışan 8 kişi hakkında Gezi eylemlerine katıldıkları iddiasıyla Başbakanlığa bir dilekçe verildi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a hitaben yazılan dilekçede, sözleşmeli olarak çalışan kamu görevlilerinin kadroya alınması çalışmaları olduğuna dikkat çekilerek 8 sözleşmeli personelin "Gezi eylemlerine katılarak facebook hesaplarında kendilerine memur olma hakkı veren Devletin Başbakanına hakaret, alay, küçültücü, provakatörce eylemlere devam ediyorlar" denildi. Dilekçenin ekinde söz konusu kişilerin bazı facebook paylaşımları ve fotoğraflarına yer verildi.

Hükümetten YARSAV’a ittifak önerisi


KEMAL GÖKTAŞ
Adalet Bakanlığı’nın daha önce sık sık karşı karşıya geldiği YARSAV’a HSYK’ya üye seçimi konusunda ittifak önerdiği ortaya çıktı. Bakanlık müsteşarının ‘ülkücülerle ortak liste çıkarın’ önerisini YARSAV geri çevirdi. Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun (HSYK) Kanunu’nun Adalet Bakanı’na geniş yetkiler veren düzenlemesini iptal etmesinin ardından gözler Eylül ayında yapılması beklenen HSYK üye seçimlerine çevrildi.

12 Nisan 2014 Cumartesi

İktidar-yargı savaşında yeni cephe

KEMAL GÖKTAŞ Hükümetin 17 Aralık yolsuzluk operasyonlarından sonra yaptığı bir dizi kritik düzenlemenin içinde en önemli olanı HSYK Kanunu’nda değişiklik yapılmasıydı. Bu adım hükümetin, yargıdaki cemaat kadrolarıyla olan çatışmanın yürütüldüğü en önemli alanlardan biri olan yargıda üstünlüğü sağlaması anlamına geliyordu. Nitekim yerel seçimler öncesinde HSYK değişikliğine dayanılarak yapılan atamalarla hükümet daha büyük badireleri atlatmayı bildi. AYM’nin iptal kararı, tam da hükümet ile yargı arasındaki çatışmanın Twitter kararı üzerinden Anayasa Mahkemesi cephesine döndüğü günlerde geldi. Kuşkusuz, AYM’nin Twitter kararının ardından HSYK iptaliyle birlikte Haşim Kılıç’ın Cumhurbaşkanı adaylığı hesaplarına ilişkin yorumlar artacak. Ancak bundan daha da önemlisi, 2010’daki Anayasa değişikliğinin ardından hükümete büyük ölçüde rahat yasa çıkarma alanı sağlayan AYM’nin artık bu rolünden çıkması olacak. Bu da hükümeti 2015’deki genel seçimler öncesinde büyük ölçüde zorlayacak yeni bir duruma işaret ediyor. HSYK cephesi yeniden Bu karar, hükümeti AYM dışında yeni bir cephenin de açılması riskiyle karşı karşıya bırakıyor. AYM’nin kararı geriye yürümeyeceği için hükümet Eylül ayında yapılacak yeni HSYK üyeliği seçimlerine kadar rahat görünüyor. HSYK’nın yeni yapısını oluşturacak bu kritik seçimlerle ilgili yargıdaki tarafların yapacağı ittifaklar belirleyici olacak. YARSAV, Demokrat Yargı gibi derneklerin yanı sıra Kürsü Hareketi gibi bağımsız hakim ve savcı oluşumları, cemaate yakın yargı mensupları da bu ittifak senaryoları içinde yer alacak. AYM’nin HSYK üyeliğine adaylık için 20 yıl kıdem şartını iptal etmesi de ittifakların önünü açacak önemli bir unsur oldu. Yargıda sayısal olarak desteği diğer grupların üzerinde olmayan hükümetin işi seçimlerde zor. Hükümet de diğer gruplar gibi ittifak peşinde olacak. Hükümetten destekleyeceği adayların çoğunluğu sağlayamaması durumunda HSYK, yapacağı atamalar ve alacağı kararlarla hükümeti zorda bırakacak bazı yargısal tasarrufların önünü açabilir. AYM’nin son konumu da bu manzaraya eklendiğinde hükümetin yargı ile kavgasının en azından gelecek yıl Haziran’da yapılacak genel seçimlere kadar artarak süreceğinin işareti sayılabilir.

9 Nisan 2014 Çarşamba

DEVLETİN GEZİ SAVUNMASI

 İÇİŞLERİ BAKANLIĞININ "GEZİ RAPORU":
"BAKANLIĞIN MÜDAHALE SAVUNMASI: VALİ MUTLU'NUN TWEET'LERİNE OLUMLU KARSILIK VERILMEDI
- BÜYÜKŞEHİR'E AĞIR SUÇLAMA
 "TOPLUMSAL KALKIŞMAYA DÖNÜŞMESİNE NET AÇIKLAMA YAPMAYAN BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ SEBEP OLDU



Kemal GÖKTAŞ

ANKARA - İçişleri Bakanlığı müfettişlerinin, İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu ve dönemin Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın hakkında Gezi olayları nedeniyle soruşturma açılması istemi üzerine hazırladıkları raporda çarpıcı tespitler yer aldı. Olayların büyüyerek "toplumsal kalkışmaya" dönüşmesinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin Gezi Parkı'na AVM yapılmayacağına ilişkin net açıklama yapmamasının sebep olduğu savunulan raporda, polisin karşısındaki kitlenin büyüklüğü ve homojen olmaması nedeniyle zorlandığı belirtildi. Gezi eylemlerinin ilk günü olan 30 Mayıs'ta, "zaman zaman aşırı reaksiyon gösteren grupların bastırılabilmesi için münferiden de olsa yoğun gaz ve su kullanıldığı" belirtilen raporda, sonraki günlerde ise kitlenin artmasıyla birlikte "su ve gaz kullanımının da yeterli olmadığı" ileri sürüldü.



BAKAN OLUR VERDİ



Gezi eylemleri sürerken Mutlu ve Çapkın hakkında "gösterilerde kullanılan aşırı polis şiddetinin sorumlusu oldukları ve bu yönde emir verdikleri" gerekçesiyle yapılan suç duyuruları üzerine Yargıtay Başsavcılığınca soruşturma izni verilmesi için dosya İçişleri Bakanlığı'na gönderildi. Bakanlığın talimatıyla Mülkiye Başmüfettişleri Namık Kemal İlhan, Anıl Cengiz Özgün ile polis başmüfettişleri İlyas Burunak ve İlhan Kara tarafından hazırlanan 18 Eylül 2013 tarihli rapor İçişleri Bakanlığı'na sunuldu. Bu rapor doğrultusunda Personel Genel Müdürlüğü, Vali ve Emniyet Müdürü hakkında soruşturma izni verilmemesi gerektiği yönündeki görüşü İçişleri Bakanı Efkan Ala'ya sundu. Ala da 14 Mart 2014 tarihinde, bu görüşe olur verdi.



SORUMLU BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ



Bu karara dayanak olan araştırma raporunda, belgelerin incelendiği ve görüntü kayıtlarının izlendiği, ilgili kişilerin ifadesinin alındığı belirtildi. Raporda

"olayların toplumsal kalkışma derecesine ulaşmasından" İstanbul Büyükşehir Belediyesi sorumlu tutuldu. Raporda "Aslında amacın yaya yolu açılmak üzere Gezi Parkı'nın kenarından 3-4 metrelik bir alanın tıraşlanması iken keyfiyetin büyükşehir belediyesince kamuyounda açık ve net bir şekilde anlatılamamasından dolayı kamuoyunca Gezi Parkı'nın tümünün tıraşlanarak AVM yapılacağı önyargısına sebep olduğu" belirtildi.



EMNİYET "PLAN" YAPMIŞ



Raporda çevrecilerin ağaçların kesilmesine engel olmak için kamp çadırı kurarak Gezi Parkı'nı işgal ettikleri ve iş makinelerinin çalışmasına engel olmaları nedeniyle belediye görevlileri ile aralarında arbede çıktığı, Çevik Kuvvet'in olayları önlediği belirtilerek şöyle denildi:

"Bir an önce projeye devam edilebilmesi için emniyet müdürlüğünce 30 Mayıs'ta icra edilmek üzere bir tedbir planlaması yapıldı. Ancak olayın mevcut görünür hali esas alınarak görevin icrası ilçe emniyet müdürlüğüne verildi ve az sayıda çevik kuvvet ile desteklendi. Çalışmanın başlamasıyla birlikte çalışma ekibi işgalcilerin taşlı ve şişeli saldırısına uğradı. Polis, çalışma ekibi ile göstericiler arasında tampon bölge oluşturmak üzere parkın boşaltılmasına yönelik müdahaleye başladı. Zaman zaman aşırı reaksiyon gösteren grupların bastırılabilmesi için münferiden de olsa yoğun gaz ve su kullanıldı.



"VANDALİZME DÖNÜŞTÜ": Amaç Gezi Parkı'nı tahliye etmek iken arbede esnasında bazı belediye zabıta görevlilerinin işgalcilere ait kamp çadırlarını istifleyerek yakmaları ve keyfiyetin de sosyal medya ve görsel basında yer alması üzerine bölgeye yoğun bir şekilde çevre hassasiyeti yüksek insanlar akın etmeye başladı. Mukavemet daha önce tahmin edilmesi güç bir nitelik kazandı. Oluşan elverişli durumu değerlendiren her türlü ideolojik ve marjinal grupların da gecikmeden sahne alması ile birlikte olaylar polise ve siyasi otoriteye karşı gösteri ve eyleme, akabinde de vandalizme dönüştü.



"BAŞBAKANLIK HEDEF ALINDI": Hatta Taksim'in ötesinde Dolmabahçe'de bulunan Başbakanlık Çalışma Ofisi de hedef alındı. Polis bu aşamadan sonra kanunsuz gösteri ve yürüyüşlere karşı kendisine verilen yetkileri kullanmaya başladı.



"SU VE GAZ YETERLİ OLMADI": Ancak polis kitlenin büyüklüğü, değişkenliği ve homojen olmaması nedeniyle müdahale taktik ve tekniklerinde zorlandı. Zira çevre saikiyle hareket eden kitleyle ideolojik ve marjinal gruplar iç içe geçmişti. Bu nedenle polis zorunlu olarak su ve gaz kullanımına tevessül etti. Yine bu iç içe geçmişlik nedeniyle güç kullanımı ve gözaltı işlemleri isabetli olarak yapılamadı. Kitlenin büyüklüğü ve artan sayısı nedeniyle su ve gaz kullanımı da yeterli olmadı.



POLİTİK POLEMİK OLMASIN DİYE: 1 Haziran'da CHP'nin Kadıköy mitinginin iptal edildiği ve Taksim'e gidileceği bilgisinin alınmasıyla politik polemiklere meydan verilmemek üzere polisin Taksim'den çekilmesine karar verildi. Kararın aniden alınmış olması ve yüzbinleri bulan göstericiler içinden, hazırlıksız olan polisin tahliyesinin zorunlu sonucu olarak kalabalığın içerisinden çıkarılamayan bazı polis ve belediye araçları göstericiler tarafından tahrip edildi.



VALİNİN OLUMLU TWEET'LERİNE KARŞILIK VERİLMEDİ: Sonraki günlerde Gezi Parkı çevrecilerle, Taksim Meydanı da ideoloiik ve marjinal gruplarca gösteri ve eylem alanı haline getirildi, devlete karşı adeta bir güç gösterisinde bulunuldu. İstanbul'un en işlek ve kalabalık bölgesi yaya ve araç trafiğine kapatıldı ve ciddi bir kamusal sıkıntı oldu. Bu süreçte vali H. Avni Mutlu'nun şahsi twitter hesabından verdiği olumlu mesajlar ve yaptığı toplantılar tatminkar bir karşılık bulmadı. Özellikle ideolojik ve marjinal grupların provokatif eylemleri ile gösterilerin devam edeceği mesajının verileceği, müzakere ile sonuç alınamayacağının anlaşılması üzerine Taksim'e operasyon kararı alınarak uygulandı ve durum normale dönüştürüldü."



MÜNFERİTLER DIŞINDA BİR ŞEY YOK



Raporda, "meydana gelişi, kompozisyonu ve nitelikleri oldukça farklı ve daha önce benzeri görülmemiş ve tecrübe edilmemiş" olaylarda "bazı münferit olaylar dışında", polisin sevk ve idaresinde, müdahalelerin tarz ve uygulamasında kanuna ve uygulamaya aykırı herhangi bir işlem veya eylem olmadığı savunuldu. Raporda bu münferit olaylar için ilgililer hakkında cezai ve disiplin soruşturması yapılmak üzere dosyanın ayrıldığı da ifade edildi.






8 Nisan 2014 Salı

Anayasa Mahkemesi'nin twitter kararı: Özgürlükçülük ve keyfilik


TWİTTER KARARI ASIL ŞİMDİ TARTIŞILACAK


Kemal GÖKTAŞ
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç'ın, twitter kararı ile ilgili olarak yaptığı açıklamalar, ifade özgürlüğü konusunda AYM'nin hassasiyetine vurgu yapmasının ötesinde, yargı kulislerinde çok tartışılacak bazı ifşaatlar içeriyor.

7 Nisan 2014 Pazartesi

Ovacık'ta bir başka seçim gerçeği: Berkin Elvan'ın akrabası AKP'den adaydı


Kemal GÖKTAŞ
Gezi eylemleri sırasında polisin attığı gaz fişeğiyle yaralanan ve geçen ay hayatını kaybeden 14 yaşındaki Berkin Elvan'ın akrabasının Tunceli'nin Ovacık ilçesinde AKP'den belediye başkan adayı olduğu ortaya çıktı. Berkin Elvan'ın anne tarafından akrabası olduğu belirtilen ve 2004-2009 yılları arasında AKP'den seçilerek belediye başkanlığı yapan Hasan Hüseyin Dizi'nin yeniden seçilememesi ve çok düşük oy almasının arkasında ise Berkin Elvan olayına gösterilen tepki olduğu belirtildi.

TKP'YE KARŞI YARIŞTI

İlk defa adında komünist olan bir partinin belediye başkanlığını kazandığı Ovacık ilçesinde çetin bir seçim yarışı yaşandı. 2004'de AKP'nin, 2009'da CHP'nin seçimi kazandığı ilçede TKP 656 oy alırken, BDP 607, CHP 281 ve AKP ise 227 oy aldı. AKP'nin adayı 2004-2009 yılları arasında belediye başkanlığı yapan ve ilçede sevilen bir isim olan Hasan Hüseyin Dizi'ydi. Dizi, Ovacık Adliyesinde Yazı İşleri Müdürlüğü yaparken kazandığı belediye başkanlığı için bir kez daha niyetlendi ama yenilgi yaşadı.

6 Nisan 2014 Pazar

'Kılıçdaroğlu canım ciğerim ama BDP’ye verdim'



KEMAL GÖKTAŞ

CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun memleketi Tunceli’de kaybetmesinin birçok nedeni var: “Cemaat ittifakı, çözüm sürecine yeterli desteği vermemesi, Dersim katliamına ilişkin aktif politika sürdürmemesi, aday seçimi...”

Türkiye’de genel başkanların seçim performansı değerlendirilirken göz önüne alınan önemli kriterlerden biri de memleketlerinde gösterdikleri başarı olur. Bu açıdan Süleyman Demirel için Isparta, Turgut Özal için Malatya, Mesut Yılmaz ve Tayyip Erdoğan için Rize hep partilerinin kalesi olagelmiştir. CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun memleketi Tunceli de 2011’deki genel seçimde 2 milletvekilini de CHP’den seçerek bu desteğini göstermişti. Ancak 30 Mart’ta yapılan yerel seçimlerde CHP Tunceli Belediye Başkanlığı’nı BDP’den alamadığı gibi ilçelerde de başarısız kaldı.
Tunceli’deki siyasetçiler ve seçmenler, Türkiye genelinde seçime damgasını vuran AKP ve diğerleri kutuplaşmasının Tunceli’deki versiyonunun CHP ve diğerleri şeklinde yaşandığına dikkat çekiyor. CHP’ye rakip olarak çıkan BDP’nin ve sosyalist partilerin oluşturduğu Devrimci Güç Birliği ittifakının propagandasının temel eksenini CHP’nin “düzen partisi” olduğu tezi oluşturdu. 1970’lerden bu yana Tunceli’de sarsılmaz bir iktidarı bulunan CHP 2004’te DEHAP’a belediye başkanlığını kaptırmasından bu yana eski gücüne ulaşamadı. CHP, daha çok kentteki yaşlı seçmenlerden oy alırken giderek nüfus içindeki oranı artan genç ve orta kuşağın tercihleri ise BDP ve sosyalistler oldu. CHP, bu profilde “sağ” parti muamelesi görürken 2004’den önceki belediyecilik pratiği de pek iyi anılmıyor.
Kutuplaşma böyle gerçekleşince ortaya ilginç seçim sonuçları da çıktı. 2004’den beri BDP ve ittifak yaptığı sosyalist grupların belediyeyi aldığı Tunceli’de AKP İl Genel Meclisi’nde yüzde 14 oy almasına rağmen belediye başkanlığı seçiminde oyu yüzde 9 civarında gerçekleşti. Tunceli Belediye Başkan Yardımcısı Hüseyin Tunç’a göre asker, polis ve memurların çoğunluk oluşturduğu Atatürk Mahallesi’ndeki sandıklardaki sonuçlar, il genel meclisinde AKP’ye oy verenlerin, belediye başkanlığında CHP’ye oy verdiğini gösteriyor. Tunç, 2009’daki seçimde AKP’nin belediye başkanlığında aldığı yüzde 21 oyun yüzde 9’a düştüğünü de dikkat çekiyor. Bu iddiaya karşın CHP’liler ise bazı AKP’lilerin CHP gelmesin diye BDP adayına oy verdiğini ileri sürüyor. Ancak seçim sonuçlarında bu iddiayı kanıtlayan veri pek yok.

Kılıçdaroğlu’nda Tunceli’de CHP’nin seçimi kaybetmesinin nedenleri ise şöyle sıralanıyor:
Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP Genel Başkanı olmasından sonra Tunceli’de büyük bir kredisi vardı. Ancak Mansur Yavaş gibi ülkücü-sağ kökenli adaylar göstermesi, seçim kampanyasında bozkurt işareti yapması, cemaatle işbirliği yapıldığına ilişkin algı, çözüm sürecine beklenen desteği vermemesi, Dersim 1938 olaylarına ilişkin aktif tutum sergilememesi, emek ve sol eksenli bir politika yapması beklenirken Kılıçdaroğlu yönetimindeki CHP’nin de ‘devlet partisi’ görüntüsünden uzaklaşmaması gibi etkenlerle Kılaçdaroğlu’nun etkisi zayıfladı. CHP’nin adayı Hızır Bahtiyar Aytaç’ın 20 yıldır Tunceli dışında yaşaması, merkezden atanan aday olarak algılanması, tabanda karşılığının olmaması gibi etkenler de seçmeni etkiledi. Ayrıca ilde yeni kurulan üniversitedeki çoğu Güneydoğu’daki illerden gelen 2 bini aşkın öğrencinin BDP’ye oy vermeleri de farkın açılmasına neden oldu.


Yaşlılar CHP’yi, gençler BDP’yi tercih ettiler

Tunceli’de 70’li yıllarda devrimci gençlerin “yakında devrim olacağına ilişkin” propagandaları nedeniyle “Palavra meydanı” denilen alandaki çay bahçesinde oturan Tunceliler ise CHP’nin kaybetme nedenlerinin başına “sağcı” politikaları koyuyor. 36 yıldır Almanya’da yaşayan Mehmet, Kılıçdaroğlu’nun Mansur Yavaş tercihinin kentte sorgulandığını, bozkurt işareti yapmasının olumsuz etki yaptığını belirterek “Dersimliler CHP’ye bir ceza verdi. Gençler hiç oy vermedi. Sadece yaşlılar CHP’yi tercih etti” dedi. “Ben CHP’liyim, Kılıçdaroğlu canımız ciğerimiz ama oyumu BDP’ye verdim” diyen işçi Gürkan Öncel ise CHP’nin adayı Hızır Bahtiyar Aytaç’ın seçim kampanyası sırasında bazı evlerde BDP’nin işçi ve sendika kökenli adayı Mehmet Ali Bul için “Bir işçi mi bizi yönetecek?” dediği söylentisinin yayıldığını belirterek “Çıkıp bunu yalanlamadı. Demek ki söylemiş. Bu söz yüzünden bütün işçiler BDP’nin adayına oy verdik. MHP’den aday olsaydı, MHP’ye oy verirdik. Çünkü içimizden gelen, dürüst bir emekçi” dedi. Gürkan’ın arkadaşı İbrahim ise BDP’nin kazanmasının tek nedeninin aday olduğu görüşüne katılmıyor ve “BDP kimi gösterse o seçilirdi” diyerek itiraz etti.
Kılıçdaroğlu’nun “Seçim sonuçlarından sonra en çok neresi için üzüldünüz?” sorusuna Tunceli yerine Artvin yanıtını vermesi de CHP’lileri üzmüş.

GEZİ'NİN MESAJ ALDIK

TKP’li Ovacık Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu’nun bütün kararların alınacağı halk meclislerinin oluşturulacağını söylemesine benzer biçimde Tunceli il merkezinde BDP de halk meclisleri oluşturmayı hedefliyor. Tunceli Belediye Başkan Yardımcısı Tunç, ayrıca Gezi’de verilen mesajın en iyi Tunceli’de okunduğunu savunarak “Halk meclisleri Gezi’den sonra ortaya çıkan park forumlarının yönetime katılmış biçimi olacak. Ekolojik yönetim Dersim’de hayata geçecek” dedi.

BDP VE DEMİRTAŞ ETKİSİ

Tunceli eski Belediye Başkanı BDP’li Edibe Şahin, “Kılıçdaroğlu CHP lideri olduğunda Alevi Kürtler ilk defa kendilerinin iktidarda temsil edileceği umuduna kapıldı. Bunu tarihi bir fırsat olarak gördüler. Ama yerel seçimlerde tutumlar farklı olur. Tunceli’nin 70 yıllık belediyecilik tarihinde CHP vardır ama halk onlara mecburen oy vermiştir. Halk BDP yönetiminde belediyecilik farkını gördü. CHP’nin çözüm sürecindeki duruşu da etkili oldu” dedi. Kentte etkili olan Emek Partisi’nin 12 yıl il başkanlığını yapmış olan Tunceli Belediye Başkan Yardımcısı Hüseyin Tunç da “Selahattin Demirtaş’ın mitinginde Zaza - Kürt ayrımının BDP için söz konusu olmadığını ve bütün ezilen milliyetler için mücadele ettiklerini söylemesi önemliydi” dedi.




5 Nisan 2014 Cumartesi

Ovacık'ın komünist başkanı: Çadırınızı alın Ovacık'a gelin

KOMÜNİST BAŞKANLA "KOMÜNİZM, BELEDİYECİLİK VE TUNCELİ ÜZERİNE"

Kemal GÖKTAŞ
OVACIK - 30 Mart yerel seçimlerinin üzerinde en çok konuşulan konularından biri ilk defa adında komünist olan bir partinin, Türkiye Komünist Partisi'nin Tunceli’nin Ovacık ilçesinde belediye başkanlığı seçimini kazanması oldu.
Tunceli varlığını siyaset ile ifade eden bir kent. Devletin Dersim'i Tunceli yapmasından bu yana hep en sıkı güvenlik rejiminin muhatabı olan kent için siyaset, gündelik hayatın önemli bir parçası. "İlk komünist belediye başkanı" Mehmet Fatih Maçoğlu, Tunceli ve sol siyaset ilişkisini "Sol siyaset burada kültür haline gelmiş. Burada Alevi kimliği Alevilere yönelik ayrımcı uygulamalar yüzünden bazen öne çıkıyor. Ama burada yaşamın her yönü idelojidir, siyasallaşmadır" sözleriyle anlatıyor.

MAOCU-TKP İTTİFAKI

1 Nisan 2014 Salı

BDP OY ARTIRDI, HDP UMUTLANDI


Kemal GÖKTAŞ
BDP, 30 Mart yerel seçimlerinde 3'ü büyükşehir olmak üzere 11 il, 68 ilçe ve 23 beldede belediye başkanlığı kazandı.  HDP ise belediye başkanlığı kazanamadı ancak 2009 seçimlerinde kapatılan DTP'nin oyu yüzde 5.21 iken BDP-HDP'nin toplam oyu 6.5 civarında gerçekleşti. BDP 11 ilde oyunu artırırken 4 ilde hemen hemen aynı oyu aldı. 2'si yeniden kazandığı iller olmak üzere 4 ilde ise oy kaybı yaşadı. Seçimden sonra olağanüstü kongreye gidecek olan BDP, HDP'ye katılıp katılmamaya karar verecek.
BDP, 2009'da kazandığı Diyarbakır, Van, Hakkari, Siirt, Batman, Şırnak, Iğdır ve Tunceli'deki belediyelerini korurken Ağrı ve Bitlis'in yanı sıra Anayasa Mahkemesi'nin siyaset yasağı nedeniyle bağımsız aday olarak giren Ahmet Türk'ün kazanmasıyla birlikte 2 il ve 1 büyükşehir daha kazanmış oldu.
2009'da 100 belediye başkanlığı kazanan BDP, bu belediyelerden 22'sinin kapatılmasına rağmen, 2014'de belediye sayısını 102'ye çıkardı.

30 Mart 2014 Pazar

Özgürlükçü savcı, tape soruşturması yaparken görevden alındı


Kemal GÖKTAŞ
Gezi eylemlerinin ilk günü, 1 Mayıs, Fazıl Say, Alperenler gibi pek çok soruşturmada özgürlükçü kararlar veren, gösteri hakkının kullanılmasına ilişkin AİHM kriterlerini hatırlatan İstanbul Cumhuriyet Savcısı Hüseyin Aslan, soruşturma savcılığından alınarak duruşma savcısı yapıldı. Aslan son olarak yolsuzluk iddialarıyla ilgili olarak internete konulan tapelerde Başbakan'ın sesine montaj yapıldığıyla ilgili bir ihbar üzerine ses analizi yapmaya hazırlanıyordu.
Savcı Hüseyin Aslan, kamuoyunun gündemine ilk olarak geçen yıl Taksim'de yapılmaya çalışılan 1 Mayıs kutlamalarına ilişkin verdiği kararla geldi. İddianamede Taksim'in gösterilere yasaklanmasını eleştirerek Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'nun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne aykırı olduğunu belirten Aslan'ın iddianamesinde İstanbul Valiliğinin Taksim'i yasaklama kararının "hakkın özüne aykırı" bir müdahale olduğu görüşleri dile getirilmişti.

28 Mart 2014 Cuma

Fethiye'de HDP'ye karşı "derin devletin" delili



Kemal GÖKTAŞ
ANKARA - HDP'nin Fethiye teşkilatına yönelik saldırılarla ilgili İHD, TMMOB,  DİSK, KESK, TTB, Alevi Bektaşi Federasyonu, Pir Sultan abdal Kültür Derneği, Hacı Bektaş Veli Kültür Derneği, Alevi Kültür Dernekleri temsilcileri tarafından hazırlanan raporda çarpıcı bir iddia dile getirildi. Raporda bir HDP üyesinin evinde arkadaşı ile yaptığı özel görüşmenin sosyal medyada yayınlanması ve ailesini korumak amacı ile gideceği adresin öğrenilmesinin "devlet içindeki çetenin Fethiye’de teknik araçlarla ortam dinlemesi yaptığını ve böylece emniyet ve istihbarat birimi içerisinde özel bir ekibin kendini ele verdiği" savunuldu.

25 Mart 2014 Salı

Hocalardan AYM'ye: Seçimden önce Twitter açılsın

Kemal GÖKTAŞ
TİB'in twitter'a erişimin engellenmesi kararına karşı Anayasa Mahkemesi'ne başvuran Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyesi Doç. Kerem Altıparmak ile Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi Yaman Akdeniz, yasağın seçimden önce kaldırılmasını talep etti.
Doç. Altıparmak adına yapılan başvuruda, başvurucunun 2010'dan bu yana Twitter'da hesabı olduğunu ve 3 bini aşkın mesaj attığını belirtilerek TİB'in engelleme kararının hukuksal dayanağı olarak biri özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, üçü de çeşitli mahkemelere ait kararların dayanak gösterildiği belirtilen başvuru dilekçesinde şöyle denildi:

24 Mart 2014 Pazartesi

Tahir Elçi'yle sürecin bir yılı: Ulusalcılar bile Öcalan'ı anlamaya başladı

Kemal GÖKTAŞ
Çözüm sürecinde Abdullah Öcalan’ın geçen yıl okunan mesajının ardından geçen bir yılı değerlendiren Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi, sürecin en önemli başarısının, Türk kamuoyuna Abdullah Öcalan’la görüşülmesinin ve bazı adımlar atılmasının ülkeyi bölmeyeceğini göstermesi olduğunu söyledi. Elçi, AİHM’in Öcalan kararının hükümetin elini güçlendirdiğini savunurken, “Bize göre Öcalan’ın infaz süresi 36 yıl üzerinden hesaplanmalı. Bunun şartlı tahliye süresi 20 yıldır. Öcalan kalan 5 yılını denetimli serbestlikle geçirebilir” dedi. Elçi, VATAN’a şu değerlendirmelerde bulundu:

Nevruz ve çözüm süreci: İhtiyatlı karamsarlık


Kemal GÖKTAŞ
Abdullah Öcalan'ın Nevruz'da* okunan mektubuna ilişkin yaygın kanaat mektubun sürecin devamına ilişkin bir kararlılık taşıdığı oldu. Bu algının oluşmasında KCK'nın Nevruz arefesinde yaptığı sert açıklamaların yanı sıra Öcalan'ın mektubunun hükümetten veto yediğine yönelik söylentilerin karşılıksız çıkmasının etkili olduğu söylenebilir. Mektup gelmiş ve içeriğinde barış sürecine yönelik kararlılık ifade eden cümleler çıkmıştı.

17 Mart 2014 Pazartesi

Sarısülük davasında bilirkişi raporu: "Sahık polis Şahbaz'ın raporları sahte"


 
Kemal GÖKTAŞ
Gezi eylemleri sırasında Kızılay'da Ethem Sarısülük'ü vurarak öldüren polis memuru Ahmet Şahbaz'ın olaydan sonra aldığı sağlık raporlarının sahte olduğunun Ankara Tabip Odası tarafından yapılan bilirkişi incelemesi ve hastane kayıtlarının tetkiki sonunda kanıtlandığı belirtilerek savcılığa suç duyurusunda bulunuldu. Sarısülük ailesi adına avukat Kazım Bayraktar, Sarısülük cinayetinin zanlısı polis memuru Ahmet Şahbaz ile özel hastanenin adli tıp uzmanı doktarları T.A ve U.B hakkında "sahte rapor düzenlemek ve kullanmak" suçlarından dava açılması istendi. Şahbaz'ın aldığı raporların hastanenin bilgisayan sisteminde yer almadığı belirtilen suç duyurusunda, 1 Haziran'da aldığı iddia edilen raporda yer almayan bazı yara izlerinin 3 ve 10 Haziran'da alınan raporlarda yer aldığı, sanık polisin aradan geçen sürede iyileşeceğine yeni yara izlerinin raporlara eklendiği belirtildi. Dilekçede, sanık polisin "Havaya ateş ederken bileğime taş geldi" savunmasını inandırıcı kılabilmek için ilk raporda yer almamasına rağmen sonraki raporlara "el bileğinden yaralanma" şeklindeki bulgunun yazıldığı ifade edildi.

ATO RAPORU: "NEDENSELLİK BAĞI YOK, BİLİMSELLİKTEN UZAK, YOK HÜKMÜNDE"

Ankara Tabip Odası'nın Şahbaz'ın raporları ile ilgili biri ortopedi ve travmatoloji diğeri adli tıp uzmanı iki bilirkişiden oluşan heyetin 6 Mart 2014 tarihli raporunda şu tespitler yer aldı:

GEÇ TAHLİYEYE DAVA AÇTI, 6 KAT BORÇLU ÇIKTI



Kemal GÖKTAŞ
Yargılandığı davada mahkemenin tahliye kararı vermesine rağmen cezaevinde 5 saat fazladan tutulan sanık 500 TL'lik manevi tazminat davası açtı ama dava sonunda kendisi 3 bin TL borçlu çıktı.

12 Mart 2014 Çarşamba

Ergenekon: Özgürlük, adalet ve hukuk


Kemal GÖKTAŞ
Türkiye'deki siyasal dönüşümün başlangıç noktası olarak görülebilecek olan Ergenekon davasının en önemli özelliği, siyasi iradenin desteği ve yönlendirmesi ile açılmış olmasıydı. Soruşturmanın ilk günlerinde askeri vesayetin, darbe girişimlerinin, faili meçhullerin soruşturulacağı, Türkiye'nin "bağırsaklarını temizleyeceği" beklentisi vardı. Ama kısa sürede ortada bir yargısal faaliyetten çok muhaliflerin tasfiye edildiği bir "operasyon" olduğu gerçeği su yüzüne çıktı ve dava siyasi ve toplumsal kamplaşmanın önemli bir simgesi haline geldi.
Davaya ilişkin algıda kısa sürede yaşanan bu dönüşüm, davanın kamuoyu nezdinde "itibarsızlaşmasına", içerdiği birçok vahim suçun da görülmemesine giden yolu açtı. Mahkemenin verdiği çok ağır cezalara rağmen davayı "kadük" hale getiren ise cemaat-iktidar kavgası vesilesiyle ileri sürülen "kumpas" iddiaları oldu. Anayasa Mahkemesi'nin İlker Başbuğ ile ilgili kararının ardından sanıkların art arda tahliye edilmeleri de bu yüzden sürpriz olmadı.

Danıştay saldırganının tahliyesinde skandal: Karar AYM, AHİM ve Yargıtay kararlarına aykırı

ARSLAN İTİRAZ ÜZERİNE TAHLİYE OLABİLİR!
KATİLLERE HEP "YANLIŞ TAHLİYE" PİYANGOSU VURUYOR

Kemal GÖKTAŞ
Danıştay cinayetinin faili Alparslan Arslan'ın tahliyesine ilişkin kararın Anayasa Mahkemesi'nin İlker Başbuğ ve önceki kararlarına aykırı biçimde "uzun tutukluluk süresine" dayanarak verildiği ortaya çıktı. Arslan'ın cezaevinde iken işlediği suçlar nedeniyle aldığı cezaların da yattığı süreden mahsup edilerek tahliye edilebileceği belirtildi. Böylece Arslan'ın AYM, Yargıtay ve aİHM kararlarına aykırı biçimde alınmış bir kararla önümüzdeki günlerde özgürlüğüne kavuşması ihtimali bulunuyor.

İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nin kararında, Arslan’ın 20 Mayıs 2006’da tutuklandığı hatırlatılarak, tutuklanması nedeniyle 5 yıllık sürenin 21 Mayıs 2011 tarihinde dolduğu belirtildi. Yasa değişikliği ile tutukluluk süresinin 5 yıla indiği vurgulanarak, Arslan’ın derhal salıverilmesi gerektiği vurgulandı. Mahkeme, Arslan’ın haftada 3 gün karakola imza atmasına ve yurtdışına çıkış yasağına hükmetti.

8 Mart 2014 Cumartesi

Başbuğ kararı ve Ergenekon sanıklarının tahliyesi: Yargıda iki cephe


Kemal GÖKTAŞ
Anayasa Mahkemesi'nin kararının ardından eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un tahliye edilmesiyle birlikte Ergenekon ve diğer özel yetkili mahkemelerde yargılanan önemli davaların sanıkları açısından "tahliye" olasılığı gündeme geldi. Hrant Dink cinayeti sanığı Erhan Tuncel'in tahliye edilmesinin ardından Bakanlık verilerine göre ilk etapta 150 tutuklunun serbest kalacağı belirtildi. Zaman geçtikçe 5 yılını dolduran bütün tutukluların tahliye edilmesiyle bu sayı daha da artacak.

AYM KARARININ GEREKÇESİ: BAŞBUĞ'A YÜCE DİVAN YOLU AÇIK

 
Kemal GÖKTAŞ
Anayasa Mahkemesi’nin İlker Başbuğ’a tahliye yolunu açan kararında Yüce Divan sürprizi çıktı. AYM’nin gerekçeli kararında Başbuğ’un yargılama yerinin Yüce Divan olduğu iddiasının “dayanaktan yoksun olmadığı”, ancak bu konudaki kararın Yargıtay’ca verilmesi gerektiği belirtildi. Kararda, gerekçeli kararın 7 ayda yazılmamış olması nedeniyle Yargıtay’ın temyiz incelemesini yapamadığı ve bu yüzden Başbuğ’un Yüce Divan iddiası ile ilgili bir karar verilemediği vurgulandı. AYM, bu nedenle hakkında hüküm verilmiş olmasına rağmen Başbuğ’un tahliye talebinin mahkemece yeniden değerlendirilmesi gerektiğine işaret etti.

7 Mart 2014 Cuma

Dink ailesinin pankart tedirginliği: İdare ve yargı, milliyetçi çevreleri pervasızlaştırıyor


O PANKART DİNK AİLESİNİN TEDİRGİNLİĞİNİ ARTIRDI

"HRANT DİNK ERMENİ VE SOSYALİST BİR MUHALİF GAZETECİ OLDUĞU İÇİN CİNAYETİN ÖNLENMESİNE YÖNELİK TEDBİRLER ALINMADI, ETKİN VE ADİL BİR SORUŞTURMA YÜRÜTÜLMEDİ"

Kemal GÖKTAŞ
Dink ailesi avukatları, Hrant Dink cinayetinde sorumlulukları bulunduğu tespiti yapılan AİHM kararından sonra İstanbul Emniyet Müdürlüğü görevlileri ve dönemin Vali Yardımcısı Ergün Güngör hakkında yaptıkları suç duyurusu üzerine Valiliğin soruşturma izni vermemesi ve bu Bölge İdare Mahkemesi'nin de bu kararı hukuka uygun bulmasının ardından Anayasa Mahkemesi'ne yeni bir başvuru yaptı.

Başvuru dilekçesinde şunlar belirtildi:

4 Mart 2014 Salı

HSYK'DA YARI YARIYA TASFİYE

Kemal GÖKTAŞ
Adalet Bakanı Bekir Bozdağ'ın, HSYK Kanunu'nun Cumhurbaşkanı Gül tarafından onaylanmasından sonra jet hızıyla Genel Sekreter yardımları, teftiş kurulu başkan ve yardımcılarının atamalarını yapmasının ardından HSYK Genel Kurulu dün de yeni atamalar yaptı. HSYK, yasa gereği görevleri sona eren 37 tetkik hakimden 18'ini yeniden atarken 19 da yeni tetkik hakim atadı. Kurul, yine yasa gereği görevleri sona eren 134 müfettişten 57'sinin görevine devam etmesine karar verdi. Önümüzdeki günlerde kalan müfettiş kadrolarına atama yapılacak. HSYK'nın yeni genel sekreteri de Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkan Yardımcısı Bilgin Başaran oldu.

HSYK Genel Kurulu, Adalet Bakanı ve HSYK Başkanı Bekir Bozdağ başkanlığında dün toplandı. Bozdağ, toplantıda HSYK genel sekreterliği için genel kurulun belirlediği adaylardan Başaran'ı bu göreve getirdi. HSYK'nın yapısını değiştiren kanunun yürürlüğe girmesiyle mevcut Genel Sekreter Muzaffer Bayram'ın görevi sona ermişti.

ŞİKE DAVASINDA SÜRPRİZ: YENİDEN İNCELEME



YARSAV'ın twitter hesabından Şike davası ile ilgili çarpıcı bilgiler paylaşıldı. Buna göre "Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Fenerbahçe / şike dosyasını yeniden incelemeye aldı. Yasa gereği dosyanın infaz için İstanbul’a gönderilmesi gerekirken, sanıklarca yapılan inceleme istemi dikkate alındı. Bu inceleme sonucunda Ceza Genel Kuruluna yapılacak itiraz üzerine Yargıtay 5.Ceza Dairesinin kararı değişebilir. Başsavcılığın bu incelemeyi tamamlaması için yasal bir süre sınırı bulunmamaktadır."

Hatice Can'ın intiharından önce verilen kahredici mahkeme kararı: "Emniyet'in iç işi, sizi ilgilendirmez"


ANNEDEN MAHKEMEYE ACI YANIT

Kemal GÖKTAŞ
İstanbul'da 2010'da yılında gözaltında maruz kaldığı hakaret ve işkence nedeniyle intihar eden 28 yaşındaki ODTÜ'lü mimar Onur Yaser Can'ın annesi Hatice Can da yaşamına son verdi. Mahkemenin, bu intihardan önce, anne-babanın Emniyet'in 4 polise disiplin ceza vermemesi ve 2'sine "kıdem durdurma" cezası verilmesine karşı açtıkları davada "Emniyet'in iç işleyişine yönelik karar, sizi ilgilendirmez" kararı verdiği ortaya çıktı. Bu yanıtın üzerinden 2 ay bile geçmeden anne Hatice Can'ın intiharı mahkemeye verilmiş acı bir yanıt oldu.

İNTİHARA GÖTÜREN GÖZALTI

ODTÜ mezunu Onur Yaser Can (28), İstanbul’da esrar satın aldığı gerekçesiyle, 2 Haziran 2010’da gözaltına alındı. İfadesi avukat olmadan alındı ve ailesine haber verilmediği gibi gözaltına alınırken doktor raporu da alınmadı. Savcının gözaltı kararı olmamasına rağmen Can, çırılçıplak soyularak "vücut boşlukları" (anüs dahil) elle arandı. Çıkış doktor raporuna ilişkin muayene ise polislerin huzurunda yapıldı, bedensel ve ruhsal durumu muayene edilmedi. Can, savcının salıverilmesi talimatına karşın tekrar emniyete götürülüp bir süre daha tutuldu.

3 Mart 2014 Pazartesi

HÜKÜMETİN "KOZMİK VİCDAN" İÇİN EYLEM PLANI VAADİ

CUMHURBAŞKANI, BAŞBAKAN VE BAKANLAR KURULU'NUN İMZASIYLA RESMİ GAZETE'DE YAYIMLANAN İNSAN HAKLARI EYLEM PLANININDA GÖSTERİ HAKKI, POLİS ŞİDDETİ, İNTERNET, ASKER İNTİHARLARI, KADINA KARŞI ŞİDDET, DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ, HASTA MAHKUMLAR GİBİ TEMEL İNSAN HAKLARI KONULARINDA ÇARPICI DÜZENLEMELER YAPILACAĞI BELİRTİLDİ
- İZİNSİZ DE OLSA BARIŞÇIL GÖSTERİLERE MÜDAHALE EDİLMEYECEK!
- İNTERNET YASASI'NIN DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜNÜ SINIRLAYAN HÜKÜMLERİ GÖZDEN GEÇİRİLECEK

* TOPLANTI VE GÖSTERİ YÜRÜYÜŞLERİ KANUNU DEĞİŞTİRİLECEK
* ORANTISIZ MÜDAHALEYİ ÖNLEYECEK YASA DEĞİŞİKLİĞİ YAPILACAK
* İZİNSİZ DE OLSA BARIŞÇIL GÖSTERİLERE MÜDAHALE EDİLMEYECEK
* SOMUT VE YAKIN TEHLİKE YOKSA GÖSTERİLER YASAKLANMAYACAK
* POLİSİN ZOR VE SİLAH KULLANMA YETKİSİ SINIRLANACAK
* ORANTISIZ MÜDAHALEDE BULUNAN POLİSLERİN YARGILANMASI SAĞLANACAK
* MAHKEMENİN TAHLİYE KARARI VERDİĞİ MAHKUM, BÜROKRATİK İŞLEMLER İÇİN CEZAEVİNE GÖTÜRÜLMEDEN DURUŞMA SALONUNDA ÖZGÜR KALACAK
* DAVANIN GÖRÜLME HIZI, HAKİMLER İÇİN PERFORMANS KRİTERİ OLACAK

Kemal GÖKTAŞ
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin İhlallerinin Önlenmesine İlişkin Eylem Planı, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve bütün bakanların imzasıyla Resmi Gazete'de yayımlandı. Planda özellikle Gezi eylemleri sırasında gündeme gelen, polis şiddetinden kaynaklanan ölümlerin önlenmesi için yasa değişikliklerinin yapılacağı ve son değişikliklerle büyük tartışma yaratan internet yasasında, düşünce özgürlüğünü sınırlayan düzenlemelerin gözden geçireleceğinin vaat edilmesi dikkat çekti.

27 Şubat 2014 Perşembe

HSYK VE AKADEMİ "SIFIRLANDI"


 

Kemal GÖKTAŞ
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 17 Aralık yolsuzluk operasyonlarından sonra gündeme gelen ve büyük tartışma yaratan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Kanunu, Türkiye Adalet Akademisi Kanunu ile yargıya ilişkin diğer bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına ilişkin kanunu onayladı. Komisyon ve Genel Kurul aşamalarında Gül'ün uyarıları doğrultusunda bazı değişiklikler yapılsa da Bakan'a geniş yetkiler veren düzenlemeler kanunda büyük ölçüde korundu. Kanunun yürürlüğe girmesiyle HSYK ve Türkiye Adalet Akademisi'ndeki görevli tüm hakim, savcı, müfettiş, öğretim üyesi, idari personelin görevi sona erecek ve yerlerine 10 gün içinde yeni atamalar yapılacak. Böylece tek kanunla yaklaşık 1000 kişinin görev yeri değişecek.

Cumhurbaşkanı Gül, yasayı onadıktan sonra yaptığı yazılı açıklamada teklifin Meclis'e sunulmasından sonra her safhasını özellikle Anayasaya aykırılığının bulunup bulunmadığı bakımından incelettiğini belirterek şunları kaydetti:

26 Şubat 2014 Çarşamba

Anayasa Mahmekesi'nden "öncü" MİT kararı: Fişlemelere vize



Kemal GÖKTAŞ
MİT'in yetkilerine ilişkin teklifin yasalaşması halinde açılacak iptal davasına bakacak olan Anayasa Mahkemesi'nden (AYM) "öncü" nitelikte bir karar çıktı. Karar, Devrimci Karargah davasında dosyaya konulan bir MİT fişleme belgesi aleyhine yapılan başvuru ile ilgili verildi. Kararda MİT teklifindeki en tartışmalı bölüm olan özel hayatın gizliliği ile ilgili olarak "İstihbarat çalışmaları yoluyla özel hayatlara ilişkin bilgilerin toplanması ancak demokratik kurumları korumak için zorunlu olduğu ölçüde meşru görülebilir" tespiti dikkat çekti.

AYM, intihar ettiği iddia edilen askerin ailesine "Tazminat aldılar artık mağdur değiller" dedi



Kemal GÖKTAŞ
Anayasa Mahkemesi, çocukları askerde intihar ettiği iddia edildiği için açtıkları tazminat davası sonucunda "borçlu çıkarılan" aileye 25 bin lira tazminat ödenmesine karar verdi. Kararda askeri savcılığın intihar ettiği ileri sürülen askerin psikolojisi hakkında yaptığı garip değerlendirme de dikkat çekti. Askeri Savcılık kararında "intiharın Şaban Koçak'in kendi iç dünyasından kaynaklanan ancak dışa yansıtmadığı şahsi, ailevi ve maddi sıkıntılar nedeniyle girmiş olduğu psikolojik bunalım sonucu gerçekleşmiş olduğu" ileri sürüldü.

Iğdır'da Aşağı Çiftlik Karakol Komutanlığı'nda askerlik yapan Şaban Koçak'a kalorifer dairesinin zimmeti verildi. Koçak, ailesine, bu görevi yapamayacağından korktuğunu, yanlış bir şey yaparsa ailesinin malvarlığına el konacağı tehdidi altında olduğunu anlattı. Silah ve mühimmat talebi komutanının emriyle reddedilen Koçak, kazan dairesinde diğer askerin hücum yeleğinden aldığı dolu şarjörü kullanarak intihar ettiği iddia edildi.

AİHM tüm Türkiye'deki iletişimin izlenmesine ilişkin karar verecek


Kemal GÖKTAŞ
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nda yürütülen bir terör örgütü soruşturması gerekçe gösterilerek aralarında bakan, milletvekili, siyasetçi, gazeteci, işadamlarının da olduğu yaklaşık 7 bin kişi hakkında dinleme kararının alındığının idida edilmesinin ardından "telekulak" skandalları yeniden gündeme geldi.
MİT'in 2005 yılında, Emniyet ve jandarmanın ise 2007 yılında tüm Türkiye'deki telefon, internet ve faks iletişimini izlemek üzere mahkemelerden aldığı genel nitelikli kararları VATAN ortaya çıkarmıştı.

Vatan'da 1 Haziran 2005'de yayınlanan haberle MİT'in Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nden aldığı kararla tüm Türkiye'deki sabit ve mobil (cep) telefonlarını, bütün e-mail yazışmalarını, faks ve SMS mesajlarını mahkeme kararıyla iki ay boyunca izlediği ortaya çıkmıştı.

25 Şubat 2014 Salı

Dinleme listelerindeki soru işaretleri


 
Kemal GÖKTAŞ
Star ve Yeni Şafak gazetelerinde yayınlanan haberlerde savcıların "Selam terör örgütü" soruşturması gerekçe gösterilerek yaklaşık 7 bin kişinin dinlendiği iddia edildi. İddia, dinleme kararı aldırdığı iddia edilen 2 savcı tarafından kesin bir dille yalanlandı. Yayınlanan listelerin mahkemelerin adli dinleme kararlarındaki formata uymaması ise soru işaretlerine neden oldu.

İki gazetede yayınlanan haberlere göre, dosya numarası 2011/762 olan belge ile ‘Selam Terör Örgütü’ iddiasıyla aralarında gazeteci Ertuğrul Özkök, Yusuf Ziya Cömert, Nasuhi Güngör, İbrahim Karagül, Ali Bayramoğlu, CHP Genel Merkezi, Hüsnü Mahalli, MİT Basın Müşaviri Nuh Yılmaz, Defne Samyeli, Yalçın Akdoğan, Vakıfbank Genel Müdürü Halil Aydoğan Başbakan’ın kardeşi Mustafa Erdoğan, İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın da aralarında olduğu yedi binden fazla kişinin dinlediği tespit edildiği iddia edildi. Haberlerde soruşturmayı yürüten Terörle Mücadele Kanunu ile görevli özel yetkili savcılar Adem Özcan ve Adnan Çimen'in, Selam Terör Örgütü soruşturması kapsamında mahkeme kararları alarak yaklaşık 3 yıldır bu kişileri dinlediği iddia edildi. Haberlerde yaklaşık 3 bin kişilik listelere de yer verildi.

24 Şubat 2014 Pazartesi

Tüm Türkiye izleniyor! (2005-2008 ve 2011'deki haberler)

 

Emniyet’e Türkiye genelinde iletişimi izleme yetkisi veren mahkeme kararını 1 Haziran 2005’te Vatan'da yayınlamıştık. Bu haberden sonra güya dinleme izleme işlerini yasal bir çerçeveye kavuşturmak üzere CHP'nin de desteğiyle kanun değişikliği yapıldı ve TİB kuruldu. Çıkarılan yasa "genel nitelikli" dinleme-izlemeye izin vermiyordu.

Ama 2008 yılında aynı yetkinin Emniyet ve jandarmaya verildiğini Gökçer Tahincioğlu ile yeniden yazmıştık. Buna göre iki kurama bu izni veren mahkeme 25 Nisan 2007’den itibaren 3’er ay süreyle bu izni uzatmıştı. Jandarma ve MİT’in de benzer kararlar aldığı sonradan ortaya çıkmıştı. Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nın Jandarma’ya verilen yetkinin kaldırılması için Adalet Bakanlığı’na başvurmuştu. Bakanlık ‘kanun yararına’ bozma talebiyle kararı Yargıtay’a götürmüştü. 9. Ceza Dairesi, 4 Haziran 2008’de Jandarma’ya verilen yetkiyi kaldırmış ve ‘Hiçbir kuruma demokratik bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan insanlar şüpheli görülerek ülke genelini kapsayacak şekilde yetki verilemeyeceğini’ belirtmişti. Ancak , bakanlık emniyetin aynı yöndeki iznini kaldırmak için Yargıtay’a başvurmamıştı. Son olarak bu sistemin yürütüldüğü, Polis Müfettişi Levent Yarımel’in Hrant Dink cinayeti ile ilgili verdiği ifadeleriyle ortaya çıkmıştı.

 
İlgili haberim şöyleydi:

MİT tüm Türkiye'deki iletişimi izledi


Madem 7 bin kişilik listeden söz ediliyor.....
Tüm Türkiye izleniyor! (2005-2008 ve 2011'deki haberler)     

Emniyet’e Türkiye genelinde iletişimi izleme yetkisi veren mahkeme kararını 1 Haziran 2005’te Vatan'da yayınlamıştık. Bu haberden sonra güya dinleme izleme işlerini yasal bir çerçeveye kavuşturmak üzere CHP'nin de desteğiyle kanun değişikliği yapıldı ve TİB kuruldu. Çıkarılan yasa "genel nitelikli" dinleme-izlemeye izin vermiyordu.

Ama 2008 yılında aynı yetkinin Emniyet ve jandarmaya verildiğini Gökçer Tahincioğlu ile yeniden yazmıştık. Buna göre iki kurama bu izni veren mahkeme 25 Nisan 2007’den itibaren 3’er ay süreyle bu izni uzatmıştı. Jandarma ve MİT’in de benzer kararlar aldığı sonradan ortaya çıkmıştı. Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nın Jandarma’ya verilen yetkinin kaldırılması için Adalet Bakanlığı’na başvurmuştu. Bakanlık ‘kanun yararına’ bozma talebiyle kararı Yargıtay’a götürmüştü. 9. Ceza Dairesi, 4 Haziran 2008’de Jandarma’ya verilen yetkiyi kaldırmış ve ‘Hiçbir kuruma demokratik bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan insanlar şüpheli görülerek ülke genelini kapsayacak şekilde yetki verilemeyeceğini’ belirtmişti. Ancak , bakanlık emniyetin aynı yöndeki iznini kaldırmak için Yargıtay’a başvurmamıştı. Son olarak bu sistemin yürütüldüğü, Polis Müfettişi Levent Yarımel’in Hrant Dink cinayeti ile ilgili verdiği ifadeleriyle ortaya çıkmıştı.

 

Buyurun size 1 Haziran 2005'de Vatan Gazetesi'nde yayımlanan bir haber...

********************

Mahkemeden MİTe Telefonları İzleme İzni

MİT, bütün sabit telefonları, Turkcell, Telsim, Avea hatlı tüm cep telefonlarını, bütün e-mail yazışmalarını, faks ve SMS mesajlarını, mahkeme kararıyla iki ay boyunca izledi.
Bu bilgilerin MİT'e verilmesi kararını alan ise Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi 'ydi. MİT Müsteşarlığı Diyarbakır Bölge Başkanlığı, 6 Mayıs 2005'de Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvurarak 8 Nisan ile 30 Mayıs 2005 tarihlerini kapsayacak şekilde Türkiye'de GSM, sabit hat ve internet üzerinden yapılan tüm telefon görüşmelerinin detay bilgilerinin kendisine verilmesi için mahkeme kararı alınmasını istedi. 

Adalet Bakanlığı'nın Hrant Dink savunmasına göre "herşey yolunda"

 


Adalet Bakanlığı'nın Hrant Dink'in ailesinin cinayetle ilgili etkin soruşturma yürütülmediği ve hala açık olan soruşturma dosyasından kendilerine bilgi ve belge verilmediği şikayetiyle Anayasa Mahkemesi'ne yaptığı başvuruyla ilgili gönderdiği savunmada ''çekinik'' biçimde başvurunun reddedilmesini isterken tartışmalı ifadeler kullandı.


Dink ailesinin, cinayete ilişkin devam eden soruşturmanın makul bir özen ve hızla yapılmadığını, soruşturma dosyasının kendilerine karşı gizli tutulduğu, muhtemel şüphelilerin cezasız bırakıldığı ve AİHM kararının gereklerinin yerine getirilmediği gerekçesiyle 500 bin TL tazminat istemiyle yaptığı başvuruya Adalet Bakanı adına Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürü Nurdan Okur'un imzasını taşıyan bir savunma gönderildi. Savunmada halen İstanbul Başsavcılığı'nda Dink cinayeti ile ilgili bir soruşturma yürütüldüğü, ancak alınan kısıtlılık kararı gereği Bakanlığın soruşturmanın içeriğine ulaşamadığı belirtildi.

22 Şubat 2014 Cumartesi

ÖYM paketine son dakika eklenen "Ergenekon" maddesi!

   ‘Demokratikleşme paketi’nin son dakika bombaları


Özel Yetkili Mahkemeleri kaldıran Demokratikleşme Paketi’nde son anda kritik düzenlemeler yapıldı. Buna göre, istihbarat kurumlarının önleme dinlemeleri için Ankara’daki ağır ceza mahkemesi karar verecek. Görevden alınanlar ise yargı kararıyla aynı göreve dönemeyecek.
Özel yetkili mahkemelerin kaldırılmasına ilişkin yasa teklifinde Genel Kurul’da verilen önergelerle kritik düzenlemeler yapıldı.

Yargı da MİT'e bağlanıyor: MİT bütün önemli soruşturmalardan bilgi belge alacak



Kemal GÖKTAŞ
Milli İstihbarat Teşkilatı'na (MİT) olağanüstü yetkiler veren "Devlet İstihbarat Hizmetleri e Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi" ile MİT'e devlete karşı işlenen suçlar ile terör ve casusluk suçlarında yürütülen soruşturma ve dava dosyalarından her türlü bilgi ve belgeyi alma yetkisi verilecek. Teklifle ayrıca MİT'e sadece Türkiye'deki telefon ve iletişimin dinlenmesi ve izlenmesi değil tüm dünyadaki telefonları dinleme yetkisi de veriliyor.

Teklifle MİT'in görev ve yetkilerinin düzenlendiği MİT Kanunu'nun 6. maddesine "5237 sayılı Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dört, Beş, Altı ve Yedinci bölümlerinde yer alan suçlara ilişkin soruşturma ve kovuşturmalarda ifade tutanaklarına, her türlü bilgi ve belgeye erişebilir, bunlardan örnek alabilir" fıkrası ekleniyor. Buna göre MİT, devlete karşı işlenen suçlar ile darbe, darbe teşebbüsü, örgüt üyeliği gibi suçların yanı sıra casusluk suçlarından yürütülen tüm soruşturma ve davalardaki bilgi ve belgelerin örneğini alabilecek. Böylece Ceza Muhakemesi Kanunu'ndaki "hazırlık soruşturmalarının gizliliği" ilkesi böylece MİT'e karşı geçerli olmayacak.

MİT TEKLİFİNDE İNANILMAZ HÜKÜM: YENİ ANAYASAMIZ MİT YASASI



MİT TEKLİFİNE KONULAN BİR HÜKÜM MİT KANUNU'NU DİĞER KANUNLARDAN DAHA ÜSTÜN OLDUĞUNU DÜZENLİYOR
 

Kemal GÖKTAŞ
TBMM'ye verilen MİT Kanunu'nda değişiklik yapılmasına ilişkin teklifle MİT Kanunu diğer tüm kanunlardan daha üstün olacak.
Teklife göre MİT akla gelebilecek her türlü bilgi, belge, veri, kayıt ve arşiv belgelerini istediği resmi veya özel tüm kurum ve kuruluşlardan alabilecek.

Buna göre bankalar, finans kuruluşları, tapu, vergi daireleri, özel şirketler, dernekler, sendikalar hatta siyasi partiler bile MİT'in istediği bilgi ve belgeyi hemen vermek zorunda olacak.

21 Şubat 2014 Cuma

DİNK CİNAYETİNDE 4 YENİ DELİL




Kemal GÖKTAŞ
Hrant Dink cinayetini önceden bildikleri halde önlem almamakla suçlanan dönemin Trabzon Emniyeti yetkilileri ile ilgili olarak yeni bilgilerin ortaya çıktığı gerekçesiyle çarpıcı bir suç duyurusunda bulunuldu. Dink ailesinin avukatları Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığına verdikleri bir dilekçe ile Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu (DDK) raporu ve sanık Erhan Tuncel'in son duruşmada verdiği ifadeler doğrultusunda dönemin Trabzon Emniyet Müdürleri Ramazan Akyürek ve Reşat Altay ile Emniyet İstihbarat Şube Müdürleri Engin Dinç ve Faruk Sarı ile istihbarat polisleri Ercan Demir, Özkan Mumcu, Muhittin Zenit ve Mehmet Ayhan hakkında soruşturma ve dava açılmasını talep etti. Dilekçede ayrıca Dink cinayetinden haberdar olan, cinayeti önleme, cinayeti işlemeyi tasarlayan örgüte operasyon yapma, Trabzon Valiliği basta olmak üzere devletin ilgili birimlerine bilgi verme yükümlülüğüne aykırı davranan Trabzon Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü görevlileri başta olmak üzere diğer görevliler hakkında da soruşturma açılması istendi.

Dilekçede ortaya çıkan yeni deliller şöyle sıralandı:

20 Şubat 2014 Perşembe

Abdullah Cömert soruşturmasında beyaz Akrep'teki polise tutuklama istemi

 
Kemal GÖKTAŞ
Hatay'da Gezi eylemleri sırasında başına gelen gaz fişeği ile hayatını kaybeden Abdullah Cömert'le ilgili soruşturmada ikisi koyu, biri beyaz renkli 3 Akrep'ten hangisinden öldürücü gaz fişeğinin atıldığı sorusuna Jandarma Kriminal Dairesi raporunda görüntelerin kalitesinin düşük olduğu gerekçesiyle net yanıt verilmezken görüntüler, özel bir kuruluşta netleştirildi. Cömert ailesinin avukatları Akrep'lerin içindeki kameraların çektiği görüntüler ile MOBESE görüntülerine göre gaz fişeğinin Beyaz renkli Akrep'ten atıldığını belirterek gaz fişeğini atan polis ve emir verenlerin tutuklanması istemiyle savcılığa başvurdu.

17 Şubat 2014 Pazartesi

HSYK'nın kilit ismi Okur'dan "Cemaatçi misiniz?" sorusuna yanıt


 

Kemal GÖKTAŞ
HSYK 1. Dairesi Başkanı İbrahim Okur, hakkında ileri sürülen iddialarla ilgili VATAN'a konuştu. Askıya alınan HSYK değişikliğinin indirilerek yasalaşmasına neden olan HSYK'daki toplantı krizinin arkasında Okur ile 1. Daire üyesi Teoman Gökçe'nin olduğu iddia edildi. Yeni Şafak'taki habere göre Okur ve Gökçe diğer kurul üyelerine WhatsApp uygulamasından mesaj göndererek 'toplantılara katılmayın' baskısı yaptığı iddia edildi. Bir HSYK üyesi Yeni Şafak'a kendisine mesaj atıldığını, diğer üyelere de atıldığını duyduğunu söyledi.
Okur, WhatsApp uygulamasını kullanmadığını belirterek şunları söyledi:

Yeni yargı sisteminin hukuku [1]


KEMAL GÖKTAŞ
Türkiye’nin henüz yazılmamış yargı tarihinde 2010 yılında yapılan Anayasa değişiklikleri ile getirilen düzenlemelerin yeni bir yargı düzeni kurduğunu belirtmek yanlış olmaz. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ile Anayasa Mahkemesi’nin yapısının değiştirildiği düzenlemelerin temel argümanları “tarafsızlığın” ve “demokratik meşruiyetin” sağlanmasıydı. Tarafsızlıkla kastedilen Kemalist hegemonya altındaki yargı sisteminin devletçi bakış açısının etkisizleştirilmesiydi. Yerine getirilen ise İslami referansların hakim olduğu bir yargı sistemine geçişin ilk adımları oldu. Demokratik meşruiyet söylemi ise yargının ve yargı mensuplarının “yöneticisi” olarak konumlandırılan HSYK’nın üye profilinin çoğulcu bir yapıya kavuşturulması, toplumun ve yargının renklerini yansıtan bir Kurul manzarası ortaya çıkarmayı vaat ediyordu. Bunun yöntemi olarak kurulun çoğunluğunu oluşturacak üyelerin (22 üyeden 15’inin) kürsü hakim ve savcıları ile Yargıtay ve Danıştay üyelerinin kendi aralarından doğrudan seçimi ile oluşturulması öngörülmüştü. Ancak HSYK’ya üye seçimleri bakanlık bürokratlarından oluşan listenin seçtirildiği bir zoraki seçim olarak gerçekleşti. Fethullah Gülen cemaati ise bu seçimin en büyük galibiydi. Hükümetin yargı içindeki kadrosal zayıflığını da kullanan cemaat, HSYK’da hakim güç haline gelmişti. AKP – cemaat ortaklığı, diğer alanlarda olduğu gibi yargıda da uzunca bir süre mükemmel bir uyumla hareket etti.
Yeni yargı düzeninin oluşturulmasının en önemli nedenlerinden biri, 2007’den sonra özel yetkili mahkemeler eliyle askeri darbe girişimlerine karşı başlatıldığı söylenen, ancak kısa sürede düzen içi ve düzen dışı tüm muhaliflere yönelik düşman ceza hukuku uygulamaları olduğu netlikle ortaya çıkan davaların sonucunu garanti altına almaktı. Yargı sistemi değişmedikçe özel yetkili mahkemelerdeki davaların temyiz aşamasında Yargıtay’ın bozma kararları vermesi kesindi. Bunun için öncelikle Yargıtay’a üye seçen HSYK’nın değişmesi gerekiyordu. Nitekim yeni HYSK’nın Yargıtay’a seçtiği 160 üyenin blok halinde davranması ile bu sorun aşıldı ve bu davaların temyiz aşamasında da istenen sonuçlar (Balyoz, Şike gibi) alınabildi.

Başbakan Erdoğan'ın mahkum olduğu tazminatı "demokratikleşme" paketiyle devlet ödeyecek!


- BAŞBAKAN VE ESKİ BAKAN'IN CARGİLL TAZMİNATI DEVLETTEN

Kemal GÖKTAŞ
Yargıtay'ın, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve eski Bayındırlık ve İskan Bakanı Zeki Ergezen'in yargı kararlarına uymadıkları gerekçesiyle tazminat ödemesi gerektiğine ilişkin kararı üzerine Cargill davasının yeniden başladığı, ancak "demokratikleşme" paketi yürürlüğe girdiğinde davanın düşeceği ve tazminatı devletin ödemek zorunda kalacağı ortaya çıktı.
Bursa'da yaşayan Ali Arabacı, Yahya Şimşek ile Cevdet Altun, Gemlik'te Cargill Tarım San. Tic. AŞ’ye nişasta fabrikası kurmasına olanak tanıyan Başbakanlık Yüksek Planlama Kurulunun, imar planı değişikliğine ilişkin Bursa Valiliği İl İdare Kurulunun, inşaat ruhsatı verilmesine dair kararın iptali için dava açtı ve tüm kararların iptaline karar verildi. Bu dava devam ederken, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı davaya konu mevzi imar plan değişikliği yaptı. Bu imar değişikliği de yine mahkemece iptal edildi. Ancak bakanlık iptal edilen imar planını bir kez daha değiştirdi ve değişikliğe uygun yeni inşaat ruhsatı verdi. Ancak bu işlem de mahkemece iptal edildi. Ayrıca, tesise deşarj ve emisyon izin belgeleri verilmesine ilişkin Bursa İl Mahalli Çevre Kurulunun kararı da iptal edildi. Ancak fabrikanın yapılmasına engel oluşturan bu 4 iptal kararına rağmen Bakanlar Kurulu 5 Mayıs 2005'de fabrika alanını "Özel Endüstri Bölgesi" ilan etti. Davacıların bu karara açtığı davada Danıştay'ın verdiği yürütmenin durdurulması kararına karşın fabrika faaliyetine devam etti.

10 Şubat 2014 Pazartesi

Çok tuhaf karar: Taksim dayanışması iddianamesine "soykırımlı" iade

"ŞÜPHELİLER SUÇ İŞLEMEK İÇİN ÖRGÜT KURMAKLA SUÇLANIYOR. AMA HANGİ SUÇLARI İŞLEMEK İÇİN ÖRGÜT KURDUKLARI BELİRTİLMİYOR. TCK'DA SOYKIRIM VE İNSANLIĞA KARŞI SUÇLARI KURMAK İÇİN ÖRGÜT KURMA SUÇU DA VAR. SUÇLAMAYA AÇIKLIK GETİRİLSİN"

 

Kemal GÖKTAŞ

ANKARA - İstanbul 33. Asliye Ceza Mahkemesi, Taksim Dayanışması üyesi 26 kişi hakkında "suç işlemek amacıyla örgüt kurmak" suçlamasıyla açılan iddianameyi "eksik" bularak iade etti. Mahkeme, sanıkların suç işlemek amacıyla örgüt kurduğu iddiasına rağmen hangi suçları işlemek için bu örgütü kurduklarına ilişkin iddianamede bir bilgi bulunmadığına işaret ederken, Türk Ceza Kanunu'nda soykırım ve insanlığa karşı suçları işlemek için örgüt kuranların da cezalandırıldığına ilişkin düzenleme olduğu hatırlatıldı ve örgütün işlemeyi amaçladığı suçlara açıklık getirilmesini istedi. İade kararında memura mukavemet suçu işlediği iddia edilmesine rağmen hangi kamu görevlisine mukavemet gösterildiğinin belirtilmediğini belirtti. Mahkeme ayrıca iddianamene şikayetçi olarak geçen AKP İl Başkanlığı'na ait araca zarar verilmesi suçlamasına ilişkin olarak da hangi şüphelinin bu suçu işlediğine iddianamede yer verilmediği ifade edildi.

İstanbul Cumhuriyet Savcısı Hüseyin Nazmi Okumuş tarafından hazırlanan ve Mimarlar Odası İstanbul Şubesi Genel Sekreteri Mücella Yapıcı ve İstanbul Tabip Odası Genel Sekreteri Ali Çerkezoğlu'nun da aralarında bulunduğu 5 şüpheli hakkında 29'ar yıla kadar, 21 şüpheli hakkında ise 10'ar yıla kadar hapis cezası istenen iddianame 33. Asliye Ceza Mahkemesi hakimi Ahmet Tokat tarafından savcılığa iade edildi.

8 Şubat 2014 Cumartesi

Paketle aktivistlere, gazetecilere cezaevi yolu



Kemal GÖKTAŞ
 Meclis'e sevk edilen 5. Demokratikleşme Paketi'ndeki düzenlemeler yeni soru işaretlerini beraberinde getirdi. Özel yetkili mahkemelerin kaldırılmasına rağmen Terörle Mücadele Kanunu'nda öngörülen kritik soruşturma usullerinin Ceza Muhakemesi Kanunu'na aktarılması, artırımlı ceza ve infaz hükümlerinin devam etmesi nedeniyle 13 özel yetkili mahkemede uygulanan hukukun normal ağır ceza mahkemelerine taşınacağı yorumuna neden oldu.

GAZETECİLERE, AKTİVİSTLERE CEZAEVİ YOLU

7 Şubat 2014 Cuma

Ailesinin oturduğu mahalle "sakıncalı" diye felçli mahkumu tahliye etmediler!

 
 
Kemal GÖKTAŞ
ANKARA - Bakırköy Başsavcılığı, Adli Tıp'ın verdiği "infazının ertelenmesi" kararına rağmen, felç ve beyin kanaması geçiren hükümlü Salih Tuğrul’un tahliye talebini Mersin Emniyet Müdürlüğü’nün verdiği tartışılacak rapora dayanarak reddetti. Başsavcılığın ret kararını dayandırdığı Emniyet raporunda “mahkumun toplum güvenliği için risk oluşturacak profili olduğu, ailesinin sık sık terör örgütü adına eylem yapılan bir mahallede oturduğu, aile üyelerinin emniyet tarafından bilinen şahıslardan olduğu, PKK/KCK terör örgütüne müzahir (yakın) aile yapısının" bulunduğu ifadeleri yer aldı.
PKK adına faaliyette bulunduğu gerekçesiyle 18 yıldır cezaevinde bulunan ve müebbet hükümlüsü Salih Tuğrul, Metris Cezaevi'nde 2007’de iki kez kalp krizi geçirdi. Kısmi felç geçiren Tuğrul, 2013'te cezaevinde düşerek beyin kanaması geçirdi. Kendi başına hayatını sürdüremez hale gelen ve tuvalete bile yardımla gidebilen Tuğrul sevk edildiği Adli Tıp Kurumu da infazının 6 ay ertelenmesi gerektiği yönünde rapor  verdi.

ÖYM'ler kalkıyor, TMK düzeni sürüyor

PAKET "TERÖR SUÇLARINI" DEĞİL YOLSUZLUK SUÇLARINI ETKİLEYECEK

Kemal GÖKTAŞ

ANKARA - Meclis'e sevk edilen özel yetkili mahkemelerin kaldırılmasıyla ilgili yasa teklifinde tutuklama, gözaltına alma, dinleme, izleme, malvarlıklarına el koyma, ajan görevlendirme, teknik takip ve ortam dinlemesi gibi birçok alanda önemli düzenmeler yapılması öngörüldü. Yolsuzluk soruşturmalarının başlamasından sonra yapılan atama kararlarına karşı açılan davalarda yürütmenin durdurulması kararının zorlaştırılması, kanun yürürlüğe girmeden önce verilmiş bütün dinleme, teknik takip, malvarlıklarına el koyma gibi kararların geçersiz sayılarak yeniden değerlendirmeye alınması gibi hükümler de yer aldı. Teklifte "suçu meslek edinmiş kişilerin" tutuklanmasının kolaylaştırılmasına ilişkin düzenleme de dikkat çekti.

AKP milletvekilleri tarafından verilen teklif 11 Şubat Salı günü TBMM Adalet Komisyonu'nda görüşülecek. Teklif, açıklamaların aksine Anayasa Komisyonu'nda bulunan "4. Demokratikleşme Paketi" ile birleştirilmeyecek. Her iki teklifin, Şubat ayı içinde çıkması planlanıyor.

4 Şubat 2014 Salı

Ergenekon sanıkları çıkabilir mi?

 



Kemal GÖKTAŞ
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, uzun tutukluluk konusuna çözüm getirmek amacıyla demokratikleşme paketine "devletin güvenliğine karşı işlenen suçlarda" azami tutukluluk süresini 5 yıl olarak düzenleneceğini açıklamasından sonra gözler kimin tahliye olacağına çevrildi.
Anayasa Mahkemesi, geçen yıl özel yetkili mahkemelerin görev alanına giren davalarda azami tutukluluk süresinin 10 yıl olarak uygulanacağına ilişkin hükmü iptal etmişti. Ancak Anayasa Mahkemesi iptal kararının yürürlüğe girmesini bir yıl ertelemişti. Bu sürenin dolmasına aylar kala hükümet bu sürenin 5 yıl olarak belirlenmesine karar verdi. Demokratikleşme paketine konulacak hükümle "devlete karşı işlenen suçlar, örgütlü uyuşturucu kaçakçılığı ve çıkar amaçlı suç örgütü" davalarında 5 yıl tutuklu kalan sanıklar tahliye edilecek. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, önceki gün 5 yıldan fazla tutuklu olanların sayısını 149 olarak açıklamıştı.

ANAYASA MAHKEMESİ İPTAL ETMİŞTİ

Düzenlemenin kapsamının nasıl belirleneceği ve Ergenekon başta olmak üzere birçok davada sanıkların tahliye edilip edilmeyeceği, mahkemelerin ve Yargıtay'ın yapacağı yoruma bağlı olacak.

AİHM'i tartışma zamanı: 4 mahkum 1 asker öldü; AİHM "orantılı" buldu



Kemal GÖKTAŞ
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi "Hayata Dönüş" operasyonu sırasında bir asker ile 4 tutuklunun hayatını kaybettiği Çanakkale Cezaevine yapılan müdahale ile ilgili kararında güvenlik güçlerinin "orantılı" müdahalede bulunduğu sonucuna vardı.

AİHM'in, aralarında Meral Kıdır'ın da olduğu 20 kadın mahkumun açtığı davada verdiği kararın gerekçesinde Türkiye, mahkumların iddiaları ile ilgili "etkili soruşturma" yapmadığı için mahkum edildi ancak "işkence ve yaşam hakkı ihlali" başvurularına ilişkin ret kararı verildi. AİHM kararında güvenlik güçlerinin operasyonu "tutuklular için hayati riski en azami düzeye indirecek şekilde yürüttüklerini" belirterek şu değerlendirmeleri yaptı: